


MÜZZEMMİL SURESİ
20.ÂYET 
ÃóÚõæĞõ ÈöÇááåö ãöäó ÇáÔøóíúØóÇäö ÇáÑøóÌöíãö ÈÓã Çááå ÇáÑÍãä ÇáÑÍíã ÇáÍãÏ
ááå ÑÈ ÇáÚÇáãíä æóÇáÕøóáÇóÉõ æóÇáÓøóáÇóãõ Úóáìó ÑóÓõæáöäÇ ãõÍóãøóÏ æó Úóáóí
Âáöåö æóÕóÍúÈöåö ÃóÌúãóÚöíäó ÑóÈøö ÇÔúÑóÍúáöì ÕóÏúÑöì æóíóÓøöÑúáöì ÇóãúÑöì
æóÇÍúáõáú ÇáÚõŞúÏóÉğ ãöäú áöÓóÇäöì íóİúŞóåõæÇ Şóæúáöì ÑóÈøö ŞóÏú ÂÊóíúÊóäöí
ãöäó Çáúãõáúßö æóÚóáøóãúÊóäöí ãöäú ÊóÃúæöíáö ÇáÃÍóÇÏöíËö İóÇØöÑó ÇáÓøóãóÇæóÇÊö
æóÇáÃÑúÖö ÃóäúÊó æóáöíøöí İöí ÇáÏøõäúíóÇ æóÇáÂÎöÑóÉö Êóæóİøóäöí ãõÓúáöãğÇ
æóÃóáúÍöŞúäöí ÈöÇáÕøóÇáöÍöíä ÊæİäÇ ãÓáãíä æÃáÍŞäÇ ÈöÇáÕøóÇáöÍöíä æÇÍÔÑäÇ İí
ÒãÑÉÇáÕøóÇáöÍöíäó æÃÏÎáäÇ ÇáÌäÉ ãóÚó ÇáÃÈúÑóÇÑö íÇ ÚÒíÒ íÇ ÛİÇÑ íÇ ÑÈø ÇáÚÇáãíä
KUR’ÂN’DAN OKUNAN BÖLÜM
Åöäøó ÑóÈøóßó íóÚúáóãõ Ãóäøóßó ÊóŞõæãõ ÃóÏúäóì ãöäú ËõáõËóíö
Çááøóíúáö æóäöÕúİóåõ æóËõáõËóåõ æóØóÇÆöİóÉñ ãöäó ÇáøóĞöíäó ãóÚóßó æóÇááøóåõ
íõŞóÏøöÑõ Çááøóíúáó æóÇáäøóåóÇÑó Úóáöãó Ãóäú áóäú ÊõÍúÕõæåõ İóÊóÇÈó Úóáóíúßõãú
İóÇŞúÑóÁõæÇ ãóÇ ÊóíóÓøóÑó ãöäó ÇáúŞõÑúÂóäö Úóáöãó Ãóäú Óóíóßõæäõ ãöäúßõãú
ãóÑúÖóì
NESEFİ TEFSİRİ'NDEN OKUNAN BÖLÜM
İäÒá { Úóáöãó Ãóä áøóä ÊõÍúÕõæåõ } áä
ÊØíŞæÇ ŞíÇãå Úáì åĞå ÇáãŞÇÏíÑ ÅáÇ ÈÔÏÉ æãÔŞÉ æİí Ğáß ÍÑÌ { İóÊóÇÈó Úóáóíúßõãú }
İÎİİ Úáíßã æÃÓŞØ Úäßã İÑÖ ŞíÇã Çááíá { İÇŞÑÁæÇ } İí ÇáÕáÇÉ æÇáÃãÑ ááæÌæÈ Ãæ İí
ÛíÑåÇ æÇáÃãÑ ááäÏÈ { ãóÇ ÊóíóÓøóÑó } Úáíßã { ãöäó ÇáŞÑÁÇä } Ñæì ÃÈæ ÍäíİÉ Úä
ÃÈí åÑíÑÉ ÑÖí Çááå Úäå Ãäå ŞÇá : ãä ŞÑà ãÇÆÉ ÂíÉ İí áíáÉ áã íßÊÈ ãä ÇáÛÇİáíä ¡
æãä ŞÑà ãÇÆÊí ÂíÉ ßÊÈ ãä ÇáŞÇäÊíä . æŞíá : ÃÑÇÏ ÈÇáŞÑÂä ÇáÕáÇÉ áÃäå ÈÚÖ ÃÑßÇäåÇ
Ãí İÕáæÇ ãÇ ÊíÓÑ Úáíßã æáã íÊÚĞÑ ãä ÕáÇÉ Çááíá æåĞÇ äÇÓÎ ááÃæá ¡ Ëã äÓÎ åĞÇ
ÈÇáÕáæÇÊ ÇáÎãÓ ¡ Ëã Èíä ÇáÍßãÉ İí ÇáäÓÎ æåí ÊÚĞÑ ÇáŞíÇã Úáì ÇáãÑÖì æÇáãÓÇİÑíä
æÇáãÌÇåÏíä İŞÇá { Úóáöãó Ãóä Óóíóßõæäõ ãöäßõãú } Ãí Ãäå ãÎİİÉ ãä ÇáËŞíáÉ æÇáÓíä
ÈÏá ãä ÊÎİíİåÇ æÍĞİ ÇÓãåÇ { ãøóÑúÖóì } İíÔŞ Úáíåã ŞíÇã Çááíá .
|
İÇERİK |
||
|
1. Kur’ân’dan Okunan Bölüm 2.
Tefsirden Okunan Bölüm 3.
Sûrenin İsmi ve İçeriği 4.
Risâlet ve Ulûhiyetin Püf Noktası 5.
Resûlün Bürünme Keyfiyeti 6.
Resûlün Sorumluluk Açıları a) Allah’a Olan Sorumluluğu b) Kula Yönelik Sorumluluğu 7. Hz. Muhammed’in
Âlemlere Rahmet Oluşu |
8. Cihada
Hazırlık Nasıl Olmalı? 9.Edna’da Kıyam,
Edna’ya Kıyam 10.Miracın
Çekirdeği namaz 11.Kalplerin Tasrifi 12.Kendimizi
Unutmayalım 13.En Yakın Pozisyon 14.Maiyyet Sırrı 15.Lânetli Varlıklar 16.Kur’ân’ın Kolay
Oluşu 17.Kur’ân’da Beş Vakit
Namazın İfade Edilişi 18.İman-Kur’ân-Namaz
Üçlüsü |
19.Günde En Az Yüz
Âyet Okuyalım 20.Kuldan Gelen Fazilet 21.Sorumlusun Zorunlusun 22.Farklı
Farklıyız 23.İnsanın
Vasfı Hastalık 24.Hastalığın
Hikmetleri 25.Misafir Hastalık 26.Hayat Felsefesini
Yaratan’dan Öğrenelim 27.İşaretler
Âlemindeyiz |
EDNA’YA KIYAM EDNA’DA KIYAM
Değerli Kardeşlerim, Kıymetli
Müminler!
Yüce Allah bizleri mağfiretiyle, lütfuyla,
keremiyle affına mazhar eylesin! Önümüzdeki Aziz Kitabı’nın
hürmetine yüce derecelere eriştirsin. Fitnelerden, fesatlardan cümlemizi
azâd eylesin. Kur’ân-ı Azimüşşan’ın nuruyla yakin
(ölüm) gelinceye kadar kulluğumuzda
istikamet nasip eylesin. Onun nuru ile kabre girmeyi, orada dosdoğru
şekilde Münker ve Nekir’e cevap vermeyi ve bu vesile ile kabrimizi cennet
bahçelerinden bir bahçe eylemesini Yüce Rabbimizden diliyoruz, kabul buyursun.
(Âmin!)
Bu hafta tefsirden okuyacağımız
bölüm Müzzemmil Sûre-i Celîlesi’nin 20. âyet-i celîlesi olacaktır.
Okumaya bu bölümden devam edeceğiz. Müfessirimizin beyanı
veçhile de anlatmalarımızı sürdüreceğiz. Allah Teâlâ
hakkıyla anlamayı, anlatmayı ve gereğini hayat
safhalarına aktarmayı cümlemize nasip eylesin.
Sûrenin İsmi ve
İçeriği: Sûre-i Celîle’nin ismi olan Müzzemmil,
Peygamber-i Zîşan’ın bir ismi olarak da ifade edilmektedir. Bu sûre
Peygamber-i Zîşan’ın nübüvvetinin ilk anlarını, ilk
dönemlerini içermektedir. Bu dönemler içerisinde örtülere
bürünmesi, risâletini bir takım hicaplarla örtmüş
olmasından dolayı Yüce Allah, sıfat yönüyle O’na “Müzzemmil”
ismini vermiştir. (Bundan sonra gelen Müddessir Sûresi de hemen hemen
aynı anlamı taşımakta ve bu sûrenin hemen akabinden gelerek
aynı dönemi anlatmakta ve aktarmaktadır.)
Risâlet ve Ulûhiyetin Püf
Noktası: Bu sûrede, Peygamber-i Zîşan’ın bu
vaziyeti Yüce Allah tarafından değerlendirilmekte, kendisinin
bürünmesi değil, açılması gerektiği ifade edilmektedir.
Örtünmek değil, açılmak gerekmektedir. “Risâlet”,
ulûhiyyetin inkişafı anlamındadır. Risâlet,
peygamberlerin misyonudur, ulûhiyyet Allah’ın misyonudur.
