Buyuk Turk Bayragi
 

EZAN-KÂMET, NAMAZ VE CUMA NAMAZI İLE İLGİLİ BİLGİLER

Ezan ve kamet nedir?. 1

Kaza namazlarında ezan ve kamet gerekir mi?. 2

Hoparlörle ezan okumak caiz midir?. 2

Ezanın Arapça dışında başka dillerde okunması mümkün müdür?. 2

Kutuplar gibi vakitlerin teşekkül etmediği yerlerde namaz nasıl kılınır?. 2

Vaktinde kılınamayan namazlar kaza edilebilir mi?. 2

Yolculukta kılınamayan namazlar nasıl kaza edilir?. 3

Hangi vakitlerde kaza ve nafile kılınamaz?. 3

Hangi vakitlerde nafile namaz kılınamaz?. 3

Kaza namazı borcu olan nafile kılabilir mi?. 3

Bir namaz hem kaza hem sünnet niyeti ile kılınabilir mi?. 3

Sünnet namazlar kaza edilir mi?. 4

Kısa kollu gömlek veya dar pantolonla namaz kılmanın hükmü nedir?. 4

Kadınlar çorapsız ve başı açık namaz kılabilirler mi?. 4

Dar veya içini gösteren elbiselerle namaz kılınabilir mi?. 4

İş elbisesi ve pijama ile namaz kılınabilir mı?. 4

Namaz kılarken kıbleye yönelmenin hükmü nedir?. 4

İşyerinde namaz  kılmak için izin verilmiyorsa  memur ne yapmalıdır?. 5

Namazda, dudaklar hiç kıpırdatılmadan yapılan kıraat ile kıraat şartı gerçekleşmiş olur mu?  5

Sağır ve dilsizler nasıl namaz kılarlar?. 5

İma ile namaz. 5

Namaz kılarken rekatlarda tereddüt eden kimse ne yapmalıdır?. 5

İmamdan farklı bir mekanda, hoparlör bağlantısıyla imama uyulabilir mi ?. 5

Seferi olan kişi imamlık yapabilir mi?. 6

Kadının imamlık yapması?. 6

Büyük günah işleyen kişi imamlık yapabilir mi?. 6

Mezhep farklılığı namazda iktidaya engel midir?. 6

Kadınların erkeklerle aynı safta namaz kılmasının hükmü nedir?. 6

Cemaatle namazdan sonra topluca tespih çekmek bid’at midir?. 6

CUMA NAMAZI. 7

Cuma namazı kaç rekattır?. 7

Kimler Cuma namazı kılmakla mükelleftir?. 7

Cuma günü ve Cuma  vakti çalışılır mı?. 7

İşyerlerindeki mescitlerde Cuma namazı kılınabilir mi?. 7

Zuhr-i âhir namazı ve hükmü?. 7

Zühr-i Ahir Namazının Gerektiğini İleri Sürenlerin Delilleri 7

Zühr-i Ahirin Kılınmaması Gerektiğini İleri Sürenlerin Delilleri 7

Cuma namazını terk etmenin hükmü nedir?. 8

 

Ezan ve kamet nedir?

     Ezan, farz namazlarının vaktinin girdiğini belli sözlerle ve özel bir şekilde ilan etmek, bildirmek demektir.
      Namaz Mekke döneminde farz kılınmakla birlikte, ezan hicretten sonra uygulamaya konulmuştur. Medine’ye hicretten sonra, Mescid-i Nebevî’nin inşası tamamlanıp düzenli bir şekilde cemaatle namaz kılınmaya başlanınca, Hz. Peygamber vakitlerin girdiğini duyurmak için ne yapabileceğini arkadaşlarıyla görüşmeye başlamıştır. Bu esnada Hz. Peygamber’e vahiyle, ayrıca sayıları yirmiye kadar ulaşan sahabiye rüyalarında bugünkü ezanın şekli öğretilmiştir. Hz. Bilal tarafından sabah namazında, yüksekçe bir evin damında okunarak uygulamaya konulmuştur.
      Ezan, Müslümanlığın şiarı haline gelmiş müekket bir sünnettir. Ezan aracılığıyla halka hem namaz vaktinin girdiği ilan edilmekte, hem de Allâh’ın büyüklüğü, Peygamberimizin O’nun kulu ve elçisi olduğu ve namazın kurtuluş yolu olduğu ilan edilmektedir.
      Kâmet ise, farz namazlardan önce, namazın başladığını bildiren ve ezan lafızlarına benzeyen sözlerdir. Ezandan farklı olarak, “hayya ale’l-felâh” cümlesinden sonra, “kad kameti’s-salât” cümlesi eklenir. İster cemaatle, isterse tek başına kılınsın, erkeklerin her farz namazdan önce kâmet getirmeleri sünnettir.

Kaza namazlarında ezan ve kamet gerekir mi?

