FIKIH USÛLÜNDE İCMÂ*

İCMÂNIN TARİFİ 1

İCMÂNIN OLUŞMASININ ŞARTLARI 1

İCMÂNIN ÇEŞİTLERİ 2

1- Sarih İcmâ. 2

2- Sukuti İcmâ. 2

İCMÂNIN DERECELERİ 2

İCMÂNIN TARİHİ VE FİKRİ TEMELLERİ 2

MÜCTEHİDLERİN İCMÂ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ 3

İCMÂNIN FİİLEN VUKU BULUP BULMAMASI 4

İCMÂNIN DAYANAĞI 4

İCMÂNIN  HÜCCET OLMASI 5

GÖRÜŞLERİN  DEĞERLENDİRİLMESİ 6

SONUÇ.. 7

 

İCMÂNIN TARİFİ

İcmâ sözlükte azim, kasd ve ittifak manasındadır. İcmânın  terim anlamı ise İslam müctehidlerinin Hz.Peygamberin vefatından sonraki herhangi bir devirde ameli bir meselenin şerî hükmü üzerinde ittifak etmeleridir.

            İcmâ hadislerde “niyet etmek” anlamında kullanılmıştır. Kur’anda ise icmâ yer almamaktadır.

İCMÂNIN OLUŞMASININ ŞARTLARI

İcmânın gerçekleşebilmesi için fakihler aşağıdaki şartların bulunması gerekli görmüşlerdir.

a-   Fikir birliği edenler müctehid olmalıdır.

b-   Bütün müctehidler ittifak etmelidir.

c-   İcmâ, Hz.Peygamberin (s.a) vefatından sonra meydana gelmelidir.

d-   İttifak edilen husus bir meselenin şerî hükmüne dair olmalıdır.  Buna göre mesela dil ile ilgili hükümler veya aklî hükümler üzerindeki ittifaklar icmâ sayılmaz.

e-    İcmânın üzerinden bir asrın geçmesi gerekir.

f-     İcmâ edenler müslüman olmalıdır.

İCMÂNIN ÇEŞİTLERİ

1- Sarih İcmâ

Müctehidlerin tamamının herhangi şer’i bir mesele hakkında görüşlerini beyan etmeleri ve bu görüşlerin hepsinin aynı hüküm üzerinde birleşmesi durumunda sarih icmâ sözkonusu  olur

2- Sukuti İcmâ

Herhangi şer’i bir meselenin hükmü hakkında müctehidlerin bir kısmının ittifak etmeleri diğer müctehidlerin ise lehte veya aleyhte bir görüş belirtmemeleri durumunda sukuti icmâ gerçekleşmiş olur.

Sarih icmâ cumhur tarafından hüccet olarak kabul edilmiştir. Sukuti icmânın hüccet olması alimler arasında ihtilaf konusudur.

Sukuti icmâyı Hanefiler hüccet olarak kabul ederler,Şafiler ve Malikiler ise bu tür icmâyı hüccet olarak kabul etmezler.

İCMÂNIN DERECELERİ

İcmâ kuvvet bakımından şu şekilde sıralamaya tabi tutulmuştur.

1.      Sahabenin sarih İcmâsı

2.      Sahabenin sukuti İcmâsı

3.      Sahabeden sonra üzerinde hiç ihtilaf edilmeden yapılan İcmâ

4.      Sahabeden sonra önce ihtilaf edilip sonra ihtilaf kesilerek meydana gelen İcmâ

İCMÂNIN TARİHİ VE FİKRİ TEMELLERİ

Halifeler herkesi tatmin eden çözüme varmak, toplumda güven sağlamak için istişare ortamını canlı tutmuşlar, Kitap ve Sünnette meselenin çözümünü bulamayınca bilenlerle istişare edip daha sonra karar vermeyi adet haline getirmişlerdir.