Tanrılık, Allah’a ait, risâlet de beşere aittir. Bu
meyanda ulûhiyyet, insanların ötesinde, insan duyu ve
duygularının verasında, üstünde yer alan Tanrılık
konumu ve durumudur ve sadece Allah’a ait olan bir mertebedir. Biz buna “Ulûhiyyet
Mertebesi” diyoruz. Mertebe-i Ulûhiyet, Tanrılık
mertebesidir.
Tanrı, varlıkları tedbir eden, yöneten ve
rububiyyet yönüyle de terbiye eden yani onların
kıyamını sağlayan, onları yediren içiren, onlara hayat
bahşeden, türlü yönleriyle varlıklara kıvam ve devam veren
Zât demektir. Bunun bilinmesi, görünmesi lâzımdır. Çünkü
Yüce Allah varlıkları yaratmaktan gayesinin, amacının
bilinmek, sevilip takdir edilmek olduğunu beyan etmektedir.[1]
Gelen rivayetlerden bunları anlıyoruz.
Şimdiye kadar bizlere aktarılan dini esaslardan bunları
çıkartıyoruz.
Resûlün Bürünme Keyfiyeti: Yaratan, mademki bilinmek istiyor, o hâlde gizli olan bu hakikatin, bu
sırrın aşikâr olması, meydana çıkması; aktarılması ve
öğretilmesi gerekmektedir. İşte bu nedenle Yüce Allah,
beşerden birisini seçmiş, ona “ resûl veya nebî” ismini
vermiş ve seçilmişlik yönüyle de ona “Mustafa”
demiştir. Mustafa (a.s) son ümmete gönderilen son peygamber
olarak bizim muallimimizdir, bizim reisimizdir. İşte bu Güzel
Zât, Allah’tan risâlet görevini almış ve risâlet görevini
üstlendikten sonra örtülere bürünmüştür. Bu bürünme olayı hem sûrî
olarak hem manevî olarak gerçekleşmiştir; kendini bir köşeye
çekmiş, bir nevi içine kapanmış ve dış (zahir)
yönüyle de üzerine örtüler örtmüştür. Bu örtünme ve
içine kapanma, dışarıdan gelen tepkilerden kaynaklanan bir
olaydır. O’nun üzerine gidilmesi, O’na nahoş sözler
söylenmesi, O’nun sıkıştırılması böyle bir
vaziyet almasına sebep olmuştur.
Resûlün Sorumluluk
Açıları: Yüce Allah, risâlet görevi verdiği
bu zâtı iki açıdan sorumlu tutmuştur:
Ø
Birinci açı, Allah’a olan sorumluluğudur. Yüce
Allah’a karşı olan yanıdır,
yönüdür.
Bu yönü tamamen beynehü ve beynellahtır yani Allah ile kendisi
arasında olan bir boyuttur. Bu yönüyle risâlet sahibi olan
Resûl Muhammed (a.s) özel bir terbiye almaktadır. Yüce
Allah’ın sonsuz lütuf ve kerem denizinde yüzdürülmektedir. Sonsuzluk
ufkunda kanat çırptırılmaktadır. “Çünkü yücelişin
sonu yoktur, sınırı yoktur.” İşte bu
yönüyle Peygamber bir anlamda Allah’ın öğrencisidir,
talibidir ve terbiye görmektedir.
Ø
İkincisi; Resûl’ün diğer bir açısı, diğer
bir yönü de vardır ki bu da beşere
yöneliktir. Bu yönüyle de öğrendiklerini ve Cenabı
Allah’tan aldıklarını insanlara aktarmaktadır.
Allah’ın kulları yani “ibâdullah” olan beşeri bir
bir terbiye etmek, eğitmek; onları da Yüce Hakk’ın
katından, lütfundan, kereminden haberdar etmek, onları da yüce
derecelere çıkartmak Peygamberin bir görevidir. O hâlde peygamber iki
yönden mesuldür. Birincisi, Allah’a yönelik olarak özel
yönü ki bu, “alma”, “eğitilme”, “öğretilme”
mertebesidir, O’nun muallimi sadece Allah’tır. O’nun terbiye edicisi
sadece Yüce Rabbimizdir. Bu yönden arada bir başkası yoktur.
Beşere yönelik olan ikinci açısı
ise “âlemlere rahmet olma keyfiyedir.”
æóãóÇ ÃÑÓáäÇß ÅöáÇøó ÑóÍúãóÉğ ááÚÇáãíä [2]
¶
“Ey Resûl, ey Muhammed, biz seni âlemlere ancak rahmet olarak
gönderdik.”
âyetinde Yüce Allah’ın beyan buyurduğu
gibi, âlemlere rahmet olma keyfiyetidir ki “alıcılık
değil vericilik mertebesidir.”
æóãöãøóÇ ÑÒŞäÇåã íõäİöŞõæäó [3]
¶
“Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden harcarlar.”
Hz. Muhammed’in Âlemlere
Rahmet Oluşu:
Yüce Allah’ın kendisine rızık olarak
verdiği, başta risâlet olmak üzere sonsuz nimetlerini,
layık olanlara; beşere, sadece beşere değil cinlere, sadece
beşere ve cinlere değil dağlara, taşlara, göklere,
yerlere, bayırlara, çayırlara, zerrelere varıncaya kadar her
şeye rahmet olarak harcar. Muhammed (a.s) sadece insanlara değil
âlemlere rahmettir. Âlemi’n-nâsa
değil, âlemi’l-cinne değil tüm âlemlere rahmet olarak
gönderilmiştir. Karıncalar da buna dâhil, zerreler de küreler de
melekler de buna dâhildir.
Melekler dahi Muhammed (a.s)’ın rahmetinden,
nurundan beslenirler.
Onun için
"âlemlere rahmet" denilmiştir. İşte bu yönüyle
Muhammed (a.s), vericidir, i'tâ edicidir, Allah’ın verdiklerini
kullarına dağıtıcıdır. Peygamber Efendimiz
(s.a.s):
æóÅöäøóãóÇ
ÃóäóÇ ŞóÇÓöãñ æóÇááøóåõ íõÚúØöí [4]
h
“ Allah verici, ben de taksim edenim” buyurmuşlardır.
Peygamber (a.s) kendisine ait olan bu pozisyonu, bu
vaziyeti bu şekilde ifade etmişlerdir. “Allah verici, yani bana Allah
verir, ben de size taksim ederim.” demektedir. Onun için ŞóÇÓöãñ “Gâsim” (a.s)’dir.
Peygamberimiz taksim edicidir, paylaştırıcıdır. Yönelişe
göre pay edicidir. Allah için, ne kadar can atıyorsun, ne
kadar heyecanlısın, ne kadar can veriyorsun, o kadar can
alıyorsun.
"Bir can
veririm Efendim’e,
Bin can bulurum
kime ne?"
diyen Derviş Yunus gibi… Yani bir veririm bin alırım; kim
karışır ki bana?! Can benim, patlıcanlar senin olsun! Ben
bir tane canımı veriyorum, seni bilmem, diyor. Yer misin, içer misin,
yedirir misin, içirir misin, ona karışmam ama ben veriyorum.
Gönül verenlere, verilir. Muhammed (a.s) ‘e kim gönül verdiyse,
kulak verdiyse, el verdiyse; el verdiği ölçüde
almıştır.
Ãæ ÃáŞóì ÇáÓãÚó æåæ ÔåíÏ [5]
"…veya hazır bulunup kulak
veren…"
El verdiği ölçüde elverişli
olmuştur. Ne kadar elverişliyse o kadar verilir ve alınır.
İşte Allah’ın Resulü bu minval üzere
dağıtıcıdır, paylaştırıcıdır.
Yüce Allah bu sure-i celilenin başında,
Peygamber-i Zîşan’a bakıyor, açılması gerekirken
büründüğünü görünce;
İÇÕÏÚ ÈöãóÇ ÊõÄúãóÑ [6]
¶
“ Emr olunduğun şeyi aşikâr et (ey Resul).” diyor.
áíÙåÑå Úáì ÇáÏíä ßáå [7]
Niye gönderdik ki seni? Sana biz bu
görevleri verdik, bu din ile seni yükümlü kıldık. Neden?
¶
“Allah’ın gönderdiğini bütün
inanışların fevkine, üstüne çıkarasın diye.”
Hepsinin fevkine vahdet sancağını dikesin diye. Daha doğrusu meydana çıkıp, meydan okuyasın diye gönderdik seni. Kenarda köşede gizlenesin diye değil. “Kalk!” diyor ve yeniden bir palazlandırıyor Muhammed (a.s)’ı, yeniden tahrik ediyor, yeniden kuşandırıyor, giyindiriyor…
Bu surede bir cengâverin; takması gereken
silahlarla silahlandırılışını,
giyindirilişini, kuşandırılışını; velhasıl sultanın savaşa
çıkacağı zaman bilirkişiler tarafından
donatılması gibi savaşa, hamleye
hazırlanışını görüyoruz. "Silâhını
kuşandı" diyoruz değil mi? Kuşağını
kuşanır, sarığını kuşanır; derken hazır
hale gelme durumudur kuşanmak. "Giyindi kuşandı
çıktı." Hazırlanmış, nereye gidiyorsa ona
göre hazırlanmış. Kimisine kravatla gider, kimisine kır
atla gider. Gideceğin yere göre… Savaşa giderken tabi ki
konumu, durumu, zifaf gecesindeki gibi olmaz. Hepsinin konumu ayrı,
pozisyonu farklıdır.
Cihada Hazırlık
Nasıl Olmalı?
Cihat hâli çok farklı bir hâldir. Korkutucu olması
lazımdır. Zifaf gecesinde korkutucu bir tavır olmaz. Korku o
geceye uygun değildir. Korku savaş meydanına uygundur.
