|
|
|
|
TEFSİR DERSLERİ
- Değerli
ilim adamı ve Kur'an âşığı Musa
ÖZDAĞ'ın Nesefi Tefsiri'ni esas alarak yapmış
olduğu müthiş yorumlar... Üstelik Arapça metinlerin tercümeleriyle
birlikte! Bu kısma ilâveler devam edecektir; ısrarla takip etmenizi
tavsiye ediyoruz!
|
(Buradaki
metinler, Musa Özdağ'ın Tefsir derslerinin kasetlere alınmış şeklinden
yazıya geçirilmiştir. Bu nedenle konuşma dili ağırlıklı olarak
yazılmışlardır. Konuşma dilinin özelliklerinden kaynaklanan cümle
yapılarının anlayışla karşılanmasını diliyoruz.)
|
|
"Günümüz
gençliği çoğunluk itibariyle şeytanın tam anlamı ile "gençlik empozesi"
tuzağına düşmüştür. Tapınırcasına gençlik modelleri, tipleri, zevkleri,
müzikleri, giyim-kuşamları, tutkuları ele alınmakta ve asla herhangi bir ilim,
teknik, tıp ve psikoloji süzgecinden geçirilmeden, bir ibâdet ve bir zaruret
edasıyla yaşanma ve yaşatılma yönüne gidilmektedir. Yüzlerini ve yüzleri üzerinde
yer alan gözlerini, kaşlarını, kirpiklerini, yanaklarını, burunlarını, dudaklarını,
dişlerini, saçlarını, hatta ve hatta seslerini beğenmiyorlar(!); bunlar
üzerinde ortaya koydukları türlü müdahalelerle onları değiştirme yönüne
ve yoluna gidiyorlar. Renklerini, ellerini ve parmaklarını, bacaklarını ve
ayaklarını, memelerini ve karınlarını daha ötesi erkeklik ve kadınlıklarını
beğenmeyip, başka başka şekillere ve kimliklere çevirmeye ve döndürmeye çalışıyorlar..."
Devamı
- "Eski
müşrik Mısırlıların tanrısı "öküz" kafalıdır. Firavun milletinin
yanında uzun yıllar kaldıklarından, İsrailoğullarının kalplerine varıncaya
kadar öküz sevgisi ve saygısı işlemişti. Hatta bunun bir alameti olarak Firavun
esaretinden kurtulup Hz. Musa (a.s.) tarafından memleketlerine geri getirilirken,
o yüce peygamberin Tur'a çıkmasını ve orada uzun bir süre kalmasını fırsat
bilen Yahudiler kendilerine bir öküz heykeli yapıp tapınmışlardı. Bunun üzerine
Yüceler Yücesi Hz. Mevla onlardan çok özel nitelikte bir öküzü kurban kesmelerini
istemişti. Bu çok enteresan ve oldukça olaylı geçen öküz kurban etme hadisesi
ile Allah Teâlâ Hazretleri onlardan Firavun ve hanedanı tarafından içlerindeki
iliklerine varıncaya kadar işleyen öküz başlı tanrı sevgisini çekip çıkartmak
ve söküp atmak istemişti. Öyle de oldu… Nice sıkıntılı olaylardan sonra istenilen
nitelikte bir öküz bulup kestiler de rahat bir nefes aldılar."
Devamı
"Kıyâmet
koptuğu zaman! Ki onun oluşunu yalanlayacak hiçbir kimse yoktur; o, alçaltıcı,
yükselticidir…"
- "Bize lazım olan kulluktur!
Biz vazifemizi bilelim! Dâbbetü'l-arz çıktı mı, çıkmadı mı? Sana
ne! Sen vazifeni yapıyor musun? Sen ona bak! Mehdi çıktı mı, çıkmadı
mı? Sen kulluktan haber ver! Öğrendin mi vazifeni? Kitabın var, imkânın var;
Allah sana imkânlar vermiş. Sen ne işimi görüyorsun? "E, ben bekliyorum!