Hz.Ömer kadılara gönderdiği mektupta Allah’ın Kitab’ı ile hükmetmelerini, orada bulamazlarsa Rasulullah’ın sünneti ile meseleyi çözmelerini orada da çözüm bulamazlarsa salihlerin icmâları ile hükmetmelerini istemiştir. Ancak bu devirde uygulanan icmâ ıstılahî manada bir icmâ değil lügat manasında bir icmâdır. Hülefa-i Raşidin bir meselenin hükmünü vermek için o asırdaki bütün alimlerin görüşlerini tek tek öğrenip buna göre karar vermeye çaba sarfetmemiş sadece o an, o bölgede bulunanların fikirleri ile istişareyi yeterli görmüştür. Ashabın icmâ ile kastettiği çoğunluğun görüşüdür ve onlara göre bu çoğunluğun görüşünü kabul etmemek kişiyi dinden çıkarmaz. Ashabın uyguladığı icmâ anlayışına göre zaman ve şartların değişmesi sebebiyle önceden ittifak edilen meselede farklı sonuçlara ulaşmanın mahzurlu bir yanı yoktur. Bu anlayış zamanla değişmiş aşağıda izah edilen etkenler sebebiyle usul kitaplarında yazan icmâ anlayışı ortaya çıkmıştır. Ulema ayet ve hadislerden yola çıkarak icmâ anlayışına ulaşmamış, oluşturdukları icmâ anlayışına ayet ve hadislerden deliller bulmaya çalışmıştır.

Bazı araştırmacılar icmânın tarihi ve fikri temelleri arasında politik ve sosyal ihtiyaçların bulunduğunu ileri sürmüş, halife seçiminin meşruiyet zeminini oluşturma ve toplumda birliği sağlama gibi etkenlerin icmâ anlayışının ortaya çıkmasına sebep olduğunu savunmuştur.

İcmânın tarihi ve fikri temellerini başka dinlerde mevcut olan kurumlar ile benzerlikler kurularak açıklamaya çalışan olmakla birlikte, icmânın oluşumunu fıkıh tarihinde yaşanılan gelişim seyri içinde değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Tabiun ve tebeüttabiun devrinde görülmeye ve toplumda yaygınlaşmaya başlayan fıkhî münazaralar icmâ anlayışının oluşumuna etki etmiştir. Bir fikri savunan kişi münazaradan üstün çıkmak kendi görüşünün doğru olduğunu ispatlamak için icmâ iddiasında bulunmuş ve böylece icmâ karşı görüşleri susturma aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Kur’an-ı Kerim’de Yahudilerin dini tahrif ettiği ve bunun büyük bir suç olduğu vurgulanmaktadır. İslam’ın tahrif edilme endişesi o devirde mevcut olan geniş ictihad hürriyetinin sınırlandırılması gerektiği düşüncesini doğurmuştur. Oluşturulan icmâ teorisi ile de ictihadın sınırlandırılması sağlanmıştır.

MÜCTEHİDLERİN İCMÂ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ

Ebu Hanifenin icmâ konusu ile ilgili anlayışını aksettiren bir açıklaması bulunmamaktadır.

İmam Malik’e göre Medine halkının fıkhî bir konu üzerinde birleşip onunla amel   etmeleri uyulması gereken bir durumdur. Yani Medinelilerin icmâsı hüccetttir.

İmam Şâfii Medine halkının ittifakının icmâ kabul edilmesine karşı çıkmış ve buna karşı kendi tezini geliştirerek icmâya teorik bir çerçeve kazandırmaya çalışmış ve icmâ teorisinin esasını ortaya koyan ilk doktrin sahibi olmuştur. İmam Şâfii icmâyı teoride değil ama pratikte sahabe devriyle sınırlı tutmuştur.

Zeydiyye ve Ahmed b. Hanbel sadece sahabenin icmâsını muteber kabul etmekte,  sahabe olmayanların icmâsını muteber kabul etmemektedir.

Ahmed b. Hanbel icmâ iddiasında bulunanların çok ihtiyatlı davranması gerektiğini söylemektedir. O’na göre bir kimsenin şu konuda icmâ vardır demesi yerine bu konu hakkında ihtilaf olduğunu bilmiyorum demesi daha doğrudur.