Bakışlarını değiştirecek, hiddet ve şiddet
kuşanacaktır. Hem dışarıda silahlar, vurucu
kırıcı aletler şakırdayacak hem de gözünde
şimşekler çakacak. Gerekirse tırnakları uzatacak.
İpekler giyinecek. Böyle allanan, şanlanan uçuşan kanat
gibi pelerinler giyecek. Öyle şeyler giyinecek atın
üstünde. Yüce Allah’ın
adını kahırla beyan edecek. Yani ey eşekler, ey
domuzlar, vahdet bahçesini çiğnediniz, Yüce Hakk’ın kutlu
tarlasını talan ettiniz. Ey domuzlar, işiniz ne burada,
sarayın bahçesinde. Ey sülükler. En aşağılık
kelimeleri kullanacaksın. Yüce Allah’ın defterinde,
divanında bu sadece gâvur olarak geçer.
Şá íÇ ÃíåÇ ÇáßÇİÑæä
“Deki:
Ey keferet’ül-fecere…” [8]
Bu, en ağır laftır.
Çünkü bu laf insanı ebedi cehenneme sokucu, suçluların
adıdır. Onların artık dünyadaki adı geçmez. Onların
müşterek adı gâvurdur. Yüce Allah onlara ey gâvurlar diyor.
İşte efendim palazlanan yiğit meydana böyle çıkar.
Yüce Allah Peygamberini burada yeniden palazlandırıyor, yeniden
giydiriyor, kuşandırıyor. Bütün gerekli olan dinamitleri, bedenine
gerekli olan silahları yerleştiriyor. Ne lazımsa. Surenin
özünü bu şekilde değerlendiriyorum, bu şekilde ifade
ediyorum.
Risâlet bir açılma olayıdır,
açma olayıdır ama bakıyoruz ki peygamber burada bürünüyor,
örtünüyor. Örtünmen için değil açılman için gönderdim
seni.
Açıl susam açıl cinsinden,
açıyor, geliyor. İşte bu sûrede Yüce Allah bizzat, kontrolden
geçirmek amacıyla tek tek mekanizmaları elliyor, düzeltiyor,
kıvamına getiriyor ve haydi şimdi hamleni yap dercesine büyük
bir hazırlık ifade ediyor. İşte bu
hazırlıkların, bu kutlu hamlelerin içerisinde gece huzurda
kendisine tertip düzen veren sahibinin huzurunda kıyam edişi var.
Edna’da
Kıyam, Edna’ya Kıyam: "Kalk ben geldim!” Yüce Allah sanki kalk ben geldim, diyor.
Komutan geldi. Askere sanki “kalkın
komutan geldi, hazır ol, dercesine bir gelişten, duruştan
söz ediyor. Burada Allah’ın Peygamberine olan iltifatlarını
görüyoruz. Peygamberi Zîşan’ın
gece vakti uyumadığını; düşmanların
uyuduğu anda, gözden nihan olduğu anda Allah’la
buluştuklarını görüyoruz. Yüce Allah’la olan
özel buluşmanın gece vakti gerçekleştiğini
görüyoruz. Bu gece vaktin de esas
olan Yüce Allah’a yaklaşmaktır. Deminden belirttiğim
gibi Peygamberin iki boyutu; pozisyonu vardır. Birincisi doğrudan Allah
ile olan temasıdır ki bu ikilinin arasına bir üçüncünün girmesi
mümkün değildir. Bu çok özel bir durumdur. Bu alma
noktasıdır. Peygamberin Allah tarafından donanmasıdır.
Sonsuz lütuflara mazhar oluş makamıdır ki bu makama “Makam-ı
Mahmut” veya “Vesile” makamı denir. Muhammed
(a.s)’ın vardığı nokta budur. Bu nokta “Edna
Mertebesidir”. ŞóÇÈó ŞóæúÓóíúäö “Gabe Gavseyn Mertebesidir”. Bu esmanın son
bulduğu noktadır. Peygamberin Allah’a yaklaştığı
edna mertebesidir. En yakın olduğu mertebedir. Mesafe olarak da en
yakın olma durumudur. Zira varlık varsa mesafe vardır.
Mahlûk mesafeli varlıktır. Yaratan için mesafe söz
konusu değil. Mesafe ölçümdür. Allah ölçüye gelmez.
Ölçü yaratılmışlar içindir. Bu nedenle Peygamberin
hareketlerinde hep ölçü vardır. Ama bu ölçü en son raddeye
ulaşmıştır. Artık neredeyse hiçbir mesafe
kalmamıştır.
İóßóÇäó
ŞóÇÈó ŞóæúÓóíúäö Ãóæú ÃóÏúäóì [9]
¶
“İki yay aralığı kadar veya daha yakına
vardı.”
Miracın
Çekirdeği Namaz: Bu sır Peygamberin müzzemmillik döneminde bir çekirdek olarak
ortaya çıkmıştır. Miracın sırrı namaz
şeklinde ortaya çıkıyor ki namaz çekirdektir. Miracın
çekirdeğidir. Ve bu çekirdeği ne kadar geliştirebilirsen
miraçta o derece güçlü olur. Ve içli olur. Onun için ziraatın mübarek
olsun. İyi öğren, nasıl dikilir. Nasıl geliştirilir.
Nasıl yetiştirilir. Bunları bil ki ürünün bol olsun. Yoksa
kısır olarak kalakalırsın. Eğer zamanını,
zeminini ve şartlarını bilmezsen en güzel tohuma sahip olsan da
bir şey elde edemezsin. İşte Bu Aziz Kitabı takip et ki
tohumunu nasıl yönlendireceksin ki o tohum senin kalbindedir. Kalbini
nasıl evirip çevireceğini, ne yöne tasrif edeceğini
Muhammed (as)’ın eşliğinde öğren. Olması,
yapılması gereken asıl iş budur. İşte biz de onun
için gayret ediyoruz. Çalışmamızın yegâne amacı
budur. O (ÊÕÑíİ ÇáÑíÇÍ) tasrifi’r- riyahta, (ÇáúŞõáõæÈö ÊÕÑíİ) tasrifi’l- kulub da vardır.
Allah’ın rüzgârları yönlendirmesi, evirip çevirmesi kudretinin
şanındandır. İlminin iktidarının, gücünün
alametidir.
Çááøóåõãøó
ãõÕóÑøöİó ÇáúŞõáõæÈö ÕóÑøöİú ŞõáõæÈóäóÇ Úóáóì ØóÇÚóÊößó [10]
Kalplerin Tasrifi: Burada kalplerin tasrifi vardır. Kalplerin
tasrifi, Hakka doğru
olmasıdır. Kalp ibresinin,
gönül ibresinin Hak’tan yana olmasıdır. İbrenin O’nu
göstermesidir. O’na işaret etmesidir. İşte bu da
Allah’ın inayetiyledir. Eğer sana O’nu gösteriyorsa, O’na
doğru cezbolursun. O’na doğru yürürsün, gidersin, koşarsın,
kaçarsın, akarsın. Eğer bir an olsun seni salıverirse ibre
bir anda şeytanın teması ile ters yöne geçer. Ve kalp
nereyi gösteriyorsa bünye o tarafa akar. Melekût yönü o tarafa akar
gider. Nefis nereyi gösteriyorsa, sun’i âlemde el-ayak, göz-kulak
oraya gider. Mana yönüyle kalp nereyi gösteriyorsa manevi olan duyular
o tarafa yönelirler. Nefis buraya bakar, gönül oraya bakar.
İkisi ayrıdır. Keşke birleşseler, keşke birlikte
olsalar, ikiliği bıraksalar da birliğe geçseler. Aliyyü’l- A’la
olur. Ahsen’ül- Hüsna’ya erişirsin.
İşte onun için uğraşıyoruz. Bu ikiliği gidermek
için uğraşıyoruz. Kalp bir tarafta, nefis bir tarafta olsun diye
değil. Adam çok iyi,
hacıdır, abiddir, zahiddir ama karısını hiç sorma. Lut
Nebinin ki gibi. Lobut gibi lobut.
Lut’un lobutu gibi. Karısı böyle ama adam şeker gibidir.
İşte bunun gibi kalp şeker gibi daim şükürdedir. Ama eşi var ya gâvur gibidir.
Şükürsüz, arsız hep tersine hareket eder. Sonu helâke maruz
kalmaktır. Bu kişinin sonu,
suni âlemde bu şekilde noktalanmıştır. Bu bir ibret
tablosudur; manayı iyi teşhis etsinler diye
anlatılmıştır. Manayı iyi anlasınlar ve
akılları iyi kavrasın diye verilen bir misaldir. Yoksa biz oh
olsun demeyiz. İnsanın nefsi kendinden ayrılır
mı? Ondan kurtulmak kolay oluverse;
defol git diyerek bu dünya da boşayıverirsin,
ayrılırsın. Eşler birbirini belli bir yerde çekemeyince
hadi sen yoluna ben yoluma deyip ayrılırlar. Ama bu içerdekinden ayrılık yok.
Dolayısıyla kalbi cennete gitsin de nefis cehenneme gitsin, yok, bu
mümkün değildir. Ondan ayrılamazsın. O senin
başının belasıdır. Onun için, gelin, ıslah için
çalışın. Ondan kurtuluş yoktur. Benim içim
sağlam. Siz benim böyle göründüğüme bakmayın.