      Ezan ve kamet vaktin değil, namazın sünneti olduğu için kaza namazı kılarken de ezan ve kamet getirmek sünnettir. Kamet getirilmeden kılınan namaz geçerli olmakla birlikte, terk etmek uygun değildir.
      Birden fazla kaza namazı kılınacak ise, her bir namaz için ayrı ayrı ezan ve kamet getirilmesi daha faziletli olmakla  birlikte, başta  bir kere ezan okunup, her bir kaza namazı için ayrı kamet getirilmesi de mümküdür.

Hoparlörle ezan okumak caiz midir?

      Ezan, İslâm dininde önemli bir yere sahip olan namaza çağrıyı sembolize etmektedir. “Duyurmak, bildirmek” anlamlarına gelen “ezan” kelimesi, terim olarak; farz namazlar için belli vakitlerde okunan “ bilinen özel” sözlerdir.
      Ezan aracılığıyla halka hem namaz vaktinin geldiği ve cemaatle namaz kılınacağı duyurulmuş olmakta, hem de Allâh’ın büyüklüğü, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in O’nun elçisi ve namazın kurtuluş yolunun kapısı olduğu ilan edilmektedir.
      Ezan namaz vakitlerini ilan olduğuna göre, ezanın muayyen kalıplarını muhafaza ve ifade etmek suretiyle bu ilanın, hoparlör veya hoparlörsüz yapılması arasında dini açıdan bir fark yoktur. Nitekim tarihi süreç içinde ezan ile amaçlanan bu gayenin (ilan) sağlanması için İslâm alemi çeşitli arayışlar içine girmişler ve Hz. Peygamber döneminde söz konusu olmayan minareleri inşa etmişlerdir. Gaye, ezan ile amaçlanan duyuru ya da ilanın kapsam alanını genişletmektir. Hoparlör sesin kuvvetini artırıcı bir alettir. Hoparlörden çıkan ses, aksi seda (yankı) değil; mikrofon başında okuyan veya konuşan kişinin kendi sesidir. Bu itibarla, daha uzaklardan duyulması için ezanın mikrofondan okunmasında dinen bir sakınca yoktur. Ayrıca minarelere konan hoparlörlerin, kıble veya başka bir cihette yer almasının da bir sakıncası yoktur.

Ezanın Arapça dışında başka dillerde okunması mümkün müdür?

     Ezan, İslâm’ın değişmez bir simgesidir. Dünyanın neresinde olursa olsun, Müslüman varlığının ve kimliğinin bir göstergesidir. Bu şekliyle özgün dilinde okunması konusunda 15 asırlık bir gelenek ve ittifak söz konusudur. Ezanın asıl amacı, vaktin girdiğini bildirip namaza davet olduğundan değişik dilleri konuşan Müslümanların hepsine bu davetin ulaştırılması, ancak yine hepsinin ortak bilincine hitap etmekle olur ki, bunun temininin yolu da ezanı bilinen asli lafızlarıyla okunmasından geçer.

Kutuplar gibi vakitlerin teşekkül etmediği yerlerde namaz nasıl kılınır?

      Vakit, namazın şartı ve sebebi olduğundan, namaz vakitlerinden biri veya ikisi oluşmayan bölgelerde bu namazların farz olmadığını ileri sürenler çıkabilir. Ancak alimler vaktin, namazın şartı, sebebi ve alameti olsa da, namazın asıl sebebi ilâhî hitaptır. Bütün Müslümanlar, bir günde yani 24 saatte 5 vakit namazla mükelleftir. Dünyada, bazı bölgelerde bazı vakitler tam olarak oluşmasa da, meselâ kutuplarda 6 ay gece, 6 ay gündüz olduğu söylense de, bir gün yine 24 saattir ve tarih değişimi de buna göre olmaktadır. Bu sebeple, bir bölgede herhangi bir namazın vakti gerçekleşmiyorsa veya tam olarak belirlenemiyorsa, takdir yapılarak namazlar kılınır. Hz. Peygamber, Deccal hadisi olarak bilinen hadislerinde, günlerin uzun olduğu kıyamet gününde namazların takdir edilerek kılınması gerektiğini belirtmişlerdir (Müslim, Kitabu’l-Fiten ve Eşrâtu’s-Sâat, 20). Bu da göstermektedir ki, vakitlerin oluşmaması namaz kılmamak için bir gerekçe olarak kabul edilemez.

Vaktinde kılınamayan namazlar kaza edilebilir mi?

