Buyuk Turk Bayragi
 

 

TÛTÎ KUŞUNUN HİKÂYESİ

 

Vardı bir bakkal ve bir tûtî kuşu,

 

Bir kelam eyler, kelamın en hoşu.

 

 

Nükteler söyler, öter bir yanda o,

 

Bekçilik eylerdi hem dükkânda o.

Söyleşip insanla bir insan gibi,

 

Günbegün olmuştu şöhret sahibi.

 

 

Bazı gün bakkal gider, ister canı,

 

Gitse bakkal tûtî bekler dükkânı.

Bir sıçan tutmak için bir gün kedi,

 

Zıplayıp dükkânda gizlenmiş idi.

 

 

Korkudan tûtî şaşırmış, sol-sağ,

 

Saklanırken döktü bir tas gülyağ!

Çıktı birden, geldi dükkân sahibi,

 

Bîhaber olaydan geçmiş bittabi.

 

 

Baktı gülyağlar saçılmış ortaya,

 

Islanıp her bir taraf batmış yağa!

Kızdı hem tûtîye bakkal, dövdü hem!

 

Tûtî hem kel oldu, hem dilsiz o dem!

 

 

Hastalıktan durdu tûtînin dili,

 

Bakkal ağlar, gözde yaş Nisan seli!

Yoldu saç-baş, gamlı bakkal inleyip,

 

"Söndü nimet yıldızım eyvah!" deyip.

 

 

"Keşki dövmezden kırılsaymış elim!"

 

"Böyle dilsiz tûtî görmek pek elîm!"

Tûtî iyleşsin deyip yoksullara,

 

Verdi bakkal hayriçin bol bol para.

 

 

Neşesiz bakkal somurtup böylece,

 

Geçti üstünden tam üç gün, üç gece.

Bakkalın gönlünde bin gam, bin hüzün,

 

Söylenirken tam, öttü tûtî, ne gün!

 

 

Geçti ordan bir adam, rüzgâr gibi,

 

Baş kabak-dazlak, sanırsın tas gibi!

Tam o an tûtî gelip birden dile,

 

Söylenip haykırdı aniden kele!

 

 

"Söyle kel! Niçin karıştın kellere?"

 

"Zennedersem sen de yağ döktün yere!"

Benzerim zannetti tûtî bir keli!

 

Dinleyenler oldu gülmekten deli!

 

 

Olmaz asla evliyâ insanla bir,

 

Yaz da bir bak: "Süt" de şîr, "arslan" da şîr.

İşte bundan yol azıtmıştır beşer,

 

Çünkü ermişlerden onlar, bîhaber!

 

 

Hor görürler hem gelen peygamberi,

 

Hem de hiç saymazlar ermiş erleri!

"İnsanız, bizler de yer, bunlar da yer!"

 

"Farkımız yok, bunlar insan, biz de!" der!

 

 

Bir değil "yüksek ve alçak", "çok ve az",

 

Böyle körler farkı asla anlamaz!

Bir çiçekten bal yapar bir çift arı,

 

"Zehr" olur bir bal, "şeker" bir diğeri.

 

 

Aynı ottan beslenir bir çift geyik,

 

Bundan "amber-misk" olur, ondan "sidik".

Çift kamışlar aynı gölden içseler,

 

Bundan iç "bomboş" çıkar, ondan "şeker".

 

 

Böyle pek çok benzeyen şey var yine,

 

Dikkat et gör, birbirinden farkı ne?

Yer-içer, pislik çıkartırken biri,

 

Nur eder hâsıl, içer-yer diğeri.

 

 

Yer-içer bundan haset eder zuhur,

 

Yer-içer hâsıl olur ondan da nur!

İşte "pis yer", "temiz bir yer" bu da,

 

İşte "şeytan", işte bir "merd-i Hudâ"!

 

 

"Tatlı-tatsız" her su berraklıkta bir,

 

Bilmeyen bir şahsa bunlar bir gelir.

Anlamaz dıştan bakan, anlar yutan,

 

Farkı çoktur tatlının, tatsız sudan.

 

 

Hep "sihir" der, görse ahmak "mucize",

 

Farkı anlatmak ne güç idrâksize!

Her sihirbaz aldı bir değnek ele,

 

Yaptılar bir gün savaş Musa ile!

 

 

Her asâ benzer mi Musanınkine?

 

Bir "çomak" zannetti ahmaklar yine!

Bunda Rabbin var iken bin rahmeti,

 

Onda var bitmez-tükenmez lâneti!

 

 

Etti kâfirler inat maymun gibi!

 

Oldular çirkin tabiat sahibi.

Her ne yapsan sen, maymun yapar onu,

 

Gelmez asla onda taklidin sonu.

 

 

Maymun iş yaptım sanır insan gibi,

 

Farkı hiç görmez, inattan bittabi!

 

 

 

Hazreti Mevlânâ (Kuddise sirruh)