KUR’ÂN’DA İNFAK

Tekiner, Aziz, Kur’ân’da İnfak, Yüksek Lisans Tezi, T.C. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlahiyat Anabilim Dalı Tefsir Bilim Dalı, Danışman:  Prof. Dr. Muhsin Demirci, İstanbul,  2006, VIII+205 sf.

ÖNSÖZ. 1

SONUÇ. 2

ABSTRACT. 5

ÖNSÖZ

Allah (c.c.), yarattığı insan için gerekli her bilgiyi Kur’ân-ı Kerîm’de beyân etmiştir. İnsanlara verdiği malı ne şekilde harcamaları gerektiğini ve aralarındaki muhtaçların ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklarını da açıklamıştır. Allah rızası için muhtaçlara harcama yapmak Kur’ân’da  “infâk”  kavramıyla ifâde edilmiştir.

İnfâk kavramı Kur’ân’da 74 defa geçmekte,  çoğu zaman îmân ve namaz ile beraber zikredilmekte,  mü’minlerin temel özellikleri arasında sayılmaktadır. Ziyadesiyle teşvîk edilmekte, hattâ emredilmektedir. O halde, mü’minlerin de, “infâk”ın ne olduğunu iyice öğrenip gereğiyle amel etmeleri gerekmektedir. İnfâk’ın ne olduğunu daha iyi kavrayabilmek gayesiyle bunu araştırma konusu olarak seçmiş bulunmaktayız.

Kur’ân’da çok büyük önem atfedilen bu kavram hakkında tefsirlerde, hadislerde ve diğer dinî kaynaklarda dağınık olarak fazlasıyla bilgi mevcuttur. Fakat 1999 yılında Kur’ân’da infâk konusunu ilk araştırmaya başladığımızda bu konuda akademik seviyede bir çalışmaya rastlamadık. Bunun üzerine infâk kavramını tez konusu olarak seçtik. (Fakat bazı engellerden dolayı tezimizi zamanında bitiremedik). Daha sonra  bu konuyu araştırmaya tekrar başladığımızda ise, infâk konusunda bazı değerli çalışmaların yapıldığını gördük. Fakat bunlarda infâk daha çok hadîs-i şerîfler, tasavvuf, vakıf ve sosyal dayanışma ağırlıklı olarak incelenmiştir. Tefsir alanında ise,  Doç. Dr. Nihat  TEMEL’in  “Kur’ân’da  Sosyal Güvenlik Kurumu Olarak İnfak”  adlı kitabının 2001’de çıktığını gördük. Ancak, çalışmamızın içeriğinin bu eserle de farklılıklar  arzetmesi,  daha önce  başladığımız  bu araştırmada  bize  engel teşkil etmedi, bu  eserden de  istifâde  ederek  çalışmamıza  devam  ettik  ve  sonuçlandırdık.

Tez,  giriş ve üç bölümden oluşmaktadır.  Girişte  “infâk”  ve infâk ile anlam yakınlığı olan nafaka, ihsân, tasadduk, zekât,  îtâ,  karz-ı  hasen,  teâvün,  kerem  gibi kavramlar  hakkında  genel  bilgiler  verilmiştir.

Birinci bölümde;  infâkın kapsamı ve mâhiyetini anlayabilmek için infâk ile ilgili âyetler değerlendirilmiştir. İnsan–Allah–eşya ilişkisi bağlamında fakirlik meselesi ve infâka duyulan ihtiyaç ortaya konmuştur. İnfâk,  zorunlu ve gönüllü infâk şeklinde iki kısma ayrılarak bunların da çeşitleri sayılmıştır. İnfâkın gâyesi tespit edilmeye çalışılmış ve infâkın engellerinden kurtulmaya dikkat çekilmiştir.   

İkinci bölümde; infâka konu olan hususlar ele alınmıştır. İnfâk etmekle mükellef olanlar belirtildikten sonra fiilen infâkın nasıl gerçekleştiği anlatılmıştır. İnfâk edilecek kimseler sıralanmış,  infâk edilecek maddî ve manevî nimetler değerlendirilmiş,  miktârı ve zamanı tespit edilmeye çalışılmış,  infâkın makbul olabilmesi için uyulması gereken âdâbı açıklanmıştır.

Üçüncü bölümde;  infâkın maddî ve manevî sonuçları ile infâk edilmediği zaman ortaya çıkacak dünyevî ve uhrevî  olumsuz  sonuçlar  değerlendirilmiştir.