O gelince bak göreceksin ben aslan gibi olacağım!" Şimdi ne? Şimdi de
tavşan gibi! Olur mu ya? Her zaman aslan gibi olacaksın! Her zaman kul olacaksın
Allah'a! Bizim kulluğumuz falana ve filana kayıtlı değil ki! Biz Allah'ın
kayıtlı kullarıyız; biz Allah'a mukayyediz, O'nun akîdelerine mukayyediz.
Kalbimizin bağı O'dur!..."
- "Mümin nefsini sürekli
köreltmekle, onun başını ezmekle memurdur. Ama bir gün gelecek: "Ey
nefis! Artık kaldır başını, bitti, iki büklüm durma, artık kalk!" denecek.
"Ey itminana ermiş nefis!" sırrına erişilecek. Demek ki bu âlemde
nefis nasıl olmalı? Mahfûza olmalı, eğik olmalı, dik olmamalıdır. Dik olan
nefis diklenir! Ama kıyâmet sonunda artık o iş bitti. Kalkmalı artık, ayağa
kalkmalı. Peki bu dünyada dikleşmiş nefisler? Onlar da alçaltılacak kıyâmet
gününde! Yani tersine olacak. "Siz diktiniz, dikleniyordunuz. Dünyada
iken eğleniyordunuz, gülüyordunuz!..." Devamı
için tıklayın
"…Yer Şiddetle
sarsıldığı, dağlar parçalandığı, dağılıp toz-duman haline geldiği ve sizler
de üç sınıf olduğunuz zaman!..."
- "Evren içerisinde insanın
en güzel yaptığı, Yaratıcısını taklit etmektir. Allah kuşları yaratmış,
insan onu taklit ederek uçmasını öğrenmiş. Balıkları taklit etmiş,
onlara bakmış, denizde yürümesini, gitmesini, denizin altına bile girmesini
öğrenmiş. Öyle değil mi? Velhasıl insanın en mükemmeli, Yaratanını taklit
edendir. Ancak şunu unutmayalım ki her zaman söyleriz, bu taklitler daima
bilinçli, şuurlu bir şekilde yapıldığı zaman insan ondan bir anlam
çıkarır, o anlam ile anlam kazanır; şuursuzca değil!"
- "Bazı ağalar var… Ne o? Spor
yapıyormuş!… İnceleyin bakalım, bir ilmî tespit yapılsın. Din-diyanetten uzak
yaşasın, ama bol bol spor yapsın. Ne kadar yaşıyor? Bir bakın bakalım. Bir
de edebi ile, dînî hissiyatı ile yaşayan, emirleri yerli yerince yapan, ifrat
ve tefritten uzak, itidal üzere yaşayan bir insanın yaşantısı kontrol edilsin.
Vallahi'l-azîm size söylerim ki o dindar insanın ömrü ötekinden daha uzundur!
Tabi bu, genel anlamdaki bir tespit. Çünkü zaten araştırmalar tek kişi üzerinde
yapılmaz, belli oranlarda yapılır. Eğer onun dediği gibi olsaydı, onun çok
yaşaması gerekirdi. Ben diyorum ki; iş harekette değil, anlamlı harekettedir.
Anlamlı, itidalli ve gerektiği ölçüde hareket etmektedir. Durup dururken anlamsız
hareket, kişiye anlamsızlık kazandırır ve gücünde israf meydana getirir.
Çatlaklar ve gedikler açar, hayatını tahrip eder." Devamı
için tıklayın
"Büyük günâhı
işlemekte direnir dururlardı! Ve diyorlardı ki: 'Biz öldükten, toprak ve kemik
yığını haline geldikten sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz? Önceki atalarımız
da mı?' De ki: Hem öncekiler, hem de sonrakiler, belli bir günün belli vaktinde
mutlaka toplanacaklardır!..."