Zeydiyye ve İmamiyye’ye göre Ehl-i Beytten başkalarının icmâsı sahih değildir.

İCMÂNIN FİİLEN VUKU BULUP BULMAMASI

Fakihlerin çoğunluğu icmânın fiilen vuku bulduğunu kabul eder. Nazzam ve bazı Şii fakihler ise icmânın vukuunun imkansız olduğunu iddia etmişlerdir. İcmânın gerçekleşmesini zorlaştıran en büyük engeller, bütün müctehidlerin fikirlerini tespit etme zorunluluğu ve kimin müctehid, kiminde müctehid olmadığının tespitinde kullanılabilecek objektif ve genel geçerliliği olan kriterlerin olmamasıdır. Bir alimi bazıları müctehid kabul ederken bazıları da onu ictihada ehliyetli görmeyebilir. Yani değerlendirmede subjektiflik söz konusudur. Bu da o devirdeki müctehidlerin tespitini zorlaştırmaktadır.

Fıkıh kitaplarında geçen “Bu konuda icmâ vardır” şeklindeki açıklamalara ihtiyatla yaklaşmak gerekmektedir. Çünkü icmâ olduğu iddia edilen konular derinlemesine araştırıldığında konu hakkında farklı düşüncelere sahip müctehidlerin var olduğu görülmektedir. Bu çeşit ibareler ya bir mezhebin müctehidlerinin bir mesele hakkındaki ittifaklarını ya da bahsi geçen konuda muhalif bir görüşle karşılaşılmadığını ifade etmektedir.

Yukarıda izah edilen sebeplerden dolayı bütün şartları ile gerçekleşmiş bir icmâyı tespit etmek aklen imkansız değildir ama oldukça zor bir iştir.

İCMÂNIN DAYANAĞI

İcmâyı hüccet olarak kabul eden bilginlere göre icmânın mutlaka şerî bir delile dayanması gerekir.  İcmânın dayanağı Kitap ve mütevatir sünnet gibi kesin delil ise icmâ müstakil bir delil olmayıp hükmü tekit edici bir hüccet olur. Eğer icmanın dayanağı haberi vahid veya kıyas gibi zannî delil ise icmâ müstakil bir hüccet olur ve delilin zaniyyetini katiyyete çevirir.

Kitap ve sünnetin icmâ için senet olabileceğinde ittifak olmakla birlikte kıyasın icmâya senet olup olamayacağı tartışmalıdır. Alimlerin çoğunluğu kıyasın icmâya senet olmasına cevaz vermiştir.

İCMÂNIN  HÜCCET OLMASI

Alimlerin büyük çoğunluğuna göre icmâ hüccettir. Nazzam ile Haricî ve Şia mezheplerine mensup bazı bilginlere göre ise icmâ hüccet olarak kabul edilemez. İcmâyı hüccet olarak kabul eden cumhurun delilleri şunlardır:

a) Kuran-ı Kerimde bulunan ayetler: Nisa 115, Bakara 143, Ali İmran 103, Nisa 59 ve 83, Araf 181, Tevbe 16, Lokman 15, Şura 10

“Kim kendisi için doğru yol belli olduktan sonra Peygambere karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız.” Nisa sûresi 4/115

b) İslam Ümmeti içinde daima doğru istikamet üzerinde bulunacak bir gurubun var olacağı dolayısıyla bu ümmetin hata ve dalalet üzere birleşmeyeceği ve cemaatten  ayrılmamanın gerekliliğini ifade eden hadisler Örnek: “Ümmetim hata üzerinde birleşmez.”  (İbn Mace,  Fiten 8)

Bu hadisler  her ne kadar lafız olarak mütevatir değilse de ortak anlam bakımından mütevatirdir. Konu ile ilgili hadis-i şerîflerden çıkan  ortak anlam ümmetin top yekün hataya düşmemesidir.

c) Akli delil: Hz. Peygamber son peygamber, tebliğ ettiği din de son din olduğuna göre bu din kıyamete kadar olacak bütün problemlere çare olmak zorundadır. Fıkhın acziyete düşmemesi insanların meselelerini halledebilmesi için icmânın hüccet olması gerekir.

