Erkek küll’dür. Kadın ise erkekten bir cüz’dür. Kadının erkeğe meyli, cüz’ün külle olan meyli gibidir. Bunun için kadının erkeğe meyli, erkeğin kadına meylinden daha fazladır. Fakat kadında hayâ olduğu için bu meyli perdeler. Kadının meylinin çok olmasının bir hikmeti de, âile saâdeti ve neslin devamıdır.
İlmin ref olması demek, ulemânın kalplerinden ilmin alınması demek
değildir. Ulemânın inkırâzı ve terzîli sebebiyle ilim ortadan kalkacak. İlmin
ref olması, cehlin zuhûru, kadınların çoğalması kıyâmet alâmetlerindendir.
Kadında fıtraten kendini gösterme, beğendirme arzusu vardır. Kadın, zaîfedir; takviyeye muhtaçtır. Bunun için kadına, süslenme mübahtır. Fakat, evinde erkeğine karşı olmalıdır.
Erkeğin süslenmeğe ihtiyacı yoktur. Erkeğin süsü; ciddiyeti, vakârı, sadeliği ve şecaatıdır.
İslâm, âilesinden başkasına şehvetle bakmayı haram kılmıştır. Kim olursa
olsun, insana öyle bir duygu geldiği zaman, hemen uzaklaşmalı, başını aşağı
eğmeli ve şu duayı okumalıdır: Allâhümme tahhir kulûbenâ vağfir zunûbenâ ve
hassın cevârihanâ ani’l-harâm.[1] Başka türlü bakabilir; ama şehvetle,
âilesinden başkasına asla! Kur’ân, gözlerini bağlayın dememiş; kirpiklerinizi
indirin buyurmuş.[2]
Tasdîk nûruna mazhar olan her mümin velâyet-i âmme hasebiyle veliyyulllahtır. Kâmil velâyet ise, birçok şartlarla ancak tahakkuk eder. Hatta nikâh-ı sahîhten gelmesi bile şarttır.
Dinimiz nikâhı helâl; sifâhı haram kıldı. Nikâh-ı sahîhten gelen nesil, anasına-babasına, cemiyete, millete, vatana ve beşeriyete fayda verir. Sifâhtan gelenler, emîn değildirler, sır tutamazlar, hayâsız ve yalancı olurlar.
Helal-haram tanınmaya
tanınmaya, nikâh- sifah bilinmeye bilinmeye, tevbe ve istiğfar edilmeye
edilmeye hep nesnaslar[3] çoğalıyor.
Kur’an fârıktır; hakkı-bâtılı, meleği-şeytanı, nikâhı-sifahı, helali-haramı tefrik ederek yaşayalım.