İnfâk  konusunu,  zekâtın  dışındaki  gönüllü infâk  ile  sınırlandırmaya çalıştık,  ancak gerekli yerlerde  zekâta da değindik. Bu konuda yararlandığımız  ana  kaynaklar  meşhur tefsir kitapları olmuştur. Mümkün olabildiğince  ilk devir müfessirlerinden başlayarak müfessirlerin infâk hakkındaki açıklama ve görüşlerini tespit etmeye çalıştık.  Konumuz her ne kadar Kur’ânî  perspektiften  infâk  meselesini ortaya çıkarmak ise de, Hz. Peygamberimiz (s.a.v)’in  hadîs-i şeriflerine de ilgili yerlerde mürâcât etmekten  geri durmadık.

Bu  çalışmamda  konunun  belirlenmesinden  bitirmeme  kadar  beni  büyük bir  titizlikle  yönlendiren ve değerli görüşleriyle destek olan tez danışmanı hocam  Prof. Dr. Muhsin DEMİRCİ Bey’e,  tezimi  okuyup inceleyerek  değerli görüşleriyle  katkı sağlayan  hocalarım  Prof. Dr. Ziya YILMAZER  Bey’e   ve  Doç. Dr. Abdülaziz  HATİP Bey’e  çok teşekkür ederim.  Ayrıca,  bu  seviyeye  gelmemizde bugüne kadar  emeği geçen  bütün hocalarıma  ve  tezimi  hazırlarken  fedâkârca  yardımcı olan  kıymetli  eşime  ve  dostlarıma da  çok teşekkür  ederim.  Bu  mütevazi  çalışmamızın  hayırlara   vesile  olmasını  dilerim.

SONUÇ

Allah (c.c.)  insanı sosyal bir varlık olarak yaratmıştır. İnsanın  tek başına yaşayarak  bütün ihtiyaçlarını kendisinin  karşılaması imkânsızdır.  Bunun için toplum içerisinde  yaşamaya  ve  birbirleriyle yardımlaşmaya  mecburdur.  İnsanlar arasındaki  bireysel farklılıklar  ve  ekonomik  seviye farkları da insanları  birbirleriyle yardımlaşmaya mecbur bırakmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm, hayatta  vazgeçilmez olan yardımlaşma konusunu  îmân ve namaz ile beraber zikrederek  geniş yer vermiş,  açıklamış ve inananları bu konuda eğitmiştir. Önemine binâen,  müslümanların da yardımlaşma ve  Allah’ın  verdiği  rızıkları  doğru  harcama  konusunda  ciddî  olarak eğilmesi,  hattâ  namaz  gibi  bunun da  eğitimini  alması  gerekmektedir.

Kur’ân’da,  muhtaçların  ihtiyaçlarını  karşılamak  için  onlara  karşılıksız (Allah rızası için)  mal,  para  vb.  harcamak  “infâk”  kavramıyla  ifâde edilmiştir. Nafaka,  ihsân,  zekât,  sadaka,  hayır, karzhasen,  îtâ,  atâ,  kerem  ve  teâvün de  infâk  ile  anlam  yakınlığı  olan diğer  kavramlardır. Bunların  tamamı  insanların  bir derdine  derman olmak üzere  bildirilmiştir.

İnfâk  sayesinde  insan  nüfüsunun  çoğunluğunun  problemi olan  fakirlik  ortadan  kaldırılmaktadır. Öncelikle  şunu iyice vurgulamak gerekir ki,  zengin-fakir  herkes  rızkını  kazanmak için  çalışıp çabalamak zorundadır. Çalışıp kazanmak bir ibadettir.  Ancak,  sağlık, sakatlık, yaşlılık, felâket  vb. sebeplerle çalışıp kazanma imkânı olmayanlar ve muhtaç düşenler de ihtiyaç içerisinde bırakılmamakta,  infâk devreye sokulmaktadır.  Yani yardım ve sadaka almak,  ihtiyaçları karşılamanın ve fakirlikten kurtulmanın  birinci yolu değil,  en son  çaredir.  Aslolan  veren  el olmaktır.  Çünkü,  veren el  alan elden üstün ve hayırlıdır.

İnfâk,  toplumda  var olan yoksulluk problemini çözmede birinci yol ve çare olmamakla birlikte,  yine de zekât ve sadakalarla muhtaçların yoksulluk sınırından,  kendi kendine yeterli seviyeye gelmelerini  sağlayabilmektedir.

