![]() |
![]() |
|
|
|
KURBAN, NEFSİ HAKK'A
SUNMANIN BİR ALÂMETİDİR
“Ey iman edenler! (Allah’ın
koyduğu dînî) işaretlerine, haram aya, (Allah rızâsı için hediye edilmiş)
kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızâsını arayarak
Beyt-i Haram’a (Kabe’ye) yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin.”
(Mâide Suresi, 5/2)
·
Bu âleme göre Cennet’in tüm günleri bayramdır. Ramazan ve Kurban
Bayramının günleri, cennet-i âlâdan kullarına Cenâb-ı Mevlâ'nın bir
armağanıdır. Bu günlerde, cennet’te nasıl yaşanırsa öyle yaşamalısın. Mübarek
olsun!..
·
Eski müşrik Mısırlıların tanrısı öküz kafalıdır. Firavun
milletinin yanında uzun yıllar kaldıklarından, İsrailoğulları'nın kalplerine
varıncaya kadar öküz sevgisi ve saygısı işlemişti. Hatta bunun bir alameti
olarak Firavun esaretinden kurtulup Hz. Musa (aleyhisselâm) tarafından memleketlerine geri getirilirken, o yüce
peygamberin Tur’a çıkmasını ve orada uzun bir süre kalmasını fırsat bilen
Yahudiler kendilerine bir öküz heykeli yapıp tapınmışlardı. Bunun
üzerine Yüceler Yücesi Hz. Mevla onlardan çok özel nitelikte bir öküzü kurban
kesmelerini istemişti. Bu çok enteresan ve oldukça olaylı geçen öküz kurban
etme hâdisesi ile Allah Teâlâ Hazretleri onlardan Firavun ve hanedanı tarafından
içlerindeki iliklerine varıncaya kadar işleyen öküz başlı tanrı sevgisini çekip
çıkartmak ve söküp atmak istemişti. Öyle de oldu… Nice sıkıntılı olaylardan
sonra istenilen nitelikte bir öküz bulup kestiler de rahat bir nefes aldılar.
·
Zemzem ilâhî feyzin, kurban nefsi Hakk’a sunmanın, Kâbe ve Hacer-i
Esved’e sarılıp öpme, Mukaddes Zat ile sarmaş dolaş olmanın nesneler üzerinde
beliren bir çeşit yansımasıdır.
·
Ecel anı yaklaşmış mevsim kış olmasına rağmen parlak bir güneş, ağır
ağır, âheste âheste Konya’nın batısındaki Takkeli Dağlarından grup etmek üzere
ötelere doğru süzülüyordu. Bu sırada marifet güneşi aşıklar sultanı ulu
Mevlânâ’nın kutsî ruhu da bu fâni âlemden can ve bekâ yurduna kanat açıyordu.
Birden mübarek dudakları kımıldadı ve şu can yakıcı mısraları söyledi:
“Canı
sen aldıktan sonra, ölmek şeker gibi tatlı…Seninle olduktan sonra, tatlı candan
daha tatlı…”
Akşam
olmak üzereydi. Aniden irkildi. Aşktan hazan yaprakları gibi sararan yüzü
güldü. Beklediği elçi gelmişti. Vuslat haberini verecekti. Aman ya Rabbi, aman
ya Rabbi! O ne güzellik, o ne tazelikti… Hüsamettin Çelebi’ye dayanmış olan
kutlu aşık karşısındaki güzellik ve letafetten parıl parıl parlayan ölüm meleği
Azrail’e hazin hazin şu anlamlı beyti söyledi:
“Daha
yaklaş, daha yaklaş ey benim canım! Hz. Sultanım’ın kapısının elçisi, daha da
yakın gel!”
Artık
son nefeslerini alıyordu. Güneş batmış vakit akşam olmuştu. Bu sırada İsmail (aleyhisselâm)'ın, babası İbrahim (aleyhisselâm) tarafından kurban
olunmak için götürülürken söylediği şu anlamdaki âyeti okudu:
“Ey
babacığım! Emrolunduğun şeyi yap! İnşallah beni sabredenlerden bulursun!”
Böylece
Ulu Mevlâna 672 senesi Cemziye’l-âhirin beşinci Pazar günü (17 Aralık 1273)
grup vaktiyle Yüce Sultan’a kavuştu. (Gaddesallahü
sirrah)
·
Bir kimsenin yanında köpeği varsa onunla birlikte hiç sultanın huzuruna
çıkabilir mi? Elbette onu dışarıda bir yerde bırakıp huzura öyle girmesi
gerekir. İşte, huzura girişi ifade eden namaza tekbirle girmenin anlamı da
böyle bir şeydir! Tekbir, nefsin bir tür başının koparılması anlamındadır. Onu kurban
ettikten sonra ancak huzura girmek anlamındaki namaz veya hac ibadetleri yerine
getirilmiş olur.
·
Şunu çok iyi bilmeli ve akıldan çıkarmamalıyız ki, her sapıklık, şeytanî
bir niteliktir. Şeytanın en önemli sıfatı, kendisine inanan ve bağlananı kendi
yolunda bir kurban olarak görmek ve bulmaktır. Bunun için diyebiliriz
ki, her kâfir, sapıklık yolunu tercih etmekle, peşinen kendisini şeytana kurban
olarak peşkeş çekmiştir. Zira, küfür gerçek manada, insan hayatına; nefis ve
ruh itibâriyle bir kastediş ve onu çok vahim bir surette, alçakça bir
katlediştir. Yani küfür yolunu seçen birisi, hakikatta canına susamış bir
serseridir! Şeytan ve ordusu için, böylesine yolunu şaşırmış bir sersem, küfür
sistemi için tam bir kurbanlık avdır.
Psikolojik
yönden tam bir sapma ve çökme içerisine giren kişi, şeytanın tam bir tutsağıdır,
onun bir tür kurbanı olmuştur. Onun tarafından dalâlet, küfür ve hizlân
gibi boyalarla boyanarak, fesatlarla sulanarak tebrik ve takdire mazhar
kılınır(!). O sapık yaratık, bu şeytan vadisinde ve sapıklık ülkesinde adı
geçen kişiyi kendince takdis (!) eder ve yüceltir(!). Bu işlemler sona erince
ilgili şahsı, şeytanlık yapmak ve emsallerini saptırıp kendi milletine katmak
için olanca gücüyle çalışmak üzere, insanlık içerisine gönderir.
İşte
bu türden satılmış ve sapıtmış bir adam, yukarda bir bir anlatılan usul ve
tekniklere uyarak kendi soyundan insanları aldatma ve sapıtma yönüne
gidecektir. Bu da, efendisi şeytan gibi kendisine kurban arayacaktır. “Arayan
ve amacı doğrultusunda çalışan bulur” özlü sözü gereğince o da kendisine bir
yâver bulacaktır. O da, onun kanına girecek ve canına kastedecektir. Sonra,
ilgili yönde emirler verecek, en alçak yollar ve yöntemlerle onu hakaretlere
maruz bırakacaktır. Neticede karşısına
geçecek, güle oynaya kurbanlığının kıvranması, ezilmesi, büzülmesi ve huzurunda
alçalması ile sadist nefsini bir tür tatmin etmeye çalışacaktır.
İşte
şeytanların huyu ve suyu, işte sadist türündeki canavarların hazin sonu ve
korkunç âkibeti!..
MUSA
ÖZDAĞ