     Kur’an’da  vaktinde kılınamayan namazların kaza edilmesi ile ilgili olarak açık bir ifade bulunmamakla birlikte, Hz. Peygamber bizzat kendisi vaktinde  kılamadığı namazları kaza etmiş ve ashabına da bunu tavsiye etmiştir: Peygamberimiz Hendek savaşı sırasında harbin şiddetlenmesi nedeniyle  ikindi namazını kılamamışlar; bunun üzerine  “Bizi ikindi namazından alıkoydular. Allâh onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun” demiş ve  ikindi namazını akşam ile yatsı arasında kaza etmiştir (Müslim, Mesacid ve Mevadi’u’s-Salat, N. 627). Ayrıca Hayber Fethinden dönerken, bir yerde konakladıklarında gece uyuya kalmışlar ve vaktinde kılamadıkları sabah namazını güneş doğduktan sonra kaza etmişlerdir (Müslim, Mesacid ve Mevadi’u’s-Salat, N. 680). Yine Peygamberimiz “Kim namazı unutursa veya uyuyup kalırsa hatırlayınca onu kılsın” buyurmuş ve “ekımi’s-salâte li zikrî” (Taha, 20/14)  âyetini delil getirmiştir (Buhârî, Mevâkîtü’s-Salati, No: 562; Müslim, Mesacid ve Mevadi’u’s-Salat, N. 680-684).
      Unutma ve uyuma gibi  bir mazeret olmaksızın terk edilen namazların kazası ile ilgili hadisin bulunmaması, bu namazların kazasının olmadığını göstermez. Zira, Hz. Peygamberin veya bir müminin prensipte bilerek farz namazları terk etmesi düşünülemez. Ancak Hz. Peygamberin bir mazerete binaen vaktinde kılınamayan namazları kaza etmesi ve bu yönde tavsiyede bulunması mazeretsiz olarak terk edilen namazların kaza edilebileceğinin  de göstergesidir.

Yolculukta kılınamayan namazlar nasıl kaza edilir?

      Namaz, kişinin zimmetine nasıl ve ne şekilde terettüp ederse, onu o şekliyle eda veya kaza edecektir. Yolculukta iken namazı kazaya kalan kişi, evine döndükten sonra da olsa, dört rekatlı olan farzları iki rekat olarak kaza eder. Mukim iken namazı kazaya kalan kişi de, yolculukta bu namazı tam olarak kaza eder.

Hangi vakitlerde kaza ve nafile kılınamaz?

      Hiçbir namazın kılınamayacağı vakitler şunlardır:
      a) Güneşin doğmaya başlamasından itibaren yaklaşık 45-50 dakika geçinceye kadar olan zaman içinde,
      b) Öğle vakti girmesine yaklaşık 10 dakika kalmasından itibaren öğle vakti girinceye kadar olan süre içinde,
     c) Güneşin batmasına 45-50 dakika kalmasından itibaren akşam namazı vakti girinceye kadar olan zaman içinde.
      Ancak, güneşin batmasından önceki kerahat vaktinde, o günün ikindi namazının farzı kılınabilir. Ancak mazeretsiz olarak ikindi namazını bu vakte kadar geciktirmek mekruhtur.

Hangi vakitlerde nafile namaz kılınamaz?

      Nafile namazın kılınamayacağı vakitler şunlardır:
      a) İmsak vakti girdikten sonra, güneş doğuncaya kadar olan sürede (sabah namazının sünneti hariç),
      b) İkindi namazını kıldıktan sonra güneş batıncaya kadar olan sürede,
      c) Cem edilen namazlar arasında,
      d) Farz namazının vaktinin daralması durumunda,
      e) Farza durulmak üzere kamet getirilirken,
      f) Cuma günü hatibin minbere çıkmasından sonra.

Kaza namazı borcu olan nafile kılabilir mi?

      Kazaya kalmış namazların kazası ile meşgul olmak, nafile namaz kılmaktan önemli ve önceliklidir. Ancak vakit namazları ile birlikte kılınan düzenli nafileler (revatip sünnetler) ve teravih namazı imkânlar ölçüsünde  kılınmalıdır. Hz. Peygamber bir hadislerinde, "Kulun kıyamet günü ilk hesaba çekileceği konu, farz namazlardır. Eğer bu tamamsa işi kolaylaşmıştır. Aksi halde, "bakın bakalım, nafileden, bir şeyi var mı?" denir. Nafile ile farz eksikleri tamamlanır.." buyurmuştur (Tirmzî, “Salât”,188; İbn Mâce, “İkame”, 202).

Bir namaz hem kaza hem sünnet niyeti ile kılınabilir mi?

      Niyet namazın şartlarından biridir. Kişinin hangi namazı kıldığını bilmesi gerekir; hangi vaktin namazını kıldığını, farz, vacip veya nafile olduğunu, müstakil mi yoksa imama uyarak mı kıldığını niyetinde belirlemesi gerekir. Bu itibarla iki niyetle bir namaz kılınamaz.

Sünnet namazlar kaza edilir mi?

      Kerahet vakti olmaması ve bir sonraki namazın vakti girmedikçe, beş vakit namazla birlikte kılınan sünnet namazlar kaza edilebilir. Müteakip vakit girdikten sonra sünnet namazlar kaza edilmez, yalnız farz namazlar kaza edilir.