Böyle derbederimdir, elim- ayağım, gözüm- kulağım
fısk-ı fücurdadır ama içim çok temizdir, kalbim çok iyidir. Ben
Allah’ı ve Resûlü’nü çok severim. Tamam, inkâr etmeyiz; olabilir,
olmuş da olacaktır da. Ama bu bir çare değil. Bu senin yanmaman
için azap görmemen için bir mazeret değildir. Kalbin iyi
olduğu için ebedi azaptan paçayı kurtarırsın. Ebedi
cehennemde kalmazsın. Ama o nefsin burnu sürtülecektir. O nedamet duyacak,
pişman olacaktır. O yaptığının belasını
bulacaktır. Bu da ya kabirde ya mahşerde cehennemde gerçekleşir.
Mutlaka yolun oraya uğrar. Onun için dervişin dediğini tekrar
hatırlatalım. Ey hoca diyor. Bir hünerin varsa gel nefsini Müslüman
eyle. Sen herkesi Müslüman edeceğim diye uğraşıyorsun ama
unuttuğun bir şey var. Nefsini unutuyorsun.
ÃóÊóÃúãõÑõæäó ÇáäøóÇÓó ÈöÇáúÈöÑøö æóÊóäúÓóæúäó ÃóäúİõÓóßõãú [11]
“İnsanlara iyiliği güzelliği
emredip kendinizi unutuyor musunuz?”
Kendimizi Unutmayalım: Kendimizi genelde unuturuz. Unutmamak
gerekir. Allah unutturmasın.
En Yakın Pozisyon: Yüce Peygamberi, Yüce Allah
donatıyor. Gecedeki hassas
noktayı ona bir şekilde tesbit ettiriyor. Yanaştın ey
Muhammed yanaştın, biraz daha biraz daha ve biraz daha diye diye, yarısıydı,
şu kadar kaldı bu kadar kaldı, tamam. En yakın
pozisyona geldin. Gördünüz mü ayarlama bu şekilde edna
mertebesinde noktalandı efendim. Ama sadece Muhammed (a.s) sorun
değil. Bir de Muhammed (a.s)’ı izleyen grup var. O’nu takip eden,
taklit eden bir grup var. Onları da düzeltmek gerekir. Mademki peygamberi
böyle izliyorlar, kaçırmıyorlar. Ama peygamberin
bulunduğu dereceyi görmek mümkün değil. Çünkü peygamberle
Allah arasında bir üçüncü yok. Ama onların arasında çok
şey var. Öyleyse Yüce Allah bu sorunu da halletmiştir ve Yüce
Allah bunu onlara hafifletmiştir.
Allah, size hafifletti diyor. Bir taifede seni taklit ediyor. O taifeyi
Allah affetti, onları bağışladı, farziyetini onlardan
aldı, ıskat eyledi. Bu en
yakın mertebenin hakkı nasıl verilecek? Biz biliyoruz ki
Muhammed (a.s)’ın eriştiği noktaya erişmemiz mümkün
değildir. Gabe gavseyn O’na aittir. Makam-ı Mahmut O’nundur. O’nun
eriştiği, ulaştığı bir mertebeye bizim
varmamız mümkün değil. Ama O’nun çevresinde yer alabiliriz.
Gönlümüzü O’nun çevresinden uzaklaştırmadan beraberlik
sağlayabiliriz. O’nun cazibe alanına girebiliriz.
æÇáĞíä ãóÚóåõ
[12]
Maiyyet Sırrı: Maiyet sırrına erişebiliriz.
Beraberlik tesis edebiliriz. İşte bunun için
yapacağımız iş İÇŞÑÁæÇ “
Okuyun” o halde İóÊóÇÈó Úóáóíúßõã Allah, sizin bu peygambere ait olan,
peygamberle birlikte üstlenmiş olduğunuz gece
yaklaşımına, huzurda kıyama, gecenin vakitlerinin huzura
harcanması yönündeki girişime ve bu yöndeki ibadet ve taate
güç yetiremeyeceğinizi anladı. Yani biliyordu bunu size
gösterdi. Takat getiremediğinizi gördünüz. Her ne kadar
uğraşsanız da zorluyorsunuz. Ben ise zorlamam. Dinde zorlama
yoktur. Kerhen bu iş yürümez. Bu aşk ile şevk ile yürüyecek bir
iştir.
Øå ãóÇ ÃóäúÒóáúäóÇ Úóáóíúßó
ÇáúŞõÑúÂóäó áöÊóÔúŞóì [13]
Taha! Muhammed (a.s) ‘a söylüyor.
Peygamberi Zîşan’ın bir ismi de Taha’dır.
¶
“Ey nebi, ey peygamber ey Taha!
Kur’ân-ı ben sana sıkıntı olsun,
sıkılasın, meşakkat çekesin diye indirmedim.”
Öyleyse İÇŞÑÁæÇokuyun İí ÇáÕáÇÉ namazda.
Burada ki okuyun mutlak bir emirdir. Yukarı da kıyam ile
ilgili bölüm geçtiğinden dolayı müfessir namazda okuyun
şeklini tercih etti, bu yönde tefsir etti. Eğer buradaki okuma
işi namazda, kıyamda ise bu durumda buradaki okuyun emri æÇáÃãÑ ááæÌæÈ farziyet ifade eder, farziyet içindir. Yani
bu okuma nedir? Yani namazda Kur’ân okuma farzdır. Namazda Kur’an
okumadın mı o namaz namaz olmaz. Kıyam ve kıraat
namazın rükünlerindendir. Kıyam kıraatle olur. Kıyamın
kıyamı kıraatledir. Yoksa kıyam kalmaz. Eğer
kıraat yoksa kazık olursun. Kazıkta ayakta duruyor biliyorsun.
Şu duvar da görüyorsunuz kıyamda. Ama Kur’an okuyor mu? Yok, öyleyse bunun adı duvardan
öte değildir. Direktir bu, bitti. Eğer ahşapsa kazık
dersin. Eğer sen de Kur’ân okumaz da böyle ayakta durursan kazık
gibi ne duruyorsun derler. Çekilsene şuradan, engel oluyorsun
gelene geçene. Ya adam dikmiş kazığı yola, sonra
başkaları hangi kazık dikti bu kazığı buraya
demiş. Yazık etmiş diyerek onu oradan kaldırmış.
Gelene geçene engel oluyor diye çıkarmış. Ecir almış.
Ama diken onu o maksatla dikmemiş. Dikerken gelen geçen bundan
yararlanır, belki yükünü
şöyle üzerine koyar, dinlenir,
hayvanını bağlar,
şeklinde düşünmüş. Birilerine göre
kazıklık yapmış ama niyetinden dolayı o yine de sevap
almış. Velhâsıl
kazıklanmamış. Ecir alırken karlı bir iş
yapmış. İnsanın güzel niyeti hep kar ettirir adama.
Ama içerisi eğri oldu mu yaptığın doğru bile olsa
havanı alırsın. İlla burası illa burası
önemlidir. Çünkü insanın insanlık yeri burasıdır.
Eli ayağı gözü kulağı değildir,
burasıdır. Onun için Allah buramızı daima istikamette
kılsın.
Birincisi:
Namazda Kur’ân oku.
Ãæ İí ÛíÑåÇ
Veya ikinci bir tercihe göre burada namazı
nerden çıkarıyorsun Allah okuyun diyor. O hâlde okuyun, bu mutlak bir
emirdir; o zaman namaz dışını da kapsar. Namazın dışında bu
şekilde okuma olayı nedir? æÇáÃãÑ ááäÏÈ Bu mendubdur. Yani
yaratıcının teşvik ettiği hoş gördüğü;
terkinde ise vebal olmayan şeydir, günah olmayan şeydir.
Kur’an
okumazsan dinlersin. Dinlemezsen okursun. Ne dinleme var ne okuma var o zaman
kapı dışarı edilirsin. Senin ne işin var ki mabette.
Sen mabet dışı kalırsın. Çünkü mü’minler ya dinlerler ya
okurlar. Okursun başkası dinler seni. Başkası okur sen onu
dinlersin. İkisi de güzeldir. Kulak da güzel, lisan da güzel. Her ikisinde
de kalbini verirsin. İkisinde de kalp yoksa asla maneviyata munkalip
olamazsın. Kalp vermediğin sürece manevi şeylere kalbin
dönüşmez. O tarafa dönüp bakmaz. O zaman da kalpsiz gibi
kalakalırsın. Taşlaşmış, hissiz, yabancı bir
kalbe sahip olursun. Bu ise marazlı kalplerde olur. Hastalıklı
kalplerde olur. Yüce Allah da bunlardan söz eder.
İöí ŞõáõæÈöåöãú ãóÑóÖñ İóÒóÇÏóåõãõ Çááøóåõ ãóÑóÖğÇ [14]
¶
“Onların kalbinde maraz vardır. Allah onların
hastalıklarını artırsın. “
Lânetli Varlıklar: Daha çok hasta olsunlar, gebersinler. Çünkü
haktan yana olmadın mı insanlığını kaybedersin.
Yüce Allah sana insanlık gibi bir şerefi, onuru haysiyeti
bahşetmişken sen bu onuru ayaklar altına alır, hayvanlardan
daha öte şeytanlara özenir ve onlar gibi iş görürsen
işte o zaman lâneti hak edersin. Bugünkü insanların çoğu lanetli
varlıklardır. Dünya lanetlilerle dolmuştur. Lanetli
mahlûklar radyasyona maruz kalan birisinden daha tehlikelidir. Lanetlenenler,
yerler ve gökler için radyasyona maruz kalandan daha zararlıdır.
Onun için Yüce Allah bunun önemini bize anlatırken
ÊóßóÇÏõ ÇáÓøóãóæóÇÊõ íóÊóİóØøóÑúäó ãöäúåõ æóÊóäúÔóŞøõ ÇáúÃóÑúÖõ [15]
¶
“Allah oğul edindi diyenlerin ağzından çıkan bu
uygunsuz söz sebebiyle nerede ise yerler ve gökler çatır
çatır paralanıp gidecekti.”