Mallar  bütün  insanların  kullanması için yaratılmıştır.  Servet sadece zenginler arasında  dolaştığı  zaman, onların ihtiyaçlarından  fazla  kısmı  kullanım dışı kalmakta,  âtıl olarak  biriktirilip bekletilmiş olmaktadır.  Bu  fazla mala çok ihtiyacı olan diğer insanlar da  o  mallardan  mahrum kalmaktadır. Ancak infâk edildiğinde malların ve eşyaların  yaratılış gayesi gerçekleşmektedir.  

Zenginler infâk ederek  fakirlerin ihtiyaçlarını karşıladıkları takdirde, fakirlerde haset, kin, nefret ve şiddet oluşmayacak,  dolayısıyla toplumda zengin – fakir arasında  sınıf çatışması oluşmayacaktır.  Günümüz  dünyasında,  sınırsız  maddeci  ekonomik  sistemlere  tepki  olarak  malların  özel mülkiyete konu olmadan eşit olarak paylaşılmasını  savunan  ekonomik  sistemler  ortaya  çıkmış,  yoksul çoğunluk tarafından  umutla sahiplenilmiş  ve  dünyada  savaşlara  sebep  olmuştur. İslâmiyet,  iktisâdî  açıdan  hiçbir beşerî  fikre  benzemeyen,  kendine özgü,  insanın fıtratına en uygun ve en adâletli  çözümü  getirmiştir.  Buna  göre  helâliyle  servetler de kazanılabilmekte,  infâk  yoluyla  en  güzel  şekilde  paylaşılması da sağlanmaktadır. İslâmiyet  zenginler ve fakirler arasındaki  bu ekonomik barışı  infâk ile sağlamaktadır.

İnfâkın,  sadece müslümanlar ile sınırlı kalmayıp müslüman olmayanlara da verilebilmesi,  hayvanlara ve tabiata da infâkın sevap olması,  İslâm’ın cihanşumul  bir din olduğunu,  dünyada  huzur,  barış  ve mutluluk  temin etme gayesinde olduğunu göstermektedir. Dünyada huzur, barış ve mutluluk ise, belirli insanların dünyanın imkânlarını tamamen kullanıp sömürmesi ile değil,  adâletli şekilde paylaşması ise sağlanabilir.

 İnfâk edildiğinde paranın ve malın sirkülasyonunu sağlandığı için  ekonomik  faydaları  görülmektedir. Kırkta bir oranında az bir miktar gibi görünen zekât,  ülke çapında hesap edildiğinde her yıl belli sayıdaki fakiri kendi kendine yeterli seviyeye getirebilecek büyük bir meblağ tutmaktadır.  Bu durum,  yıldan yıla  fakirliği azaltacak,  zekât dışındaki  gönüllü  infâk da  fakirliği bitirebilecek  güçtedir.

Karzhasen denen fâizsiz borç verme ile de fakir müteşebbisler işlerini kurabilmek için gerekli sermayeyi bularak  kısa sürede  zenginlik sınırını aşmakta,  önce alanlardan iken verenlerden olmaktadır.  Böylece toplumda fakirler sürekli azalırken  zenginler sürekli artacaktır. Fert çapında  yardımlaşma  ile birlikte, vakıf ve  dernekler kurarak teşkilatlı olarak yardımlaşmanın sonucunda  daha çabuk ve etkili sonuç alınabilmektedir.

İnfâk,  sadece maddî nimetlerden değil  manevî  nimetlerden de verilebilmektedir. İnsan, zengin olmasa bile  manevî  nimet ve imkânlarından infâk  edebileceği ona kavratılmalıdır. Manevî  nimetlerden  infâk da  insanların  manevî  ihtiyaçlarını karşılaması bakımından son derece önemlidir.  Günümüzde  psikolojik bunalımlar yaşayan insanlara  karşı  tatlı dil  ve  güler yüz  göstermek,  onları  mutlu eden en büyük servet olabilecektir. Maddî yardım yapılamıyorsa bile,  yetenekli fakirlere  meslek  öğretmek suretiyle  daha köklü ve  kalıcı yardım yapılmış olur.     Bir usta, yetenekli  bir fakire  bir miktar para vermek yerine  ona mesleğini  öğrettiğinde  onu  ömür boyu zengin etmiş olmakta, işsizliğin  çözümüne katkıda bulunmaktadır.  Yani  herkeste,  Allah yolunda kullanabileceği, başkalarının  yararına ve hizmetine sunabileceği bir nimet mutlaka vardır.  Kişinin  kendinde olan her nimet ile Allah yolunda hizmet etmesi mümkündür.

İlim ve hikmet  sahipleri,  sahip oldukları ilim ve hikmeti  Allah rızası için  etrafındaki insanlara öğretmesi  sayesinde  toplumda  cehâlet azalacak,  şer bilgilerin yerine  hayırlı  bilgiler  daha çok  yayılacaktır.

