Hırant Dink’in ardından Abdullah ÖZDOĞAN`ın Analizi…

Haber Tarihi : 23.01.2007, Yeniçağ Gazetesi

 

Cinayet, dünya üzerinde hangi toplumda ve hangi şekilde olursa olsun, kabul edilemez ve hoş görülmesi mümkün olmayan bir olgudur. Bir insana zarar vermek, hayatının sona ermesine sebep, aracı ve neden olmak, herşeyden önce bağışlanması mümkün olmayan bir günahtır.
Bir insan farklı fikirlere sahip olabilir ve bu fikirleri savunabilir. Ancak fikirlerinden, kimliğinden veya mensubiyetinden dolayı bir başkası tarafından canına, malına kast edilemez.
Öncelikle şunu açıkça belirtelim. Yapılan hareket ve sebep olduğu sonuç, hiç bir şekilde kabul edilemez.
Yaşam hakkı, her türlü hakkın üstündedir ve vicdan sahibi herkes gibi biz de Hırant Dink’in öldürülmesini şiddetle kınıyoruz.
Ancak, bir cinayet üzerinde yapılan spekülasyonları iyi anlamak ve her yönüyle tahlil etmek, gazeteci olarak bizim ilk vazifemizdir.
19 Ocak 2007 Cuma günü, saat 15.00 sularında Ermeni asıllı gazeteci Hırant Dink, Genel Yayın Müdürlüğü’nü yaptığı Agos Gazetesi girişinde uğradığı silahlı saldırıda öldürüldü..
Olay Türkiye’yi olduğu kadar, dünya basınını da bu olaya odakladı.
Polis, 32 saat gibi kısa bir sürede Emniyet kuvvetlerinin alarma geçmesi ve tüm izinlerin kaldırılmasıyla zanlı Ogün Samast’ı ele geçirdi.
Peki, bu 32 saat içinde neler oldu?
Bu 32 saatlik sürede, devletin güvenlik güçlerinin bulamadığı, aradığı, ip ucu topladığı saatlerde, kişi ve kuruluşlarca yapılan açıklamalarda olay kınandı, katil
lanetlendi ama ’suçlu’, emniyetten  önce bulundu.
Daha önce işlenen hiçbir cinayette, polis 32 saatlik alarma geçmedi ve olayla ilgili kişi ve kuruluşların bu kadar peşin hükümlü açıklamalar yaptıkları gözlenmedi.
Olayın hemen ardından, Dink’in cesedi vurulduğu yerde yatarken, ilk açıklamayı kızı yaptı:

SERA DİNK : Şimdi kanları daha mı TEMİZ?
Babasının ölüm haberinin ardından Hırant Dink’in kızı Sera Dink, gazetenin bulunduğu binada, “Babamı vurdular. Şimdi kanları daha mı temiz oldu? Babamın karşısına çıkamadılar, arkasından vurdular”  dedi.
Babasıyla kızı aynı şeyi söylüyor: ‘Türklerin kanı pistir’
Peki Sera Dink’in ‘Şimdi kanları daha mı temiz oldu?’ ifadesi neyin teyidi anlamına geliyordu?
Dink, 13 Şubat 2004 tarihinde, Agos gazetesindeki ’Şap Parigce’adlı köşesinde, ‘Ermenistan’la tanışmak’ başlığı altında şu ifadelere yer veriyordu:
‘Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak  temiz kan Ermeninin Ermenistan ile kuracağı asil damarında mevcuttur’
Dink, bu yazısındaki ifadesinden dolayı açılan davadan 7 Ekim 2005 tarihinde ’yazısı aşağılayıcı ve incitici nitelikte olduğu’gerekçesiyle 6 ay hapis cezası aldı, ceza ertelendi.

Davanın devamında, Hırant Dink, amacının Türklüğü aşağılamak olmadığını ısrarla dile getirdi ve bu davadan bir gün bile ceza alsa Türkiye’yi terk edeceğini açıkladı.
İşte Sera Dink’in, ‘kanları temizlendi mi?’ ifadesi, Hırant Dink’in mahkemede yaptığı savunmada , Türklüğü aşağılamak gibi bir kastı olmadığını ısrarla ifade etmesine rağmen, ailesinin içinde dahi yazısının ‘yanlış’ anlaşıldığını gösteriyordu.
Dink’in ölümünden sadece birkaç saat sonra, eşi Rakel Dink, ölümün suçlusunun devlet olduğunu, hatta Dink’i devletin öldürttüğünü öne süren şu açıklamayı yapıyordu:

“Devlet taşlarının altını temizlesin, onu öldürerek kurtulamaz”
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hırant Dink’in cenazesi Şişli Etfal Hastanesi’ne getirildiğinde, morg kapısında bekleyen eşi Rakel Dink, kızı Sera Dink ile yakınları ambulansla gazeteye getirildi. Gazeteye geldiği sırada ısrarlı sorular üzerine Rakel, “Devlet taşlarının altını temizlesin, onu öldürerek kurtulamaz” dedi. Bu esnada, toplumun çeşitli kesimlerinden açıklamalar yapılıyor, yapılan saldırı kınanıyordu. Ancak, daha soruşturması yeni başlayan bir cinayet için, herkes ‘içindeki düşmanı’ ön plana çıkartan açıklamalar yapıyor, varolan karmaşa ve panik ortamı daha da içinden çıkılmaz bir hale geliyordu.
Daha sonra yakınları araya girerek kameraları uzaklaştırdı. Rakel ve kızı daha sonra yürüyerek gazete binasına girdi. Gazetenin önünde bulunan bir gurup ellerinde pankartlarla “Hepimiz Ermeniyiz” yazılı bir pankart açtı.

PROVOKASYON BAŞLIYOR
Hırant Dink’in cesedi ambulansa konulduğunda bir grup yumruklarını havaya kaldırarak ‘Yaşasın halkların kardeşliği’, ’Katil devlet hesap verecek’, ’Hırantlar ölmez’sloganları attı.
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Dink’in cenazesinin ambulansa konularak olay yerinden kaldırılmasından sonra, 40-50 kişilik bir grup sloganlar atarak yürüyüşe başladı.
Gruptakiler Taksim yönüne doğru yürüyüşlerini sürdürürken, cadde çift yönlü olarak trafiğe kapatıldı.
Bu arada aşırı sol marjinal partiler ve sivil toplum örgütleri de bu konvoya katılarak ‘Susma, sustukça sıra sana gelecek’, ’faşizmi döktüğü kanla boğacağız’sloganları attılar.
Ve neticede Dink vurulduğu yerden kalkmadan ’katil’bulunmuştu.

‘Katil devlet’ sloganıyla 2 saatte 5 bin kişi nasıl TOPLANDI?
SUİKASTIN hemen ardından aralarında PKK ve DHKP/C’nin de bulunduğu terör örgütleri, halkı sokağa dökmek için harekete geçti. Dink posterleri, “katil devlet”, “hepimiz Hırant Dinkiz” pankartları önceden hazırlanmış görüntüsü verdi.
Öte yandan istihbarat birimleri, eylemin ardından aralarında PKK ve DHKP-C’nin bulunduğu terör örgütlerinin halkı sokağa dökmek için harekete geçtiğini belirledi. Yurt genelinde asayiş taramasına geçen polis, vatandaşı provokasyonlar konusunda dikkatli olmaları için uyardı. Eldeki bilgileri doğrulayacak gelişmeler sanal âleme de yansıdı. Köxüz adlı bir site, okuyucuları İstanbul’da eylem yapmaya davet etti.

‘Hepimiz Ermeniyiz’...
Dink’in öldürülmesinin ardından başlayan kronik histeri daha da büyüyerek devam etti.
Protestolarda taşınan pankarlarda da değişim gözlenmeye başladı. Protesto pankartlarındaki ifadeler, ’Hepimiz Hırant’ız’dan ‘Hepimiz Ermeniyiz’e dönüştü.
Oysa ki 1980’li yıllarda Fransa’da yaşanan Türk diplamat katliamlarında, hiçbir Ermeni vatandaşı bu boyutta bir gösteri yapmamış, ‘Hepimiz Türk’üz’ pankartları taşımamıştı.
Daha on gün önce Güneydoğu’da şehit edilen Teğmenimizin cenazesinde ‘Vatan sağolsun’ sözleri ve sükunet hakimken, devlet ricali bununla ilgili bir açıklama yapmazken, Hırant Dink’e devlet töreni yapılması, tabutunun Türk Bayrağına sarılması ve hatta daha da ileri giderek Dink’in ‘şehit’ ilan edilmesi ’gerektiği konuşulmaya başlandı.
Oysa ki şehitlik İslam inanışına göre Allah ve vatan yolunda canını veren kişilere ait bir mertebedir.
Hem bu anlamda, hem de siyasal ve sosyal anlamda Dink’e şehit denmesinin mümkün olmadığını bildiği halde bu teklifi dillendirenlerin niyetinin ajitasyondan başka bir şey olduğunu söylemek mümkün değildir.

