![]() |
![]() |
|
|
|
TÛTÎ KUŞUNUN HİKÂYESİ
|
Vardı bir bakkal ve bir tûtî kuşu, |
|
|
Bir kelam eyler, kelamın en hoşu. |
|
|
|
Nükteler söyler, öter bir yanda o, |
|
|
Bekçilik eylerdi hem dükkânda o. |
|
Söyleşip insanla bir insan gibi, |
|
|
Günbegün olmuştu şöhret sahibi. |
|
|
|
Bazı gün bakkal gider, ister canı, |
|
|
Gitse bakkal tûtî bekler dükkânı. |
|
Bir sıçan tutmak için bir gün kedi, |
|
|
Zıplayıp dükkânda gizlenmiş idi. |
|
|
|
Korkudan tûtî şaşırmış, sol-sağ, |
|
|
Saklanırken döktü bir tas gülyağ! |
|
Çıktı birden, geldi dükkân sahibi, |
|
|
Bîhaber olaydan geçmiş bittabi. |
|
|
|
Baktı gülyağlar saçılmış ortaya, |
|
|
Islanıp her bir taraf batmış yağa! |
|
Kızdı hem tûtîye bakkal, dövdü hem! |
|
|
Tûtî hem kel oldu, hem dilsiz o dem! |
|
|
|
Hastalıktan durdu tûtînin dili, |
|
|
Bakkal ağlar, gözde yaş Nisan seli! |
|
Yoldu saç-baş, gamlı bakkal inleyip, |
|
|
"Söndü nimet yıldızım eyvah!" deyip. |
|
|
|
"Keşki dövmezden kırılsaymış elim!" |
|
|
"Böyle dilsiz tûtî görmek pek elîm!" |
|
Tûtî iyleşsin deyip yoksullara, |
|
|
Verdi bakkal hayriçin bol bol para. |
|
|
|
Neşesiz bakkal somurtup böylece, |
|
|
Geçti üstünden tam üç gün, üç gece. |
|
Bakkalın gönlünde bin gam, bin hüzün, |
|
|
Söylenirken tam, öttü tûtî, ne gün! |
|
|
|
Geçti ordan bir adam, rüzgâr gibi, |
|
|
Baş kabak-dazlak, sanırsın tas gibi! |
|
Tam o an tûtî gelip birden dile, |
|
|
Söylenip haykırdı aniden kele! |
|
|
|
"Söyle kel! Niçin karıştın kellere?" |
|
|
"Zennedersem sen de yağ döktün yere!" |
|
Benzerim zannetti tûtî bir keli! |
|
|
Dinleyenler oldu gülmekten deli! |
|
|
|
Olmaz asla evliyâ insanla bir, |
|
|
Yaz da bir bak: "Süt" de şîr, "arslan" da şîr. |
|
İşte bundan yol azıtmıştır beşer, |
|
|
Çünkü ermişlerden onlar, bîhaber! |
|
|
|
Hor görürler hem gelen peygamberi, |
|
|
Hem de hiç saymazlar ermiş erleri! |
|
"İnsanız, bizler de yer, bunlar da yer!" |
|
|
"Farkımız yok, bunlar insan, biz de!" der! |
|
|
|
Bir değil "yüksek ve alçak", "çok ve az", |
|
|
Böyle körler farkı asla anlamaz! |
|
Bir çiçekten bal yapar bir çift arı, |
|
|
"Zehr" olur bir bal, "şeker" bir diğeri. |
|
|
|
Aynı ottan beslenir bir çift geyik, |
|
|
Bundan "amber-misk" olur, ondan "sidik". |
|
Çift kamışlar aynı gölden içseler, |
|
|
Bundan iç "bomboş" çıkar, ondan "şeker". |
|
|
|
Böyle pek çok benzeyen şey var yine, |
|
|
Dikkat et gör, birbirinden farkı ne? |
|
Yer-içer, pislik çıkartırken biri, |
|
|
Nur eder hâsıl, içer-yer diğeri. |
|
|
|
Yer-içer bundan haset eder zuhur, |
|
|
Yer-içer hâsıl olur ondan da nur! |
|
İşte "pis yer", "temiz bir yer" bu da, |
|
|
İşte "şeytan", işte bir "merd-i Hudâ"! |
|
|
|
"Tatlı-tatsız" her su berraklıkta bir, |
|
|
Bilmeyen bir şahsa bunlar bir gelir. |
|
Anlamaz dıştan bakan, anlar yutan, |
|
|
Farkı çoktur tatlının, tatsız sudan. |
|
|
|
Hep "sihir" der, görse ahmak "mucize", |
|
|
Farkı anlatmak ne güç idrâksize! |
|
Her sihirbaz aldı bir değnek ele, |
|
|
Yaptılar bir gün savaş Musa ile! |
|
|
|
Her asâ benzer mi Musanınkine? |
|
|
Bir "çomak" zannetti ahmaklar yine! |
|
Bunda Rabbin var iken bin rahmeti, |
|
|
Onda var bitmez-tükenmez lâneti! |
|
|
|
Etti kâfirler inat maymun gibi! |
|
|
Oldular çirkin tabiat sahibi. |
|
Her ne yapsan sen, maymun yapar onu, |
|
|
Gelmez asla onda taklidin sonu. |
|
|
|
Maymun iş yaptım sanır insan gibi, |
|
|
Farkı hiç görmez, inattan bittabi! |
|
|
|
|
|
Hazreti
Mevlânâ (Kuddise sirruh) |