- "Niyâz…
Allah Teâlâ Hazretleri'nden Kitâb-ı Kerîm'inin nuru ve feyziyle bizlerin duyularını-duygularını
perverde kılmasını, ezelî rahmetini bu âyetleri vasıtasıyla gönüllere sunmasını
istirham ediyorum. Buraya geldik; taksiratımız vardır, kusurlarımız vardır,
nâhoş yönlerimiz vardır. Allah Teâlâ Hazretleri lütfuyla, keremiyle; O'nun
rızasını tahsil amacıyla, O'nun rahmetini arzulayarak, O'nun ezelî ilminden
kelâm-ı vecîzi vasıtasıyla ilim sahibi olmak ve daha sonra da bu ilimlerin
hayat çerçevesi içerisinde işlerlik kazandırılmasını, hayata aktarılmasını
nasip etsin. O'nun murâd-ı veçhile istiyoruz, bu maksatla geldik. Bize bu
yönde tevfikini refik eylemesini (başarıya ulaştırmasını) istirham ediyoruz,
niyaz ediyoruz, kabul buyursun. Rabbimiz hiçbir lâhza kendi yüce adının, kendi
yüce yâdının gönüllerimizden eksik kalmasını bizlere göstermesin, nasip etmesin.
Bizlere daima kendisiyle olmayı; O'nun zikri ve fikri ile akıllarımızın, gönüllerimizin
dolmasını, bu yüce serveti, nimeti, devleti bizlere ihsan etmesini istiyoruz.
Çünkü bu takdirde hayra ve hakikate yöneliş olacaktır. Gönülde 'hayır' kavramı
ve anlamı meydana gelecektir. Gönüldeki bu oluşum da, gönle bağlı olan beş
duyumuzu harekete geçirecektir. Göz ona göre bakacak, kulak, dil, el ve ayak
kalbe bağlı olarak çalışacaklardır. Allah Teâlâ bizi güzel oluşumdan uzak
tutmasın. Daima bu minval üzere hayatımızın devamını, kıvamını sağlasın..."
- "Herkes haddini bilsin, hakkını
bilsin! İstikâmet yolunda ne kadar isen, o kadar görüneceksin. İlerisi olmamalı.
İlerisi olmamak kaydıyla gerisi olabilir. Küçülebilirsin ama küçülürken de
zarar vermemek, aldatmamak şartıyla! Doğru anlatılması gereken bir şeyi, olması
gerektiği gibi göstereceksin. Karşındaki insana ilim öğreteceksen, muallim
gibi olacaksın, hamal gibi görünmeyeceksin. Ne isen o! Neyi taşıyorsan ona
göre davranacaksın. Asker isen ona göre giyineceksin. Aksi halde birisi seni
dövebilir, sana sövebilir. Askere sövmek, millete sövmektir. O ırka
sövmektir. Bayrağa sövdün mü bana sövmüş olursun! Onu temsil eden insanlara
sövmüş olursun! Bunun gibi…" Devamı
için tıklayın
"Günümüzde özellikle
kadının ziynetlerine ve makyajına yönelik malzemeler oldukça pahalı ve dış ülkelere
dayalı olmasından dolayı, hem ailenin hem de milletin ekonomisine ağır bir darbe
indirilmektedir. Hem, kadınların adı geçen sahada hevâ ve heveslerinin
çok çabuk değişen bir özelliğe sahip olduğunu tespit eden, bu meydanda uzmanlaşmış
kadın cambazları ve soyguncuları, “moda” namı altında onların ellerinde ve avuçlarında
olan ziynetlerinin ve eşyalarının süratle gündemden çektirilmesi ile muazzam bir
isrâfâta ve lüzumsuz bir tüketime yol açmaktadırlar. Halbuki, Dîn-i
Mübîn-i İslâm’ın ortaya koyduğu prensip ve ölçülere uyan inançlı bir kadın, Allah
Teâlâ’nın kendisine doğal olarak vermiş olduğu değerlerden ve nimetlerden razı
olur. Kendi doğal yapısından şikâyette bulunmaz. Son derece vakur ve kendinden
emin olur. Şahsiyet ve onur sahibidir. Gerçek kıymetin, özenilmesi ve takdir edilmesi
gereken değerin ve yüceliğin; insanların suretlerinde, göz ve kaşlarında, el ve
ayaklarında, deri ve kemiklerinde, soy ve soplarında olmadığını pekâlâ bilir ve
bu yönde hareketini ve çalışmalarını yürütür..." Devamı
için tıklayın
Ana
Sayfa / Damlalar / Tefsir / Dini Bilgi / Milli Mesele / Hikmetler / Akademik
/ Resimler / Duyurular / e-posta /