İcmâyı hüccet olarak kabul etmeyenler görüşlerini ispat için şu delilleri ileri  sürmektedirler.

a-     Nisa Suresi 59. ayeti: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere ve sizden olan yöneticilere de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz , Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız, onu Allah’a ve Resulüne götürün. Bu hem hayırlı, hem sonuç bakımından daha güzeldir.” Bu ayette ihtilaf edilen meselelerde ümmetin müctehidlerinin ittifakına başvurulması istenmemiştir.

b-     Hz. Peygamber Muaz b. Cebel’e nasıl hüküm vereceksin diye sorduğunda Muaz icmâyı zikretmemiş olmasına rağmen Hz. Peygamber O’nun sözlerini tasvip etmiştir.

c-      İcmâya delil olarak ileri sürülen hadisler ahad hadis ve delaletleri de zannî niteliktedir.

d-     Aklî İzah: Kesin delile dayanıyorsa icmâya ihtiyaç yoktur, zannî delile dayanıyorsa tam bir fikir birliğinin sağlanması imkansızdır.

GÖRÜŞLERİN  DEĞERLENDİRİLMESİ

Nisa Suresi 115. Ayetinin nuzül  sebebi incelendiğinde “Müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa” ibaresini “Ümmet-i Muhammed’in müctehidlerinin icmâ ile  vardıkları sonuçtan başka bir sonucu benimseme” şeklinde yorumlamanın doğru olmayacağı görülür. Çünkü ayet Medine’yi terkedip Mekke’ye giden ve orada Hz. Peygamberin (s.a.) düşmanlarına katılan bir münafık hakkında nazil olmuştur. Dolayısıyla müminlerin yolundan kasıt İslamiyettir. Ayette cehenneme girecekleri bildirilen insanlar İslamiyet’i terk eden insanlardır.

Takip eden ayette “Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Fakat dilediği kişilerin bunun dışındaki günahlarını bağışlar” buyurulması  önceki ayette geçen müminlerin yolundan ayrılmanın İslamiyet’i terk etme manasını ihtiva ettiğine delildir.

İcmâ tarif edilirken Hz. Peygamber zamanında icmânın söz konusu olmayacağı, icmânın gerçekleşmesi için Hz. Peygamberin vefatından sonra vukû bulması gerektiği söylenir. Fakat bu ayette geçen “müminlerin yolu” ifadesi hem Hz. Peygamberin devrini hem de daha sonraki devirleri içine almaktadır. Bu sebeplerden dolayı bu ayetin icmânın hüccet olmasına delil olarak getirilmesi uygun değildir.

İmam Gazali ayetlerin hiçbirinin icmâyı açıkça ispatlayacak nitelikte olmadığını söylemektedir. İcmâyı hüccet olarak kabul eden İmam Şâfii de Risalesinde icmânın dayanakları konusunda herhangi bir ayeti delil olarak göstermemektedir.

Ümmetin toptan hataya düşmeyeceğini ifade eden hadislerden yola çıkarak usul kitaplarında açıklanan manadaki icmâ anlayışına ulaşmak mümkün gözükmemektedir. Usul kitaplarında icmâ ümmet-i Muhammed’in müctehidlerinin, Hz. Peygamberin vefatından sonraki herhangi bir asırda şer’i bir hüküm hakkında ittifak etmeleridir diye tarif edilmekte ve ittifak edilen konunun ictihad konusu olmaktan çıkacağı söylenmektedir.