İnfâk,  mü’minlerin  en  belirgin ve ayrılmaz özellikleri arasında sayılmıştır. Mü’minler  gereği  gibi  infâk eden  cömert insanlar olarak nitelenmiştir.  Cimrilik  mü’minlerde  aslâ  olmaması gereken  çok kötü bir sıfattır.  Müslümanlar  bugün,  Kur’ân’ın  bu  değerlerinden  habersiz  kaldıkları için  huzursuzluklar yaşanmaktadır.  İletişim bu kadar  gelişmesine rağmen  müslümanların çoğu, Kur’ân’ın, yakınlara infâk etme prensibini pek dikkate almamakta, en yakınlarındaki  muhtaçları bile görememekte,  öbür tarafta  zevk ve safa içerisinde yaşayabilmektedir. Müslüman ülkelerin  o kadar  zenginlik kaynakları varken  gayrı  müslimlerin  yardımlarına  muhtaç olmaları  infâkın gereği gibi  yerine getirilmemesi  sebebiyledir. Gayrı meşru yollara  nice servetler  harcayan  müslümanlar,  Allah yolunda  malıyla ve canıyla harcamadıkları için  bugün  başkaları karşısında  zayıf kalmakta  ve ezilmektedirler.  Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) ve ilk devir müslümanları maddî ve manevî infâk seferberliği ile,  İslâm’ın  nûrunu  kısa sürede dünyada yaymışlardır. Bugün de İslâm’ın  korunması, savunulması ve yayılması  aynı şekilde  infâk ile mümkündür.

İnfâk edenler,  bütün mahlûkata  hesapsızca lutfeden Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanmış olma şerefine yükselmektedirler.  Peygamberlere  ve  büyük insanlara  benzemiş olmaktadırlar.  Böylece  toplumda  erdemli  insanların  sayısı  artacak  ve infâkın diğer hikmetlerinin de gerçekleşmesiyle  İslâm  medeniyeti  dünyada  en yüksek  seviyeye  yükselecektir.  Ayrıca,  Allah yolundaki harcamaların  sevabı  kat kat verilecek  ve  kişiye cennetteki  ebedî  mutluluğu da  kazandıracacaktır.

İnfâk  konusunun  ekonomik,  sosyal,  psikolojik, hukukî  ve  ahlâkî  boyutları  vardır. Bu yönlerinin inceleneceği  müstakil araştırmalara  konu  olabilir. Mümkünse o alanın  uzmanları  tarafından  araştırılmasıyla  yapılacak  yeni  çalışmalar  çok  daha  derinlemesine,  kaliteli  ve  doyurucu  olacaktır   Kur’ân’a göre   infâk konusunda  yaptığımız bu mütevazi çalışma  genel  hatlarıyla  bir araştırma ve  değerlendirmedir.  Yeni  ve çok daha  güzel  çalışmalara  bir nebze  katkımız  olabilirse  kendimizi  bahtiyar  sayacağız.

ABSTRACT

Spending has been given significant place in Koran and it has been requested that spending be made on God’s way from the food God has given. Spending means given goods, money etc. things in the way of Good by giving to those in need without waiting for any return and helping them. Charity, doing of good, giving to kith and kin, gift, giving alms, regular charity, good, beautiful loan, helping and generosity are the other notions that have similar meaning with spending.

    In this thesis the “spending” notion based on Koran has been taken at hand and an attempt has been made to examine it from sources of interpretation.

     In the introduction the meanings of spending and other notions that have close meaning have been given. In section one the Koran special qualities that  are subject to spending have been taken at hand. The issue of neediness in the sense of Human-God-goods relation and thus the need for spending has been discussed. The types of mandatory and voluntary spending have been listed. The purpose of spending has been attempted to be established and attention was drawn to obstructions. In the second part who is obliged to spend, to whom - where spending should be made and material - non material blessings that could be spent were listed. For spending to be acceptable the manners that need to be followed were listed. In the third section the consequences of spending were taken at hand and evaluated.

     Spending, if it can be met the manner as God has explained in the Koran and desires makes great affects in the individual's and public life. It renders superior morals to those who spend. It saves the poor to whom the spending is done from destitute and definitely solves the problem of destitute. It prevents the wealthy-poor conflict in the society and forms a loving atmosphere. It brings people closer to both each other and to God. When spending is not made, on the other hand, the order of the society is disrupted and great hazards arise. Therefore people should spend the material and  non-material prosperity that God has given in the way of God.