Türk-İslâm kültür ve medeniyeti ile ilgili önemli makaleleri sizinle paylaşıyoruz...
“MİLLÎ MÜCADELE KAHRAMANLARINDAN HASAN BASRİ ÇANTAY’DA (1887-1964) DİNÎ ve MİLLÎ ŞUUR”
Bu makalede Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu buhran dolu yıllarda yetişmiş olan büyük fikir adamı Hasan Basri Çantay’ın mücadele dolu hayatında kendisine ruh ve ilham veren millî-manevî esaslar tespit edilmeye çalışılmıştır. Onun eserlerinden ve kendisi hakkında yazılıp çizilenlerden hareketle yaptığımız bu tespitler göstermektedir ki Çantay, son derece geniş bir İslâm kültürüne sahip bir ilim adamı ve kahraman bir mücahittir. Kendisi aynı zamanda İstiklâl Marşı şairimiz merhum Mehmet Âkif Ersoy’u millî marşımızı yazmak için ikna eden kişi olarak bilinmektedir. Çantay vatan ve millet sevgisiyle yanıp tutuşan bir âlim olmakla birlikte, aynı zamanda savaş dolu yılların getirdiği bitkinlik ve tükenmişlik içerisinde tembel bir şekilde köşesine çekilen, kendisini çevreleyen yakın tehlikenin farkında olmayan şuursuz halk kitlelerini uyarmayı da vazife edinmiş ve bu uğurda adeta gözüne uyku girmemiştir. Onun ve arkadaşlarının giriştikleri azimli mücadele sayesinde bizler bugün onlara göre çok daha rahat ve huzurlu bir vatan toprağı üzerinde yaşayabilmekteyiz. Yazının devamı

  • “Memleketin ciddî ve ilmî neşriyata çok, pek çok ihtiyacı vardır. Hele gençlerimiz buna ne kadar muhtaç ve müştaktırlar!”
  • “Kendi vatanımda sırf Türklüğümden dolayı maruz kaldığım felaket ve esaret gücüme gidiyor!”
  • “Hükümetler içtimâî bünyelerden doğarlar. Bünye yani millet ne kadar iyi ve sağlam olursa, onun hükümeti de öyle olur. Bünyeyi ihmal edip de her işi hükümetten beklemek hatadır. Evvela fert olarak kendimizi, sonra cemiyetimizi ıslah edelim; o vakit görürüz ki her şey düzene girmiştir.”
  • “…Bir genci cumhuriyet, vatan, milliyet hisleriyle aşılamak bir şair için az mı zevk verir? ...Ey milletin necip çocukları! Milletin dertlerini âhirette mi terennüm edeceksiniz? Şair demek mutlaka hevâiyatçı mı demektir? Hani hamâsî genç şairlerimiz? Hani mefkûreci ve ateşli arkadaşlarımız? …Garbı taklit edecekseniz, onun hayalperest, başıboş, çıplak muharrirlerini ve şairlerini değil, faziletkâr, vatansever düşünür, edip ve şairlerini taklit ediniz.”
  • "Türk milleti olarak bizim felaketimizi doğuran birinci sebep ahlâksızlıktır. Bizi can evimizden vuran düşman ne İngiliz, ne Fransız, ne Moskof ve ne de Alman’dır. Kendimiz, kendimiz, kendi ahlâksızlığımızdır!" Yazının devamı
"İSLÂM GARİP BAŞLADI…” HADİSİNE ORİJİNAL BİR BAKIŞ AÇISI GETİREN MEHMET FEYZÎ EFENDİ’NİN PEYGAMBERLİK ve SÜNNET ANLAYIŞI"
“İslâm garip olarak başlamıştır, başladığı gibi tekrar garipliğe dönecektir; gariplere ne mutlu!” şeklinde nakledilen ve muteber hadis kaynaklarında oldukça yaygın olarak yer alan hadis, genellikle hep olumsuz bir algı bırakmış ve İslâm dininin gittikçe zayıflayıp, kıyamete yakın garip bir hale dönüşeceği, başladığı gibi zayıf bir halde sona ereceği şeklinde anlaşılmıştır. Ne var ki, hadis metninin sonunun “Gariplere ne mutlu!” şeklinde bitiyor olması, ortada üzülmeyi gerektirecek bir durum olmadığını ifade etmektedir. İşte Mehmet Feyzî Efendi de bu hadis hakkında oldukça olumlu bir bakış açısı geliştirmiş ve bundan müsbet bir anlam çıkarmıştır. Buna göre, hadis metninde yer alan “garip”; "benzerleri arasında eşsiz (adîmü’n-nazîr)" anlamına gelmektedir ve bu da İslâm’ın tıpkı başladığı gibi eşsiz ve benzersiz olarak sona ereceğini ifade etmektedir. Bu çalışmamız, “Kur’ân’ın, ehâdîs-i Nebeviyye’nin ve ulemânın irşâdından başka çâre yoktur.” diyen ve hayatı boyunca Kur’ân ve Sünnet’e bağlı bir hayat süren Mehmet Feyzî Efendi’nin Peygamber ve Sünnet anlayışını da ortaya koymak suretiyle onun bu konulardaki kendine has bakış açısını tespit etmeyi amaçlamaktadır. Yazının devamı

  • Mehmet Feyzi Efendi: “Her Arefe günü bu fakir, İslâmiyet lehinde bir fütûhât hissediyorum. Hiç olmazsa onların (kâfirlerin) bazı entrikaları akim (sonuçsuz) kalıyor. İnşallah bu defa da perişaniyetleri vardır. Zaten Allah Teâlâ buyurdu: “Bugün (kâfirler) sizin dininizden ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.” “…İslâm dinini bütün edyân içinde intihâb, ihtiyar ettim, buyurur. Eğer tabir câizse o gün bir kemâl günü, yevm-i kemâl, yevm-i tamam, yevm-i intihâbdır. O bir nokta, mesned oluyor. Şimdi oradan bir pergel çevirelim; şöyle sahâbe devri, tâbiîn devri… Artık Emevîlerin, Abbâsîlerin ve şanlı Türklerin devri... Gele gele şimdi şu güne kadar geldik. Fakat seyir “amûdî” (dikey) değil dairevî, kürevî. Henüz daire kapanmamıştır. "Ve lâkin rasûle'l-lâhi ve hâteme'n-nebiyyîn" sırrıyla bu daire madem kapanmamıştır, pergel ikmâl edecek. Daire, daire olacak. Mebde ile müntehâ ittisal ettiğinde, daire tamam olur ve illâ, eksik olur, daire noksan kalır. Öyle bir hal olacak ki, inşaallahu teâlâ, mebde ile müntehâ arasında bir mümâselet oluşturacak. Hem mebde, hem müntehâ birleşecek…” Yazının devamı