![]() |
![]() |
|
|
|
Günümüzde Kadınlar*
Günümüzde kadınlarımız çok daha
tehlikeli boyutlarda şerlere ve fitnelere alet edilmektedirler. Eşyaların iyi
bir şekilde pazarlanması ve satış rekoru kırması için özellikle kadınların
vücutlarından istifade edilmektedir. Tabii ki bu arada beğeni ve takdir topladığı
zaman, bir eşya gibi kadınların da pazarlandığı ve satışa çıkarıldığı çokça
duyduğumuz ve gördüğümüz gerçekler arasında yerini almış bulunmaktadır.[1]
Kadınların açılması ve saçılması, erkek türünün yoldan
çıkmasına, nefis ve hevâsına kolayca kapılmasına ve bu meyanda şeytana ayak
uydurmasına sebep olmaktadır. Erkeğin bu ve benzeri tehlikelere, fitne ve
fesatlara düşmesine sebebiyet verdiği için günâhı ve suçu kat kat artmakta ve
buna paralel olarak da gün be gün cehennemdeki yerine doğru sarkmaktadır.
İşte bütün bu fesat hareketlere sebebiyet verdiğinden
dolayıdır ki Hz. Nebiyy-i Muhterem Efendimiz, açılıp-saçılarak,
allanıp-pullanarak, süslenip-kokulanarak, kırıta kırıta evinden dışarı çıkan ve
bunlara ilave olarak çarşı ve pazarlara, sokak ve caddelere dalarak erkekleri
kendisine bakıtan ve onları şahsına imrendiren bir kadının, kendisince
ilgilenen erkekler sayısınca günâha girdiğini beyan buyurmuşlardır. Yine bu
meyanda, vücuduna koku sürünmüş ve değişik makyajlar yapmış olan bir kadının
dışarı çıkarken bunların hepsinden temizlenmesi gerektiğini belirtmişlerdir.
Açılan ve saçılan bir kadın, kendisini derli-toplu göstermek ve etrafındakiler
tarafından beğeni ve takdir kazanabilecek bir görünüm ve şekil kazanmak
isteyecektir. Bu hal ve durumu oluşturabilmek için de büyük çapta harcamada
bulunması gerekecektir. Bu durumda ailenin bütçesi oldukça sarsıntı geçirecek
ve bir manada bu anlamsız ve gereksiz harcama onları felakete ve iflasa
götürecektir. Zira günümüzde özellikle kadının ziynetlerine ve makyajına
yönelik malzemeler oldukça pahalı ve dış ülkelere dayalı olmasından dolayı, hem
ailenin hem de milletin ekonomisine ağır bir darbe indirilmektedir.
Hem, kadınların adı geçen sahada hevâ ve heveslerinin çok
çabuk değişen bir özelliğe sahip olduğunu tespit eden, bu meydanda uzmanlaşmış kadın
cambazları ve soyguncuları, “moda” namı altında onların ellerinde ve
avuçlarında olan ziynetlerinin ve eşyalarının süratle gündemden çektirilmesi
ile muazzam bir isrâfâta ve lüzumsuz bir tüketime yol açmaktadırlar.
Halbuki, Dîn-i Mübîn-i İslâm’ın ortaya koyduğu prensip ve
ölçülere uyan inançlı bir kadın, Allah Teâlâ’nın kendisine doğal olarak
vermiş olduğu değerlerden ve nimetlerden razı olur. Kendi doğal yağısından
şikâyette bulunmaz. Son derece vakur ve kendinden emin olur. Şahsiyet ve onur
sahibidir. Gerçek kıymetin, özenilmesi ve takdir edilmesi gereken değerin ve
yüceliğin; insanların suretlerinde, göz ve kaşlarında, el ve ayaklarında, deri
ve kemiklerinde, soy ve soplarında olmadığını pekâlâ bilir ve bu yönde hareketini
ve çalışmalarını yürütür. Takdir ve tebrike şâyân kılınacak sevginin ve
hoşnutluğa temel alınacak, sonsuzluk yurdunun ebedî sermayesi ve bedeli kabul
edilecek yegâne değerin, faziletin ve şerefin; insan kafasında, ruhunda,
nefsinde, tüm duyuları ve duygularında yerleşmiş, kökleşmiş ve buna paralel
olarak cemiyet ve insaniyet içerisinde kök salmış, dal ve budakları, yaprak ve
çiçekleri, tomurcuk ve meyveleriyle onları çepçevre sarmış olan tüm ilâhî ve
beşerî güzellikler ve özellikler olduğunu cânı gönülden görür, bilir, kavrar ve
bunlara uygun olarak hayatını tanzim eder.
Allah’a (c.c.) ve ölüm ötesine inanmayan bir kimsenin her
zevki, her takdiri, her beğeniyi ve her türlü macerayı, ölümün bu yüzünde yani
ölmeden evvel arayacağı ve tamamlamaya çalışacağı son derece doğal karşılanmalı
ve bu durum asla yadırganmamalıdır. Zira insanın yapısında adı geçen tüm
özellikler yatmakta ve tatmin olunmaları için onun yüzüne bakmaktadırlar.
Ölümün arka yüzünde yer alan, nefsin tüm arzu ve
isteklerini tatmin edeceği, zevk ve sefasına ereceği cennet gibi ulvî,
kutsî ve sonsuz bir âleme inanamayan ferdin (ister kadın ister erkek olsun),
bütün arzularını ve nefsânî isteklerini bu kısacık, daracık ve birçok
noksanlıklarla ve eksikliklerle dopdolu bir âlemcik olan şu fâni dünyada
tatmine çalıştığını ve hatta bu amacını ve arzusunu gerçekleştirebilmek için
tüm insânî ve Rahmânî değerleri bazen gözardı ederek, bazen de ayaklar altına
alarak hiçe saydığını çok açık ve çok net bir şekilde görmekte, duymakta ve
bilmekteyiz.
Şu halde, kalbin iman cevherinden yoksun kalmakla ne
denli kıymetleri ve değerleri kaybettiğini; buna paralel olarak ne denli
korkunç ve ne denli dehşetli zararlar gördüğünü ve kaydettiğini, insaniyet
tarihinin psikolojik ve sosyal yapısında çok açık bir şekilde bu gözlerimiz ve
hislerimizle tespit edebilmekte, ruhlarımız ve vicdanlarımız tarafından çok
canlı ve çok etkin bir hisle algılayabilmekteyiz.
* Bu yazı, Musa Özdağ’ın Mehmed
Feyzi Efendi’den Feyizler isimli kitabından alınmıştır. Bkz. V, 216-220.
(Hamle Yayınları, İstanbul, 1995)
[1] Şu anda, dün gazetede gördüğüm bir haber hatırıma geldi. Bu haber yürekler
acısı olarak bizim bu ifade ve tespitlerimizin ne denli doğru olduğunu sanki
açıkça haykırıyordu. Bu yazı, İzmir’in Alsancak semtinde daha bir ay önce
kurulmuş olan Kadınlar Dayanışma Derneği’nde kadın pazarlandığını polis
baskını haberi ile veriyordu! (Milliyet, 12 Ekim, 1993).