Kısa kollu gömlek veya dar pantolonla namaz kılmanın hükmü nedir?

    Kollar, erkeklerin namazda ve namaz dışında örtmeleri gereken uzuvlardan değildir. Dolayısıyla erkeklerin kısa kollu gömlekle namaz kılmalarında sakınca yoktur. Hareketleri engelleyecek şekilde dar pantolonla namaz kılmak ise, uygun değildir.

Kadınlar çorapsız ve başı açık namaz kılabilirler mi?

      Buluğa ermiş müslüman bir hanımın namaz kılarken saçlarını ve diğer avret mahallini örtmesi gerektiği Hz. Aişe’den rivayet edilen bir hadis ile sabittir. Peygamberimiz (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah buluğ çağına ulaşmış kadının başörtüsüz namazını kabul etmez.” (Hakim en-Neysabûrû, Müstedrek; I, 251. Ebu Dâvûd, Salat, 85. No: 641. I, 422. Tirmizî, Salat, 277. No: 377. II, 215. İbn Mâce, Tahâre, 132. NO: 655. I, 214. Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 150, 218, 259. İbn Huzeyme, hadisin sahih, Tirmizî, Hasen, Hakem  ise Müslim’in şartlarına göre sahih olduğunu söylemiştir.) Ayrıca Peygamberimizin eşlerinin evlerinde baş örtüsü ile namaz kıldıklarını (Malik, Salat, 10. No: 35-36) ve Peygamberimizin başı açık namaz kılan genç kızlara müdahale ettiğini ve buluğa eren kadınların başlarını örterek namazlarını kılmaları gerektiğini bildiren hadisler mevcuttur. (Ahmed, VI, 96, 236, 238; Tirmizî, Salat, 84. No: 640. I, 420; Ebu Davud, Salat, 85. No: 642. I, 422)  Peygamber zamanından günümüze kadar ki uygulama da böyledir. Bu konuda İslam toplumunun orta görüşü hasıl olmuştur.
      Buna mukabil, kadınların el, yüz ve ayakları avret mahalli olmadığından, çorapsız namaz kılabilirler.

Dar veya içini gösteren elbiselerle namaz kılınabilir mi?

      Kadınların el, yüz ve ayakları dışında kalan bütün bedeni, erkeklerin ise göbek ile diz kapağı arası avret mahallidir. Buraların, namazda ve namaz dışında yabancılara karşı örtülmesi ve giyilen elbisenin vücut hatlarını belli edecek şekilde dar, tenini gösterecek şekilde ince olmaması gerekir.

İş elbisesi ve pijama ile namaz kılınabilir mı?

      Namazın şartlarından birisi de necasetten (pislikten) taharettir. Namaz kılacak kişinin elbisesinde, bedeninde ve namaz kılacağı yerde, kan, idrar, şarap, dışkı gibi namaza mani necasetler bulunmamalıdır. Tesettüre uymak ve temiz olmak şartı ile iş elbisesi ve pijama ile namaz kılınabilir.
      Bu itibarla, işin cinsine göre iş elbisesinde bulunan badana, boya, madenî yağlar, pas ve benzeri kirler namazın sıhhatine manî değildir. Ancak kişi, camiye veya mescide gidecekse temiz elbise giymesi Kur'an-ı Kerim'in emridir. Örf, adet ve medeniyet gereği olarak camiye veya cemaate giden kimsenin en güzel elbiselerini giymesi cemaate saygının bir gereğidir. Gerek evde, gerek diğer yerlerde tek başına da olsa namazların temiz ve güzel bir kıyafetle kılınması, şüphesiz daha iyidir.

Namaz kılarken kıbleye yönelmenin hükmü nedir?

       Namaz kılarken Kıbleye yönelmek namazın farzlarındandır. Müslümanların kıblesi ise, Kâbe’dir. Kâbe’yi görenlerin bizzat kendisine, görmeyenlerin ise o cihete yönelerek namazlarını kılmaları gerekir. Bu husus Kur’an-Kerim’de şöyle belirtilmektedir: “(Ey Muhammed! Bundan böyle) yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir.(Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun (namazda) hep o yöne dönün.” (Bakara, 2/144).
      Uzaklardan Kabe'ye yöneliş, ancak  takribi olarak gerçekleşebilir. Bu yönelişte esas olan, namaz kılanın cephesini Kabe istikametinden tamamen çevirmemesidir.
      Yalnız yüzün kıbleden çevrilmesi ise mekruh olmakla birlikte namazı bozmaz. Bununla birlikte namaz kılanın, gücü yettiği kadar Kıble'ye doğru bir şekilde yönelmeye çalışması dini bir görevdir.

İşyerinde namaz  kılmak için izin verilmiyorsa  memur ne yapmalıdır?