Dink, niye ‘güvercin gibiydi?’
Hırant Dink, kaleme aldığı son yazsında : ’Tıpkı güvercin gibiyim, önüme, arkama, sağıma soluma göz takmışım’
diyordu.
Peki Dink’in sağına soluna göz takmasına sebep olan neydi?
Dink, ‘kirli Türk kanının Ermeni kanıyla temizlenmesi’fikrini işlediği yazısında, 301. Maddeyi ihlal etmiş, alenen Türklüğe hakaret etmişti.
Doğal olarak da vatanını seven pek çok kişi ve kuruluştan tepki almıştı.
Bu tepkilerin bu boyutta olacağını belki tahmin etmemiş, tepkinin bu derece yüksek sesle dile getirilebileceğini ummamıştı.
Dünyanın herhangi bir ülkesinde, o ülkede yaşayan birinin ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan bir millet hakkında bu tarz bir ifade kullandığında alacağı tepkiden farklı bir tepki değildi bu.
Ülkesini seven herkes, kanına kirli diyene karşı tepki göstermekte serbesttir.
‘Sizin kanınız kirli ’diyenin fikir özgürlüğü olduğu kadar, buna itiraz eden, medeni ve adli yollarla bunun hesabını soran herkesin de en az onun kadar fikir ve ifade özgürlüğü vardır.
Dink’in ‘güvercin tedirginliği’yaşamasının tek sebebi yine kendi söyledikleriydi.
Her ne kadar ‘söylediklerim yanlış anlaşıldı’ dese de, bu ifadesinin doğruluk taşımadığı, kızı Sera Dink’in, babasının cesedi kaldırımda yatarken kullandığı ’şimdi kanları temiz-lendi mi?’ ifadesiyle ispatlandı.
Demek ki kızı ve babası, Türk kanının kirli olduğu konusunda hemfikirdi.

Pamuk, Dink’in ölümünden kimi sorumlu TUTTU?
Orhan Pamuk, “Dink’in öldürülmesinden başta 301. Madde’yi savunanlar ve Dink hakkında kampanya başlatanlar sorumludur”  diyordu Agos gazetesine yaptığı taziye ziyaretinde.
Orhan Pamuk, Dink’in çok parlak ve altın kalpli bir insan olduğunu belirterek,  “Ne kadar üzgün olduğumu anlatamam”  dedi. Pamuk, şunları söyledi:
 “Dink’in öldürülmesinden başta 301. Maddeyi savunanlar ve hakkında kampanya başlatanlar olmak üzere hepimiz sorumluyuz. Hırant Dink, devletimizce kabul edilmeyen düşüncelerinden dolayı öldürüldü.”
Bu ifadeleriyle Orhan Pamuk da Dink’in katili olarak Devleti işaret ediyordu.
Bu da, Türklüğe hakaretin suç olmaktan çıkartılmasına fikir özgürlüğü kılıfı giydirmeye çalışanların, sahip çıkmış gibi göründükleri Hırant Dink üzerinden rant elde etmeye çalışanların yeni bir oyun kurgusu olduğuna işaret ediyor.

Dink’i tehdit mi ettiler?
Hırant Dink’in arkadaşı Aydın Engin, bir süre önce İstanbul Vali Yardımcıları’ndan birinin telefon açıp Dink’i çağırdığını öne sürerek şu iddiada bulundu:
“Hırant Dink oraya gittiğinde kimse onunla ilgilenmemiş. Vali Yardımcısının yanında iki kişi varmış. ‘Bunlar benim yakınlarım’ diyerek tanıştırmış. Bundan sonra o iki kişiden erkek olanı uzun uzun konuşmuş, ‘sokaklarda bin türlü insan var, başına birşey gelebilir’ diye konuşmuş. Hırant Dink bu olayı AİHM’e yaptığı başvuru sırasında uzun uzun anlatmıştı.”
Bunlar Engin ’in ifadeleri.
İstanbul Valisi Muammer Güler ise, cinayetin ardından yaptığı açıklamada, Vali Yardımcısının odasında gerçekleşen görüşmeyi teyid etti ve olayın bir bilgi alış verişi olduğu konusunun altını çizdi.
Güler, Vali Yardımcılarından Ergun Güngör’ün makamında Hırant Dink’e uyarılarda bulunan kişinin istihbaratçı olduğunu açıkladı.
Vali Güler, “...Ermeni Patriği Mutafyan’a yönelik tehditler konusunda Dink haberdar edilmek üzere davet edilmiştir. Orada bulunan kişiler istihbari bilgilerin ulaştığı istihbarat ve güvenlik görevlileridir.”
Bu ülkede İstihbarat Teşkilatı’nın, herhangi bir kişi ve kuruluşla , belirlenen çerçevede görüş alış verişi yapması doğaldır. Bu, sadece bize özgü değil, bütün dünyada yaşanan bir gerçektir ve istihbaratın özüdür.
Bu görüşmenin cinayetin ardından dile getirilmesi, daha araştırma safhasında olan bir cinayette yönlendirme çabasından başka bir anlama da gelmez.