Allah, zorla tutuyorum diyor. Ama ha
yıkıldı ha yıkılacak. Bu demektir ki yıkılma
zamanı çok yakın. ÊóßóÇÏ kelimesi, Arap dilinde ha
yıkıldı ha yıkılacak demektir. Ha oldu ha olacak. ÊóßóÇÏõ ÇáÓøóãóæóÇÊõ íóÊóİóØøóÑúäó Paramparça olmak üzere diyor. Her an yıkılabilir. Bunun
sebebi lanetlilerin dünyayı evreni doldurmasıdır. Lânetli
yaratıklar kimdir? Peygamberin ve kitabın dışında
hayat sürüp insanlık mertebesini kaybedenlerdir. Canavarca
yaşıyorlar. Hayvanlardan daha beter. Şu kılıklara
kıyafetlere bakınız. Topuklara kadar örtünmesi istenen
kadın nerelere kadar açıyor? Ne hâllere geldik? O namus. Onun
yırtılması demek göklerin yırtılması
demektir. Gökler bizim harem dairemizdir, mahremimizdir. Tesettürdür
gökyüzü, o şimdi örtük, örtülüdür. O bir gün açılacak.
Açılınca tüm mahremler ortaya çıkacak. Melekler ayan beyan
görünecek. Örtünün
yırtılması hayra alamet değil.
æóŞóÇáó ÇáøóĞöíäó áóÇ íóÑúÌõæäó áöŞóÇÁóäóÇ áóæúáóÇ ÃõäúÒöáó
ÚóáóíúäóÇ ÇáúãóáóÇÆößóÉõ Ãóæú äóÑóì ÑóÈøóäóÇ [16]
¶
“Dediler ki diyor müşrikler, kâfirler; biz melekleri görmeden
inanmayız.”
Hani nerde görmek gerekmiyor mu?
Görmemiz gerekmiyor mu? Varsa göstersene!
íóæúãó íóÑóæúäó ÇáúãóáóÇÆößóÉó áóÇ ÈõÔúÑóì íóæúãóÆöĞò
áöáúãõÌúÑöãöíäó [17]
¶
“(Fakat) melekleri görecekleri gün, işte o gün günahkârlara
müjde yoktur ve (melekler) onlara ‘Size müjde yasaktır,
yasaklanmıştır’ diyeceklerdir.”
O gün gelince melekleri görürler ama o
zaman áóÇ ÈõÔúÑóì onlara artık müjde yok. Onlar müjde mi
bekliyorlar. Onlara hüsran gelecek. O
zaman azap ne imiş görecekler. Yani melekleri görmek onlar için
bir azap vesilesi olacak. Hayır getirmeyecek. O hâlde inanmayanlara
meleği görmek müthiş bir azap habercisidir. O hâlde
Kur’an-ı okuyun. Eğer namaz dışındaysa bu nedb
içindir. Mendub anlamındadır. Yani Kur’an okumak hoştur,
güzeldir, insana saadet verir, huzur verir. Okunmaması ise mahrumiyete
sebeptir. Her ne kadar ben dinliyorum, okumuyorum, okuyamıyorum
ama hafızları dinliyorum, hatim dinliyorum. Mademki dinliyorsun
diyecek bir şey yoktur. İkinci şıkkı yapıyorsun.
Tamamen mahrum değilsin. Ama ne okur, ne dinlersen ifadesinin kitapta yeri
yoktur. Onlar için Allah:
Õõãøñ Èõßúãñ Úõãúíñ İóåõãú áóÇ íóÑúÌöÚõæäó [18]
¶
“Kördür, sağırdır, dilsizdir ve onlar asla
dönmezler.”
Bize
onlar asla dönmez. Kördür, sağırdır, dilsizdir.
Bunlardan oldun mu o zaman işin bitti. Yani ne okuyor, dil yok demektir.
Okumayınca dilsiz calay olur. Ne dinliyor. Sağırdır. Ne
Allah’ın ayetlerine göz gezdiriyor, kördür. Bunlar kimin için
söylenmiş. İşte Allah’ın ayetlerini terennüm etmiyorsa
dilsiz, duymuyorsa sağır, görmüyorsa kördür.
ÃæáÆß ßÇáÃäÚÇã Èóáú åõãú ÃóÖóáøõ ÃæáÆß åõãõ ÇáÛÇİáæä [19]
¶
“Onlar hayvanlar gibi, hatta onlardan da
aşağıdırlar. İşte onlar ne
yaptıklarını bilmeyenlerdir.”
Bunları Yüce Allah, hayvanlardan daha
beter olarak niteliyor. Çünkü hayvanlar Allah’ı biliyorlar, zikir
yapıyorlar. Zikirlerini de biliyorlar. Allah’ı ne türde
zikrettiklerini biliyorlar. Onun için o varlıklar masum türündendir.
Günahsız olmak Peygamberlerde olan bir sıfattır. Sen onlarla
kendini kıyas edebilir misin? Bak o zikrini biliyor, fikrini biliyor ve
Yüce Allah’a isyan etmiyor. Niçin yaratıldıysa o minval üzeredir.
Birçok kitapta görmüşümdür; bir çok zatlar oradaki çilekeş bir
öküzü göstermiştir. Ya Rabbi şu masumun yüzü suyu hürmetine
beni bağışla demiştir. Bak nasıl boyun eğiyor.
Ben onun gibi yapamadım. Boyunduruğun altında ama hiç
şikâyeti yok. Hep seni zikrederek yaşıyor. Beni bu masumun yüzü
suyu hürmetine bağışla. Kimisi köpeği
göstermiştir. Şu köpekten daha adiyim Ya Rabbi. Bu
köpek yaratığının hürmetine beni
bağışla. Ne kadar sadakat var bunda. Ben bunun gibi
olamadım, demiştir. Ululuk işte budur. Köpeği
teşhis etmiş. Öküzü teşhis etmiş ve yararlanıyor.
Etinden sütünden değil, hikmetinden yararlanıyor. Adam olmak
işte budur. Adam olan hikmet bilir, hikmet görür ve o hikmet
doğrultusunda Yüce Allah ile diyalogunu oluşturur.
æóãóä íõÄúÊó ÇáúÍößúãóÉó İóŞóÏú ÃõæÊöìó ÎóíúÑğÇ ßóËöíÑğÇ [20]
¶
“ Kime hikmet verilirse şunu iyi bilin ki ona çok hayır
verilmiştir.”
Okuyun
ey mü’minler. Birinci sırada ey mü’minler okuyun.
İkincisi: Ey insanlar okuyun, bütün herkese diyor.
ãóÇ ÊóíóÓøóÑó 1)Uygun
geleni, kolay olanı, Úáíßã size. Sizin için uygun olanı, kolay
geleni okuyun.
ãöäó ÇáŞÑÁÇä Kur’an’dan,
nereden okuyacağız?
Gazeteden mi dergiden mi, yok. Birisi öyle diyordu. İlk gelen
âyet okuyun diyor, yani ne bulursan okuyacaksın diyor. Yok, öyle! Ne
bulursan okunur mu? Katili de
okuyacaksın, maktulü de, haini de.
Olur mu seçeceksin. Öyle şey olmaz. Dost var, düşman var. Hanene
nasıl sokarsın düşmanını. Onun için önüne
gelen şey okunmaz. Zehir türünde şeyler vardır. Onlara
bakmayacaksın. Onlara dokunmayacaksın. Adam zehirli mektup
gönderiyor değil mi? Dokununca zehirleniyorsun. Bak gördün mü
her şey okunmaz. Orda ÇŞÑÃ oku demiş, ne okuyacağını söylememiş. Ama
burada söylüyor. ãóÇ ÊóíóÓøóÑó ãöäó ÇáúŞõÑúÂóäö İşte oradaki neyi
okuyacağını buradan öğreneceksin. Çünkü bunlar
zaman itibariyle birbirine yakın sûrelerdir. Birbirlerini tefsir eder.
Kur’an âyetleri birbirini tefsir eder. İşte o efendiler buraya
baksınlar. Orda ÇŞÑà “oku” müfret, burada İÇŞÑÁæÇ “okuyun”
çoğul. Orda muhatap tek şahıs hâlinde, burada da
çoğul. O zaman denilebilirdi ki
sadece peygamberin mi okuması gerekiyor. İşte Allah, “oku”
diyerek O’na emrediyor. Ama burada sadece ona değilmiş bakın.
“Okuyun.” Demek ki sadece peygamber değil okuması gereken, hepimiz
okuyacağız. Herkes okuyacak.
“Kur’an’dan size kolay olanı okuyun.”
İlk etapta dilinize kolay geleni okuyun. En iyi
okuyabildiğin yerden oku. Olur ya çıkaramayacağın harfler vardır.
Sıkıntı duyduğun harfler vardır. Kolay geleni oku.
İkinci gönlünü açanları oku.
Sıkıntı veren kısımları değil. Nereden daha çok hoşlanıyorsun
hangi sureden, hangi ayetler seni daha çok etkiliyor onlardan okuyun.
Çünkü her surenin bir elemanı vardır. Her âyetin bir
masadağı, bir matlubu bir maksudu vardır. Hepsinin ehli
vardır. Yüce Allah hepsini beyan etmiş, tüm insanları
sarmalamış, bütün insanlar bundan nasiplenebilir. O hâlde sen sana
uyanı al. Hani benzetmek gibi olmasın. Bir giyim yeri. Girmişsin
içeri, dolu giysiler var. Hangisi eynine gelir, üstüne başına
yakışırsa ondan al, giy. Sorun değil. Ya ötekilere
hakaret olmaz mı? Onları almadım kıskanmazlar mı? Yok.