      Müslüman bir memurun ve işçinin, çalıştığı yerde namaz kılması için iş disiplini ve düzeni açısından işverenin veya amirlerin iznini alması uygun olur. Yine aynı şekilde işverenin veya işyerinde sorumluluk alan kimsenin, namaz kılmak isteyen memurlarına ve işçilerine, günlük dini görevi olan namazlarını kılabilme imkanını sağlaması gerekir. Şayet sağlamıyorlarsa kendi imkanları ölçüsünde kılabiliyorlarsa en azından farzlarını kılarlar. Bu da mümkün olmazsa namazlarını cem veya kaza ederler.
      Ancak işçinin ve memurun namazı bahane ederek mesaisini suiistimal etmemesi gerekir.

Namazda, dudaklar hiç kıpırdatılmadan yapılan kıraat ile kıraat şartı gerçekleşmiş olur mu?

      Fatiha ve diğer sureleri, namazda dili kıpırdatmaksızın ve   ses çıkartmaksızın zihinden tekrarlama okuma (kıraat) sayılmaz, yani böyle yapmakla namazın rüknü olan kıraat yerine getirilmiş olmaz. Kişinin kendi duyabileceği bir sesle, fısıldar gibi, harfleri yerlerinden çıkartarak ve eğer yanında başkaları varsa onları namazda rahatsız etmeyecek bir şekilde okuması gerekir.

Sağır ve dilsizler nasıl namaz kılarlar?

      Dilsiz ve sağırlar, ibadetlerle mükellef olma açısından diğer Müslümanlar gibidir. Dolayısıyla namaz kılmakla, oruç tutmakla ve diğer ibadetlerle yükümlüdürler. Namazın farzlarından olan iftitah tekbiri ve kıraattin normalde telaffuz edilmesi gerekir. Ancak sağır ve dilsizlerin, tekbir ve kıraati kalplerinden geçirmeleri yeterlidir.

İma ile namaz

      İslâm dini kolaylık üzerine bina edilmiştir. Ayrıca sorumluluklar ve kulluk da kulun gücüne göredir. Bu nedenle hastalık, hafifletme ve kolaylaştırma sebebi sayılmıştır. Buna göre, ayakta namaz kılmaya gücü yetmeyen veya ayakta durmakta zorlanan kimse oturarak namazını kılabilir. Rükû veya secde etmeye gücü yetemeyen kimse ima ile namazı kılar.
      İmâ, namazda rükû ve secde yerine başla işaret etmektir. Bu şekilde namaz kılan kişi rükû için başı biraz eğer, secde için ise rükûdan biraz daha fazla eğer. Secdede başını yere koyamayan kimsenin, bir şeyi başına kaldırarak ona secde etmesi caiz değildir. Böyle kişi imâ ile namaz kılar. Oturarak namaz kılamayan, sırt üstü yattığı yerde imâ eder. Bir kişi ayakta durmaya gücü yettiği halde, rüku ve secdeye gücü yetmiyorsa, ayakta veya oturarak imâ edebilir; ancak oturarak imâ etmesi daha uygundur. Kaş veya göz ile ima ederek namaz kılınmaz. Başı ile ima etmeye gücü yetmeyen kimsenin namaz kılması gerekmez.

Namaz kılarken rekatlarda tereddüt eden kimse ne yapmalıdır?   

      Yapılan ibadet ve amellerin her türlü şüpheden uzak olması gerekir. Şüphe ve tereddütler amelin değerini düşürür ve kararsızlıklar meydana gelir. Bu yüzden dört rekatlı bir namazı üç rek'at mı, yoksa dört rek'at mı kıldığında ilk defa şüphe eden kimsenin bu namazı yeniden kılması gerekir. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Sizden biri namazında kaç rek'at kıldığı hususunda şüpheye düşerse namazı yeniden kılsın" (Zeylâî, Nasbu'r-Râye, II, 173).
      Namazda şüphelenip kaç rek'at kıldığı hususunda kesin bir kanaate varamayan kimse en az rek'atı esas alarak namazına devam eder. Çünkü en azı hakkındaki bilgi kesindir. Hz. Peygamber, "Sizden biri namazında şüphe ederse, üç mü dört mü kıldığını bilemezse, şüpheyi bıraksın ve en az rek'âtı esas alarak namazına devam etsin" buyurmuştur (Nesâî, “Sehv”, 24; İbn Mâce, “İkâme”, 132.). Buna göre dört rekatlı bir namaza başlayan kimse, kıldığı rekatın birinci rekat mı ikinci rekat mı olduğunda kuşkuya düşüp, bir tarafı tercih edemezse, kendisini bir rekat kılmış sayar ve birinci sayılan rekatın ikinci; üçüncü sayılan rekatın da dördüncü rekat olma ihtimali bulunduğu için, her bir rekatın sonunda ihtiyaten teşehhüt miktarı oturur, böylece dört oturuş yapmış olur ve sonunda sehiv secdesi yaparak namazını tamamlar.