Zikredilen hadislerde icmânın oluşma zamanına, hangi konuları kapsadığına, görüş bildirme yetkisinin sadece müctehidlere ait olduğuna ve o meselenin ictihad konusu olmaktan çıktığına dair bir bilgi ve kayıt bulunmamaktadır. Bu sebeple terim manasındaki icmâ anlayışına bu hadisi şerîflerin delil olması doğru değildir. Ayrıca zikredilen hadislerin ahad hadis olup, delaletlerinin zannî olması icmânın hüccetliği için kesin nitelikte bir delil olarak kabul edilmesini güçleştirmektedir. 

Bazı alimler hadislerde ümmetin hata ihtimalinin kaldırıldığının bildirilmesinin sebebi olarak ümmet-i Muhammed’in seçkin ve onurlu konumunu izah etme amacı taşıdığını savunmaktadır.

İslam’ın son din olup kıyamete kadar ortaya çıkacak bütün meselelere cevap vermesi gerekir. Dolayısıyla icmânın hüccet kabul edilmesi aklen zorunludur denilmektedir. İslam’ın son din olduğu ve bütün meselelerin çözümünün bu dinde olması gerektiği doğrudur. Ancak kitap ve sünnette olmayan meselelerin ictihad ile sonuca bağlanması mümkündür.

İslamın hükmünün baki kalması için icmâya değil ictihada ihtiyaç vardır. İctihad ile yeni meseleleri cevaplamak mümkündür. İcmâ, ictihad hürriyetini sınırlandıracağı için, yeni meselelerin çözümünde müsbet değil menfi tesir gösterir. Çünkü icmâ ictihad yapılabilecek sahayı daraltmaktadır.

Bir devirde yaşayan müctehidler bir mesele hakkında farklı sonuçlara ulaşmakla birlikte meselenin bazı noktalarında fikir birliği etmişlerse, bu fikir birliği olan noktaların da icmâ kabul edileceği, dolayısıyla daha sonra gelen alimlerin buna muhalif bir görüşü benimseyemeyeceği söylenmiştir. Bu durumun ictihadı sınırlandırdığı ortadadır.

  SONUÇ

İcmâ vuku bulan bir meselenin tekrar ictihad konusu yapılmasında şerî bir yasak ve sakınca olduğuna dair bir nass yoktur. Hem İcmânın olduğu asırda, hem de daha sonraki asırlarda İcmâya muhalif yeni bir ictihad ortaya konulabilir. Yani İcmâ ile varılan sonuçlar müctehidler için bağlayıcı değildir.

Müctehid için İcmânın bağlayıcı olmaması her konuda ictihad yapılabileceğini göstermez. Sübutu ve delaleti kati olan bir nassa dayanan meselelerin hükmü tek olacağı için bu konuda faklı bir ictihad ileri sürülemez. Mevridi nasda ictihada mesağ yoktur kaidesi de bunu ifade etmektedir. Ayeti kerimede “Namaz kılın” buyruluyor. Bu nassın hem subutu hem de delaleti kati olduğu için namaz farz değildir gibi bir görüş ileri sürülemez.

Sahabe zamanında vuku bulan İcmâ ile daha sonraki asırlarda meydana gelen İcmâyı bir tutmamak gerekir. Çünkü sahabenin hepsinin aynı şekilde hüküm vermesi Hz.Peygamber’in o konudaki uygulamasını yansıtma ihtimali taşır. Ancak sahabenin İcmâsının o an mevcut olan bir maslahata mebni olduğu biliniyorsa bu İcmâya muhalif bir ictihadı benimsemenin bir sakıncası yoktur.

Fıkıh bilgisi yetersiz olduğu için karşılaştığı fıkhi problemi çöme selahiyeti olmayan insanların yapması gereken konuyu müctehidlere sorması ve ona göre hareket etmesidir. Bir konuda bütün müctehidler aynı hükmü veriyorsa avam için alternatif bir yol kalmaz. Bu sebeple İcmâ avam için yeni bir ictihad ortaya çıkana kadar bağlayıcı nitelik taşır.



* Yakup Gündüzalp, İstanbul, 2000.