Sen yeteri kadar üstüne al, giyin tamam. Ötekiler darılmaz. Ama
ötekiler çirkindir deme sakın. Onlarda iş yok, hepsi pislik
bunların deme sakın. Hepsi güzel de ama benim için bu daha uygun de.
İşte mesele budur. Diğerlerine hakaret yok, diğerlerini de
sevip sayacaksın, hakkını vereceksin ama senin üstüne uygun olan
vardır, öteki uygun değildir. Hangisi uygunsa onu
alacaksın. Böyle de bir kolaylık okuyun derken. Bu şekilde alın anlamına da
gelir bu. Okuyun, çünkü okumak algılamak içindir. Almak içindir. Hepsi
güzel ama bu benim için daha uygun de. Diğerlerine hakaret yok,
diğerlerini de sayıp seveceksin ama senin üstüne uygun olan
vardır, öteki uygun değildir. Hangisi uygunsa onu
alacaksın. Okuyun derken, alın anlamına da gelir. Çünkü
okumak almak ve algılamak içindir. Eğer alma niyetin yoksa
okumanın bir anlamı yoktur. Anlama niyetin yoksa boşuna
okuyorsun demektir. Okumak anlamak içindir. Anlamak ise oradaki anlamı
almak demektir. İnsanın kafasına, gönlüne
yerleştirmesi demektir. Okudun, buradan ne aldın, ne anladın
sen? Çok ders aldım ben buradan diyebiliyorsan, işte
almışsın demektir. Almak da uygulamak, uyum sağlamak,
intibak içindir. Kendimizi ortama uygun olan bir yere koymak
içindir. Koymak ve yola koyulmak; her şeyi yerli yerine koyup yola
revan olmak içindir. Allah kolay getirsin. Zaten kolaylaştırdık
diyor.
Diğer bir şeye göre neresinden
okursanız, okuyun; çünkü Kur'an kolaydır. Yani bu, istediğiniz yerden
okuyabilirsiniz demektir.İóÇŞúÑóÁõæÇ ãóÇ ÊóíóÓøóÑó ãöäó ÇáúŞõÑúÂóäö demek
beyaniyyedir teb'ıziyye değildir. Kur'ân'ı okuyun, size kolay
geleni yani Kur’ân’ı okuyun. Kur'an bize kolaydır. Neden?
æóáóŞóÏú
íóÓøóÑúäóÇ ÇáŞÑÁÇä [21]
“Biz Kur'an'ı tümüyle müyesser kıldık.”
Emrinize amade.
æóáóãú
íóÌúÚóá áøóåõ ÚöæóÌóÇ [22]
¶
“Allah, sizin için hiç bir pürüz sıkıntı koymadı,
hepsini giderdi.”
Kur’ân’ın Kolay
Oluşu: Yani neresinden isterseniz
okuyun; ister başından okuyun ister sonundan, ister
aşağı doğru oku, ister yukarı doğru oku,
serbestsin, nasıl istersen oku, demektir. Bu anlama göre Kur’an için
zor diye bir şey yok. Kur'an'ın hepsi kolaydır. Ona zordur
denmez ama siz içinizi açan kısımlardan, dilinize daha uygun
yerlerden okursanız güzel olur. Böyle okuyamadığın,
takıldığın, sıkıldığın yere girip
de ikide bir bozuk plak gibi æÇáÃÚäÇÈ æÇáÃÚäÇÈ
demenin bir anlamı yoktur. En iyi bildiğin yerden oku. Niye
böyle takılıp duruyorsun? Bir kere takıldın iki kere
takıldın artık orayı bırak
takılmayacağın yerden oku. Bu gibi şeyler onlara da
işaret olur.
Ñæì ÃÈæ
ÍäíİÉ Burada çok
ince hesaplar var. Yüce Allah’ın kitabında çok ince hesaplar
vardır. Çok nüanslar vardır. Burada okuyun yani namazı
okuyarak kılın, Kur'an okuyarak kılın. Şimdi burada
namaz için yine Kur'an tabiri kullanılmıştır, diyorlar.
Çünkü İÇŞÑÁæÇ demek ÈÇáŞÑÇä İÕáæÇ
ÕáÇÊßã anlamındadır. İÕáæÇ
ÈÊáÇæÉ ÇáŞÑÇä Niye böyle? Kuran'ın
böyle bir yönü var.
ÃóŞöãö ÇáÕáÇÉ
áöÏõáõæßö ÇáÔãÓ Åáì ÛóÓŞö Çááíá [23]
¶
“(Öğle üzeri) Güneşin zevâlinden sonra (sonra
öğle sonra ikindi namazını), gecenin kararmasına kadar
(gün batımında akşam, iyice karardığında
yatsı) namazını kıl; bir de sabah namazını
kıl.”
Kur’ân’da Beş Vakit Namazın İfader
Edilişi: Namazı
kıl ey Muhammed ve onun izcileri sizler ÃóŞöãö ÇáÕáÇÉ
namazı dosdoğru
kıl, güneşin tepeden biraz kayması sürecinde o namazı
kıl. Hangi namaz tepeden biraz kaydığı zaman
kılınır? Öğle namazı. Güneş tam tepede iken
namaz kılınmaz. Karanlığa girmesiyle áöÏõáõæßö ÇáÔãÓ
öğle ve ikindi namazı, Åáì ÛóÓŞö Çááíá
akşam ve yatsı namazları. Åä ŞÑÁÇä ÇáİÌÑ ve sabah namazını da
kılın.Etti beş. Kur'an böyle ifade ediyor beş vakit
namazı, fıkıhtaki gibi sırasıyla saymaz namaz vakitlerini.
Edebi tabirler kullanarak, o vakitleri söylerken onların içine daha
çok anlamlar yükleyerek söyler. Bu ÛóÓŞö ğasak Ïõáõæßö dülük kelimelerinde çok
ince anlamlar var. Åä ŞÑÁÇä ÇáİÌÑ [24]
ve sabah Kur'an'ı, fecir
Kur'anı kelimelerini, cumhuru
müfessirin hiç bir ihtilâf
olmaksızın ÕáÇÉ ÇáİÌÑ yani sabah namazı diye tefsir ederler. Ama
Kur'an diyor fecir Kur'an'ı. Fecir Kur'an'ını da kıl.
İşte namazda Kur'an okumak çok güzel, mutlaka lazım,
özellikle sabah namazında bir başka güzeldir.
İman-Kur’ân-Namaz Üçlüsü: Demek
ki şimdi burada bazı yerde Kuran’la namaz, bazı yerde de namazla
Kuran kastedilir. Burada Kur'an’la namaz kastediliyor. Åä ŞÑÁÇä ÇáİÌÑ de namaz kastediliyor. Daha
ötesi bazen iman kastedilir. İman, namaz ve Kur'an üçlüsü. Bu üçü hiç
birbirinden ayrılmaz . Namazın, imanın tescili kuranladır,
lisan bazında tescili Kur'anladır, amel bazında namazladır.
Onun için namaz kılan bir adamın imanına
tanıklık edeceksin, şek ve şüphe göstermeyeceksin.
ÅöĞóÇ
ÑóÃóíúÊõãú ÇáÑøóÌõáó íóÊóÚóÇåóÏõ ÇáúãóÓúÌöÏó İóÇÔúåóÏõæÇ áóåõ ÈöÇáúÅöíãóÇäö
[25]
h “Mescide namaz kılmaya
gidip gelen bir adamı gördün mü onun imanına tanıklık
etmelisin, “bu adam mümindir.”diyeceksin.”
Demek
ki lisan bazında imanın tescili Kuran’ladır. Kuran’ı
böyle aşkla şevkle okuyan bir adamın imanında
şüphe yoktur, amel bazında da tescili namazladır. Bu üçü
birbirinden ayırt edilmez. Bunların
kendi arasında dönüşümü vardır . Kuran’da da buna
dair ifadeler yer
almıştır.
Günde En Az Yüz Âyet
Okuyalım:
Ñæì ÃÈæ ÍäíİÉ Úä ÃÈí åÑíÑÉ ÑÖí Çááå Úäå Ãäå ŞÇá : ãä ŞÑà ãÇÆÉ ÂíÉ
İí áíáÉ áã íßÊÈ ãä ÇáÛÇİáíä [26]
Ebu Hanife Hazretleri, Ebu Hureyre
Hazretleri’nden rivayet etmiştir:
h “Bir gecede kim yüz ayet
okursa, Allah'ın gafiller dediği zümreden yazılmaz.”
Allah'ın zemmettiği,
kınadığı kullar arasında adı geçmez.
ÃæáÆß åõãõ ÇáÛÇİáæä [27]
¶
“Onlar Allah’tan dinden diyanetten bigânedir,”
dediği ve cehennemlik
sıfatlarından olan gaflet ehlinden yazılmazlar. Bunu gidermek için
her gün sayfanda, tilavet hanende yüz ayetlik bir bölüm olması
gerekir. Toplayınca her halde okursunuz. Bir gecede diyor ama en son
gecede toplanıyor, toplam geceleyin sağlanıyor. Çünkü
yatsı namazında bitiyor, namazlarınızda
okuduklarınızı düşünseniz, en azından bu toplam
gerçekleşir sanırım. Tekrar tekrar okuduklarınızı
sayarsanız, sabah dört rekat, öğle on rekatta ne kadar
okudunuz, diğerlerini de bu şekilde hesaplarsanız; gece totalini
(toplamını) çıkarırsınız. Tabiî ki bunu namazla
düşündüğümüz zaman daha harika olur, âyet namazın
dışında değerlendirmedi, böyle birlikte
değerlendirdi. Ama özel olarak tilavet, ayrıca bir tilavet
ibadeti, namazın içindeki erkân yönüyle, yoluyla değil de ayrıca
bir tilavet min fazlik, lutfen, o da bir lütuftur.