İmamdan farklı bir mekanda, hoparlör bağlantısıyla imama uyulabilir mi ?

      İmam ile imama uyanların namaz kıldıkları yerin bir olması gerekir. İmamın sesini işiterek veya kendisini görerek namazdaki hareketlerini anlarlarsa, imama uymak sahih olur. İmamı görmeyen ve sesini de duymayan kişi, cemaatten bazılarını görmesi veya cemaatten tekbir getiren kişinin tekbirini duyması halinde imama uyabilir. İmam ile imama uyanların namaz kıldıkları yerin hakikaten veya hükmen bir olması gerekir. Bu itibarla, ses bağlantısı olmak kaydıyla, cami olarak kullanılan binanın farklı kat ve bölümlerinde, imama uyarak namaz kılınabilir.

Seferi olan kişi imamlık yapabilir mi?

      Seferi olan bir kişi, hem seferî, hem de mukim olan cemaate imamlık yapabilir. Seferi olan kişi, dört rekatlık farz namazlarda imamlık yaptığında, karışıklığa sebep olmamak için, seferî olduğunu, namazı iki rekat olarak kılacağını, mukim olan cemaatin namazlarını 4’e tamamlaması gerektiğini hatırlatması uygun olur.

Kadının imamlık yapması?

      Kadınların namazda imamlık yapması, bir kadının diğer kadınlara imamlığı ve kadın-erkek karışık cemaate veya sadece erkeklere imamlığı olarak iki kısma ayrılır. 
      Kadının diğer kadınlara imamlığı konusunda, Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarından Ümmü Seleme ve Hz. Aişe'nin kadınlara imam olarak namaz kıldırdıklarına, bu durumda öne geçmeyip ilk safın ortasında durduklarına ait ilk devir hadis kaynaklarında bilgiler vardır. Kadınların günlük beş vakit namazda olduğu gibi, teravih namazında da diğer kadınlara imamlık yapmaları İs1am fakihleri tarafından caiz görülmüştür . 
      Bir kadının, erkeklere veya kadın-erkek karışık cemaate imamlık yapması ise, Ahmed b. Hanbel'in Müsned'i, Ebû Dâvûd'un Sünen'i, İbn Hüzeyme'nin Sahih'i, Beyhakî'nin Sünen-i Kebîr'i ve Hakim'in Müstedrek'i gibi pek çok kaynakta yer alan bir rivayete göre, Hz. Peygamber, istisnâî olarak Ümmü Varaka isimli bir hanıma, biri erkek diğeri kadın iki köleden oluşan kendi ev halkına imamlık yapması için izin vermiştir. Bu rivayete dayanarak, Ahmed b. Hanbel, Ebû Sevr, Müzenî, Taberî, İbn Teymiyye gibi alimler, kadının zaruret halinde erkeklere de imamlık yapabileceğini söylemişlerdir. Ebû Hanife, Şafiî gibi müçtehitler ile, fakihlerin çoğunluğu ise, kadının erkeklere imamlığını caiz görmemişlerdir.

Büyük günah işleyen kişi imamlık yapabilir mi?

      İmamlık yapacak kişinin, ibadet ehliyetine sahip olması gerekir. Cemaatle kılınan namazlarda, imamın namazı sahih olduğunda, cemaatin namazı da sahih olur.
      Büyük günah işleyen kişinin arkasında kılınan namaz sahihtir  (Ebû Davud, “ Salât” 63, Şevkani, Neylü’l-Evtar, III, 184-185.). Ancak imam olan kişinin, dindar, günah işlemekten sakınan, cemaat tarafından sevilen, güzel ahlaklı biri olması uygundur.

Mezhep farklılığı namazda iktidaya engel midir?

      Mezheb farklılığı namazda iktidaya (imama uymaya) engel değildir; bir kimse başka mezhepten birine uyabilir. Onun kendi mezhebindeki şartlara aykırı bir davranış içinde bulunup bulunmadığını araştırması gerekmez. İmamın namazı kendi mezhebine göre sahih olduğunda, cemaatin namazı da sahih olur.

Kadınların erkeklerle aynı safta namaz kılmasının hükmü nedir?

      İster cuma, ister bayram, ister cenaze, hangi namaz olursa olsun, kadınlar erkeklerle birlikte namaz kıldıkları takdirde, erkeklerden ayrı, uygun bir yerde namaza durmaları gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.) namaz saflarını önce erkekler, sonra erkek çocuklar en arkada da kadınlar olmak üzere düzenlemiş; "Namazda erkek saflarının en faziletlisi en önde olanı, fazileti en az olanı ise en arkada bulunanıdır. Kadın safların en faziletlisi ise en arkada kalanı, en az faziletlisi ise en önde olanıdır." (Müslim, “Salat” , 132; Ebu Dâvud, “Salat”, 97. Tirmizi, “Mevakıt”, 52; Nesai, “İmame”, 32; İbn Mace, “İkame”, 52) buyurmuştur.
      Bu şekildeki uygulama, kadınların ikinci sınıf konuma indirgenmesi anlamına olmayıp, herkesin anlayabileceği tabii, fıtri bir takım sebepler yüzünden, hem kadınların hem de erkek cemaatin daha huşu ve sükûn içerisinde namaz kılmaları içindir.

Cemaatle namazdan sonra topluca tespih çekmek bid’at midir?

       Namazlardan sonra bilinen şekliyle  tesbihat ve zikirleri çekmek, sahih hadislerle tavsiye edilmiştir. Bu tesbihat topluca çekilebileceği gibi, münferit olarak camide veya cami dışında çekilebilir. Bu nedenle, cemaatle namazdan sonra topluca tespih çekilmesi bid’at sayılmaz.

CUMA NAMAZI

Cuma namazı kaç rekattır?

      Cuma namazının farzı iki rekattır. Kişinin esas sorumlu olduğu bu iki rekat farzdır. Bunun yanında farzdan önce dört rekat, farzdan sonra dört rekat olmak üzere sekiz rekat da sünneti vardır.  

Kimler Cuma namazı kılmakla mükelleftir?

     Cuma namazı, kadın, hasta, yolcu, hürriyeti kısıtlı ve cemaate katılamayacak derecede mazereti olanlara farz değildir. Bununla birlikte kılmaları halinde namazları geçerli olup, ayrıca öğle namazı kılmaları gerekmez.
      Dinimize göre hasta ve yolcu olanlarla, stratejik önemi haiz yerlerde hizmet verenler hariç, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş her Müslüman erkeğe Cuma namazı kılmak farzdır.

Cuma günü ve Cuma  vakti çalışılır mı?

      Kur'an-ı Kerim Cum'a Suresi’nin konu ile ilgili 9 uncu âyetinde "Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman hemen Allah'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır" buyurulmaktadır. Buna göre Cuma namazı kılmakla yükümlü olan kişilerin Cuma vaktinde alışveriş yapmaları ve çalışmaları caiz değildir. Ancak, Cuma namazı kılmakla yükümlü olmayan kişilerin alış-veriş yapmasında ve çalışmasında  dinen bir sakınca yoktur
      Cuma saatinde, Cuma namazı ile yükümlü olanların alışveriş yapması caiz olmamakla birlikte bu tür akitlerden elde edilen kazanç helaldir.
      Cuma namazı kılmakla dînen yükümlü olan satıcının iş yerinde Cuma namazı kılmakla yükümlü olmayan birisini istihdam etmek suretiyle iş akışının devamını sağlamasında dinî açıdan bir sakınca yoktur.

İşyerlerindeki mescitlerde Cuma namazı kılınabilir mi?

      Yetkili mercilerden izin alınmak kaydıyla, iş yerlerindeki mescitlerde Cuma namazı kılınabilir.

Zuhr-i âhir namazı ve hükmü?

      Zuhr-i âhir namazı, son öğle namazı anlamına gelir. Bu namaz, bir kısım İslâm bilginleri tarafından, Cuma namazının sahih olmaması ihtimaline binaen, ihtiyaten kılınması öngörülen o günkü öğle namazıdır.
      Sıhhat şartlarındaki ihtilaf sebebiyle Cuma namazının geçerli olmaması ihtimalinden hareketle zuhr-i ahir namazının kılınmasının gerektiğini ileri sürenler olduğu gibi, buna karşı çıkanlar da olmuştur.

Zühr-i Ahir Namazının Gerektiğini İleri Sürenlerin Delilleri

      Zühr-i ahir namazının gerektiğini ileri sürenlerin hareket noktası, bir yerleşim biriminde birden fazla camide Cuma namazının sahih olmaması ihtimalidir. Bunlara göre, bir ihtiyaç bulunmadıkça, bir yerleşim yerinde sadece bir yerde Cuma namazı kılınır. İhtiyaç yokken, birden fazla yerde kılınması halinde, namaza ilk başlayanların Cuma namazları sahih olur, diğerlerininki olmaz. Bu durumda diğerlerinin öğle namazını kılmaları gerekir. Hangisinin önce kılındığının tespit edilememesi durumunda ise, ihtiyaten hepsinin öğle namazını kılmaları bir çözüm olarak öngörülmüştür. Bunu da, Cuma namazının toplanmak ve hutbe için meşru kılındığı gerekçesine ve Hz. Peygamber ve hulefa-i raşidîn döneminde tek bir yerde Cuma kılındığına dayandırmaktadırlar (Şirbînî, Muğnî’l-Muhtâc, I/544; Nevevî, el-Mecmû’, IV/451-452; Sahnûn, el-Müdevvene, I/277-278; İbn Kudâme, Muğnî, III/212; Hurâşî, Şerhu Muhtasari Halîl, II/74-75).