Kuldan Gelen Fazilet: Her
zaman Allah'tan lütuf olmaz. Allah Latiftir, lütfeder kuldan da lütuf
vardır. Lütfederseniz efendim, lütfen, lütfen deriz
birbirimize değil mi? Arap buna lütfen demez de ãä İÖáß (min fazlik) der. Allah'ın fazlı var.
æóáÇó
ÊóäÓóæõÇú ÇáİÖá Èóíúäößõã[28]
¶
“Aranızda fazl üzere davranıştan bigâne kalmayın,
fazl üzere olmayı unutmayın.”
Yani birbirinize lütfetmek
şekliyle, kuldan da bir lütuf olarak; bu da benden deyip elbette
istediği kadar okuyabilir. Ama bunun yüzden aşağı
düşmemesi lazım, bu rivayetten öyle anlaşılıyor.
æãä
ŞÑà ãÇÆÊí ÂíÉ ßÊÈ ãä ÇáŞÇäÊíä
h “Kim iki yüz âyet okursa, Allah’ın sevgili kullarından olan
kunut ehlinden yazılır.”
Kânitîn, Allah'a muti olanlar, boyun eğenler
anlamınadır.
íóŞúäõÊõ -
ŞóäóÊó kelimeleri ÃóØóÇÚó anlamına gelen bir kelimedir. ÇáŞÇäÊíä Kânitin ve ÇáŞÇäÊæä Kânitun bunlarla ilgili
âyetler Kur'an'da geçer.
Ããä åõæó
ŞóÇäöÊñ ÁóÇäóÇÁó Çáíá [29]
¶
“Yoksa gece saatlerinde secde eden ve ayakta duran(samimi bir mümin
olarak)ibadet eden…”
Gece boyunca yalvaran, yakaran, kunut eden,
boyun eğen anlamına gelmeketedir ve gafilinin
zıddıdır. Bu insanlar kunut ederler, kıyam ederler, tilavet
ederler, yalvarırlar, yakarırlar; Allah onları sever, onları
yüce derecelere çıkartır. æŞíá : ÃÑÇÏ ÈÇáŞÑÂä ÇáÕáÇÉ bir tevcihe göre Yüce Allah burada
Kur’an ile namazı murat
etmiştir. Neden? áÃäå ÈÚÖ ÃÑßÇäåÇ Çünkü böyle bir durum var mı?
Var; Arap edebiyatında zikr-i cüz,
irade-i kül; zikr-i kül irade-i cüz diye bir edebî sanat vardır. Yani
cüz'ünü zikredip küllünü kastetmek, küllünü söyleyip cüz'ünü kastetmek
vardır. Kıraat namazın bir cüz'üdür. Kur'an da namazın bir
cüz'üdür. Dolayısıyla cüzünü söyleyip küllünü kastetmiş
olması mümkündür. Arap dilinde bunlar var. Bu ifade Kur'an'da da çok
kullanılmıştır. Bu zikr-i cüz irade-i kül, zikr-ü kül
irade-i cüz denen bir sanattır.áÃäå ÈÚÖ ÃÑßÇäåÇ Çünkü Kur'an okumak, namazın
rükünlerinden, şartlarından birisidir.Namazın içinden
olan şartlarına rükün diyoruz. Tilavet de
rükünlerindendir. İçinden olan şartlarındandır, olmazsa
olmaz demektir. Şart, rükün demektir. Olmazsa olmaz. Olmazsa oluyorsa bir
şekilde o rükün değildir. O vaciplere, sünnetlere girer. Ãí Bu
anlamda şunu murat ediyordur; İÕáæÇ o hâlde ey kullarım, sizin
sıkıntı çektiğinizi Allah bildi, gördü ve size
acıyıp merhamet etti. Bu nedenle emrini hafifletti. Görevinizi
hafifletti. O hâlde İÕáæÇ ãÇ ÊíÓÑ Úáíßã ne
kadarı kolayınıza geliyorsa o kadar kılın, size illa
şu kadar kılın demiyorum. Ne kadarı kolayınıza geliyorsa gece o
kadar namaz kılın. (gece namazı olarak) æáã íÊÚĞÑ ãä ÕáÇÉ Çááíá
.........Gece
namazından bigane kalmasın, uzak kalmasın. Bu emre uyarsa
kişi gece namazından uzak kalmamış olur, nasipsiz
kalmamış olur.İåĞÇ
Bu ifade İóÊóÇÈó Úóáóíúßõãú
den sonra gelen İóÇŞúÑóÁõæÇ ãóÇ ÊóíóÓøóÑó ãöäó ÇáúŞõÑúÂóäö
ifadesi nedir? äÇÓÎ ááÃæá bir öncekini
neshetmektedir. İóÇŞúÑóÁõæÇ ãóÇ
ÊóíóÓøóÑó bir evvelkini neshetmektedir. O
da ne idi? İşte şu kadarından şu kadarından
şekliyle idi. Veyahutta gece namazıyla ilgili olanı
neshetmiştir yani gece namazını neshetmiştir. Ëã äÓÎ åĞÇ Sonra bu da neshedilmiştir. Yani gecenin belli bölümleri
verilmişti biliyorsunuz. Daha sonra istediğiniz kadar yapın,
size şu kadar yapın demiyorum, ne kadar kolay geliyorsa o kadar
yapın. İşte ne kadar kolay geliyorsa o kadar yapın,
ölçü vermiyorum size diyerek, ölçü verilen kısımları
neshetmiştir. Daha sonra bu ne kadar isterseniz o kadar yapın,
kolayınıza ne kadar gelirse, iki rekat, beş rekat, ne verirsen
hani, ver de ne verirsen ver cinsinden; bu da nesholunmuştur Ëã äÓÎ åĞÇ ÈÇáÕáæÇÊ ÇáÎãÓ
Beş vakit namazla. Beş
vakit namaz emri geldi, artık gece namaz kılma diye bir olay
kalmamış oldu. Yani böyle bir sorumluluğumuz yok.
Sorumlusun, Zorunlusun: Sorumluluk olmadığı gibi zorunluluk da
yok. Çünkü sorumlu olmayan şeyden zorunlu olmazsın.
bir şeyden zorunlu değilsen sorumlu da olmazsın.
Beş vakit namaz artık oturmuştur. Beş vakit namaz yokken bu
gece namazı vardı, geceleri ibadetle geçirme olayı vardı. Çünkü
namazsız yolda yürüme yok. Allah'a yükseliş olmaz, namazsız
olmaz. Bunun için ilk etapta ne yapıldı? Geceleri bu
iş için seçildi. Çünkü gündüzleri kolaçan ediyorlardı,
müminlere göz açtırmıyorlardı, geceleyin de horul ho rul
uyuyorlardı. Müslümanlar da tam o vakitte işlerini, güçlerini
yürütüyorlardı. Daha sonra müslümanlar güçlendiler, bir şekilde
artık diretebiliyorlardı, kendilerini gösterebiliyorlardı
beş vakit namazla kendilerini miraç olayı ile tahakkuk etmiş bir
namaz paketidir. evet namazla ilgili bir pakettir. Miraçla hâsıl
olmuş miraçla bize gelmiştir. Bundan sonra beş vakit
namazın dışında bize gece herhangi bir namaz farz
değildir. Vitir dışında vacip bir başka namaz yoktur,
o da farz değildir, vaciptir. Sünnetle farz arasındaki dereceye vacip
diyoruz. Ëã Èíä ÇáÍßãÉ İí ÇáäÓÎ
bu nesih işlemindeki
hikmeti şöyle beyan etti: æåí ÊÚĞÑ ÇáŞíÇã
ayağa kalkmanın zorluğu Úáì ÇáãÑÖì hastalara, æÇáãÓÇİÑíä yolculara zor geldiği içindir. Yolcu,
zaten yolda yorulur, çoğu zaman gece de yolculuk yapılır veya
kişi gündüz yolculuk yapar, yorulur, yatıp dinlenmek ister. Gece
kalkması zor gelir. æÇáãÌÇåÏíä
Harpte, savaşta
adam, cihat ediyor, bir de gece kalkacak, bu insanoğluna zor gelir veya
öğrenci yazılı olacak, imtihanı var veya
hocanın dersi var. Zaten
kişinin ders çalışması ibadettir. Öğrencinin ders
çalışması nafile ibadetten üstündür. Nene, dede veya
bir başkası, oğlum, gece namazını kılsana, ben
kılıyorum. Senin dersin var mı nene? Var oğlum, ben
beş bin defa tesbih çekiyorum. O dersten değil ilimden bahsediyoruz.
Var mı, yok. Okusan, anlamam ki
oğlum. Anlamıyorsan sen işine bak. Bak ben, bunları
anlamaya çalışıyorum. O çeksin beş bin tane tesbihi, daha
da fazla çekebilir. Çünkü onun dersi yoktur ki imtihanı yok. Ne
yapar o, kitap da okumaz, anlamaz zaten. Ne yapsın tesbih çeksin tabiî,
istiğfar etsin, bunları bari yapsın, elinden gelen bunlar.
Farklı
Farklıyız: Demek ki
herkesin pozisyonu farklıdır, yapabileceği farklıdır,
onu yapmalıdır.
Dinde birçok döküman vardır. Onların hepsini üstlenemezsin.
Hepsini yapamazsın, böyle bir durum da söz konusu değildir.
Dolu dua var, ben bunların hepsini yapayım. O zaten sana göre
değildir, sen içinden durumuna uygun olanı seçeceksin. Herkesin
yapısı farklıdır. Her şey herkese iyi gelmez.
Bunları seçici âlimler vardır, onlar bunları seçip veriyorlar.
Bu yönüyle güzel bir iş yapıyorlar tabii ki, doktor gibi
seçiyorlar ve ilaç olarak veriyorlar. Mücahitler, savaşanlar, yolcu
olanlar, hastalar, iş güç adam fabrikada çalışıyor,
öyle işler var ki ne kadar zor, Allah korusun bir an gaflet edemiyor,
kömür ocaklarında çalışanları düşünün. Bu
insanlara sen gece namazı kıl diye şart koşamazsın.
Beş vakit namaz kılsın da öp başına koy.
İşte bu yönden Yüce Allah gece namazını ıskat
etmiştir. Beş vakit namazı onların yerine ikame
etmiştir. Bundan sonra beş vakit namazını hakkıyla
kılanlara mübarek olsun. Onları tebrik ediyoruz Allah onları
yüce makamlara çıkaracaktır inşallah. Her namaz
yüzlerce yıllık mesafede insan ruhunu yükseltmekte ve yüceltmektedir.
Her namaz, basit görmeyin çok yüceliştir, muazzam dereceler almaktır.
Allah bereketli kılsın, içeriğine çok dikkat edelim de içi
boş namaz kılmayalım. Úóáöãó Ãóä Óóíóßõæäõ ãöäßõã
Yüce Allah, sizden olacağını
kesinlikle bildi Ãí Ãäå yani
ennehûdür, Ãä en tahvif olunmuş Ãä
enne dir o ãÎİİÉ ãä ÇáËŞíáÉ
aslı bunun enne idi en şeklinde
şeddesiz hâle getirilmiştir. Yüce Allah yukarıda müfessirin
dediği gibi İÎİİ Úáíßã dediği
gibi okunuşta da bir tahfif oluşmuş. æÇáÓíä ÈÏá ãä ÊÎİíİåÇ
enne ismin başına gelen bir
edattır, genelde fiilin başında gelmez. Ancak istisna olarak
fiilin başına gelir. O zaman fiilin başına sin veya
sevfeden birinin gelmesi lazım aksi takdirde fiilin başına
gelmez. Müfessir gramer yönüyle böyle izah etti. æÍĞİ ÇÓãåÇ ismi de hazfolunmuştur. İsmi zamir-i
şandır. Yani aslı ennehüdür. Zamir-i şan mahzuftur. Ãä en şekline
dönüşmüş.
İnsanın Vasfı
Hastalık:
Yüce Allah kesinlikle bildi
sizden hastalar olacağını, mutlaka bir kısmınız
hastalık geçirecek, ondan ona,
ondan ona Allah vakitlerini tayin etmiş- hepimizin üzerinden hastalık
geçiyor. Neden tayin etmiş? Nasip olacak, bunlar insanlık hâlidir,
insanlık sıfatıdır. Hasta olmamak insanlık
sıfatı değildir. Melekler hasta olmaz. Fravun
ve Nemrut tipindekiler belli bir süre hasta olmaz. Velhâsıl hastalık
insan içindir. Hayvanlar, çiçekler bile hasta olur; tohumlar hastalanır.
Bu âlemde hasta olmak varlıkların özelliğidir. Madenler, çelikler,
elektrikler hasta olur, arıza olmuş deriz. Arıza, hastalık
demektir. Çünkü hastalık bedende meydana gelen bir
arızadır. Bunun tamiri lazımdır,
tımarı lazımdır. Onun için biz tamir olmaya hastaneye
gidiyoruz. Şimdi televizyon hastanesi diyorlar, eskiden tamirhane
diyorlardı, Şimdi yeni yeni böyle hastane tabiri
kullanılmaya başlandı.Demek ki hastalık
varlığın şiarıdır. Ama sağlık
hastalığı olsun deriz.
Hastalığın
Hikmetleri: O hastalığı geçirmemiz bizim bünyemizin daha sağlam
olmasını sağlar. Bu nedenle sağlık
hastalığı olsun denir. Bir çok hikmetleri vardır.
Manevi yönüyle ecir alırsın, derece alırsın, sevap
alırsın, günahlarına keffaret olur. Arınmadır, maddi
yönden bedenin zindeleşmesidir. Çünkü içerdeki,
bünyedeki koruyucu mekanizmalar, kendini güçlendirmiş oluyor, askerî
tatbikat gib tatbikat yapılıyor.
Ara ara olması gerekir. Bunun için özel virüs gelmesi gerekir.
Düşman gelmeli ki savaş olsun. Düşman olmayınca kendinle mi
savaşacaksın, kendi kaleni mi yıkacaksın? İşte bu
gibi nedenlerle hastalık bir hikmettir.Bir hikmet-i İlahîdir, bir
kazançtır. Allah bilmeyi, anlamayı nasip etsin.
Misafir
Hastalık: Tabii ki üç günü aşınca hemen tedbir yönüne yönelmek
lazım. Çünkü hastalık insan bünyesine misafirdir. Misafirin
süresi üç gündür. Üç günü bekleyeceksin, hemen paniğe kapılıp
şuraya buraya derken, misafiri bu kadar yormak
doğru değil, öfkelendirebilirsin. gitmiyorum var mı bir
diyeceğin derse iş kötü. Onun için bir kere güzelce paniğe
kapılmadan üç gün geçmeli. Biraz temizlen, günah dolusun, bak ne güzel
günahlarını yüklenip gidecek. Senin çuval çuval günahlarını
almaya gelmiş. Vermeyen ahmak olur, niye vermiyorsun günahlarını?
Temizleniyorsun."Allah sizi temizlemek istiyor" diyor Rabbimiz.[30]
Müsade edin diyor. Ama çocuğu doktora götürüyorsun, hemen bağırmaya
başlıyor, duruvermiyor tabii zararını çeker. Dişini
çektirirken hoplar zıplarsan,
tabii bunun zararını görürsün. Ameliyat yapılırken
duruvermezsen ne olur? Senin zararlı yerini alacak, yoksa bütün vücudun gidecek.
Hayat Felsefesi
Yaratan’dan Öğrenilir: Ama büyük sözü dinlemek lazım. Kendi
bildiğine hayat olur mu? Cahilliğini bileceksin, bu işin
uzmanlarına gideceksin, hayat felsefesini öğreneceksin. Hayat
felsefesi Aristo'dan öğrenilmez. Hayat felsefesi, hayatı yaratandan
öğrenilir. Hayatı yaratan kim? Allah!
Î᪠ÇáãæÊ æÇáÍíÇÉ [31]
“Ölümü de hayatı da
yaratan Allah'tır.”
Tabii doğrudan Allah'tan
öğrenemezsin. Kitabı, Peygamberi var; onlardan öğreneceksin. veya bunları iyi
hazmetmiş, güvendiğin bir alime gideceksin. Şimdi herkes ben bilirim
deyip gidiyor. Ondan sonra da hayatın cilvelerini anlamıyor. Ne
yönde göz kırptığını bilemiyor, göz
kırpmaların anlamı nedir? Hiddet ve şiddet gösterisi
nedir? Şefkat ve rahmet gösterisi nedir? Hangi işaretler ne
anlama geliyor? Hayat işaretlerle doludur.
Gökyüzündeki bulutlar bir işarettir, o işin uzmanı
yağmur mu gelecek dolu mu gelecek bilir. Sen, ben bilmeyiz ama onun
uzmanı bilir. Eşek kulaklarını ileri geri oynatıp
duruyor,
İşaretler
Âlemindeyiz: Daha bunun gibi
hiçbir şey boş değil, her şey işaret, her şeyde
işaret var. Ama bilmiyoruz tabii ki. Bunlar bilimler, ilimler hâlinde
bölünmüş, bunların yerleri var, erleri var, okulları var,
kitapları var. Ama hiç olmazsa insan bilmiyorum diyebilmeli, bilene gidip
sorup öğrenmeli.
Hazırlayanlar:
Emine ŞAHİN
Elif
ÖNDER
Fatma
GEDİK
[1] æóãóÇ ÎóáóŞúÊõ ÇáÌä æÇáÅäÓ ÅöáÇøó áöíóÚúÈõÏõæäö
Zariyat51/56 âyetini
İbn Kesîr ÅáÇ áíÚÑİæä şeklinde tefsir
etmiştir.
[2] Enbiya21/107
[3] Bakara2/3
[4] Buhârî, İlim, hadis no:69, Müslim, Zekât,
hadis no:1721
[5] Kaf, 50/37.
[6] Hicr15/95
[7] Fetih48/28
[8] Kafirun109/1
[9] Necm53/9
[10] Müslim, Kader 3
[11] Bakara2/44
[12] Fetih48/29
[13] Taha20/2
[14] Bakara2/10
[15] Meryem19/90
[16] Furkan25/21
[17] Furkan25/22
[18] Bakara2/18
[19] Araf 7/179
[20] Bakara2/269
[21] Kamer54/17
[22] Kehf18/1
[23]İsra17/78
[24] İsra17/78
[25] Tirmizî, İman, 2542
[26] Musannef, İbn Ebî Şeybe,
c.7,s.176; Müstedrek, Hâkim, c.5, s.106,hadis no:2000
[27] A’raf7/179
[28] Bakara2/237
[29] Zümer39/9
[30] Maide5/6
[31] Mülk67/3