Zühr-i Ahirin Kılınmaması Gerektiğini İleri Sürenlerin Delilleri

      Zuhr-i Ahirin kılınmasına karşı çıkanlar, şüpheyle yapılan ibadetin geçerli olmayacağı düşüncesinden hareketle, bu namazın kılınmaması gerektiğini söylemişlerdir. Bunlara göre, “belki Cuma namazı sahih olmamıştır” şüphesiyle zuhr-i ahir kılmak, Cuma namazını ifsat eder. Ayrıca zuhr-i ahir kılınması gerektiği ileri sürmek, halkın gözünde, Cuma namazının farz olmayıp, öğlenin farz olduğunu ya da bir vakitte ikisinin de farz olduğu zannını uyandırır. İbn Nüceym, Alaü’d-din Haskefî, İbn Abidîn, Cemaleddin el-Kasimî, Mehmet Zihni Efendi gibi bilginler bu görüştedirler (İbn Nüceym, Bahru’r-Rayik, II/154-155; İbn Abidîn, Reddü’l-Muhtâr, I/536, 541; Cemalettin el-Kasımî, Islahu’l-Mesâcid, s.50; Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslâm, 439-440).
      Bir kısım alimler ise, daha da ileri giderek, Hz. Peygamber, sahabe ve tabiîn döneminde böyle bir namaz bulunmadığından hareketle, zühr-i ahir kılmayı bidat kabul etmişlerdir (Azim Abâdî, Avnü’l-Ma’bûd, III/397,406; Reşid Rıza, Fetâvâ, I/199-200,301-305; III/941; IV/1551, 1591; VI/2521).
      Zühr-i ahirle ilgili olarak tarafların ileri sürdükleri görüşlerin delilleri göz önünde bulundurulduğunda, bu namazı kılmanın gerekli olmadığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki, Hz. Peygamber’in zamanında Cuma namazının sadece bir yerde kılınmış olması, bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazı kılınamayacağı anlamına gelmez. Zira o dönemde böyle bir ihtiyaç söz konusu değildi. Ayrıca yeni inen ayetleri Hz. Peygamber’in ağzından işitme iştiyakı içinde bulunan sahabenin, başka bir yerde Cuma namazı kılmalarını düşünmek mümkün değildir.
      Bir yerde Cuma namazı kılınmaması sebebiyle Cumanın sahih olmayacağını söyleyen müçtehitlerin tamamı, ihtiyaç halinde birden fazla yerde cumanın kılınabileceğini kabul etmişlerdir. Öyle ki, İmam Şafiî Bağdat’a gittiğinde birden fazla yerde Cuma namazı kılındığını gördüğü halde, buna karşı çıkmamıştır (Nevevî, Mecmû, IV/452; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, I/544). Günümüzde ise, bir yerleşim biriminde tek camide Cuma namazı kılınması mümkün olmadığından birden fazla yerde Cuma namazı kılınması kaçınılmaz olmuştur.
      Zühr-i ahir namazının ihtiyat sebebiyle kılındığını ileri sürülmek, sağlam bir temele dayanmamaktadır. Zira, ihtiyat iki delilden kuvvetli olanı tercih etmektir. Halbuki, Cuma namazının farz olduğunu ifade eden ayet ve hadislere karşı, birden fazla yerde kılınmasının caiz olmayacağı konusunda bir delil bulunmamaktadır. Bir yerde kılınması şartını ileri sürenlerin, ihtiyaç bulunduğunda kılınabileceğini belirtmeleri de bunu göstermektedir. Kaldı ki Kur’an-ı Kerim’de, “Allâh bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar” (Bakara 2/286); “Allâh dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.” (Hac 22/78) buyrulmaktadır.
      Diğer taraftan ihtiyat, bir faydaya mebni olmalıdır. Oysa, zuhr-i ahirin kılınması gerektiğini söylemek, insanların Cuma’dan sonra kılınacak sünneti terk etmelerine sebep olmaktadır. Farzdan sonra sünnet namazdan başka bir namaz olmadığı anlatılır ve uygulama da buna göre olursa, bu sünneti yerine getirenlerin sayısı artacaktır. Asıl ihtiyat, Allâh ve Rasulü Müslüman’ları ne ile sorumlu kılmış ise onları yerine getirmek, buna bir şeyi ilave etmemektir.

Cuma namazını terk etmenin hükmü nedir?

      Özürsüz olarak Cuma namazını terk eden bir Müslüman büyük günah işlemiş olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde, özürsüz olarak üç cumayı terk eden kimsenin kalbinin mühürleneceği ifade edilmektedir. Bu itibarla geçerli bir mazeret olmadıkça Cuma namazının terk edilmemesi gerekir.