Basının yönlendirmeleri...
Olayın ardından basın ve yayın organlarında yapılan değerlendirmelerde, cinayeti işleyen Ogün Samast’ın ve ailesinin yapısı hakkında peşin hükümlü analizler yapılıyordu.
Oysa ki tahkikat aşamasındaki bu olayda, savcılık bilgi ve enformasyon kirlilğini önlemek için yayın yasağı getirebilir, puslu havanın daha da koyulaşmasını engelleyebilirdi.
Yapılan yayınların bir bölümünde, Samast’ın Alperen Ocakları’na kayıtlı olduğu dile getirilirken, televizyon programlarında, Dink’e dava açan ve davalara da müdahil olan Avukat Kemal Kerinçsiz linç edilmeye, hedef gösterilmeye çalışılıyordu.
Basın organlarında yapılan yayınlarda, cinayetin milliyetçi kesime maledilmeye çalışılmasının sebebi, Türklüğe hakaretten yargılanan ve 6 ay hüküm giyen Dink’in, ‘Kirli Türk Kanı, Ermeni kanıyla temizlenecek’ ifadelerine karşı, milli duyarlılığı olanların gösterdiği demokratik ve sert tepki olarak gösterilmeye çalışılıyordu.
Bu arada, Samast’ın ailesi hakkında bilgi veren bazı basın ve yayın organları da, ailenin vatansever ve geleneklerine bağlı bir aile olduğunun altını çizerek, cinayetin sebebi olarak milliyetçi duyguları ön plana çıkarmaya çalışıyordu.

Cerrah: ‘Dink CİNAYETİNİ milliyetçi duygular İŞLETTİ!
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni gazeteci Hırant Dink cinayetinin “milliyetçi duygularla” işlendiğini açıklayan İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, cinayete ilişkin gözaltına alınan 7 kişinin sorgusunun sürdüğünü, cinayetin herhangi bir siyasi boyutu ve örgüt bağlantısı bulunmadığını açıkladı.
Ancak, olayı araştıran savcı, bu açıklamadan iki saat sonra olayda örgüt bağlantısı olduğunu söylüyordu.
Emniyette kafası karışık bir tablo çizen bu açıklamalar sonrasında, bütün milliyetçiler üzerinde  psikolojik bir  harekatın başladığı sinyali veriliyordu.
Olayla ilgili tüm karanlık noktalar açığa çıkmadan verilen bu beyanatlar, halkın çeşitli kesimlerinde farklı olarak algılanmaya başlandı.
İstanbul Emniyeti bir yandan 32 saat gibi olağanüstü kısa bir sürede zanlıyı yakalarken, aynı başarıyı basınla ilişkilerde ve tutarlı açıklama yapmakta gösteremiyordu.

Enteresan açıklamalar:
Olayın ardından Başbakan, Bakanlar Kurulu toplantısını iptal ediyor, İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı İstanbul’a geli-yordu.
Erdoğan konuyla ilgili ilk yaptığı açıklamada, “Dink’in kurban seçilmiş olması son derece manidardır. Bazı ülkelerde sözde Ermeni soykırımına ilişkin tasarılar varken bu cinayetin işlenmiş olması manidardır” diyordu.
Olayın sıradan bir cinayet mi, örgüt bağlantılı bir suikast mi olduğu daha belli olmadan yapılan bu açıklamalar, karanlığa kurşun sıkmaktan başka bir şey değildi.
Bu arada karanlığa kurşun sıkanlardan, Dink’in şehit ilan edilmesinden devlet töreni yapılmasına, tabutuna Türk Bayrağı asılmasından anıt dikilmesine kadar pek çok öneri getiren vardı.
Hatta bazıları ’Dink, milli kuvvetlerdendi diyecek kadar işi ileriye götürmüş, Dink’in Türkiye’nin üzerinden ağır bir yükü kaldırmakla görevli olduğunu savunacak kadar teori üretimine başlamıştı.

Bir cinayet, dört RANT
1- 301. Madde
Cinayetin ardından 301. Madde’nin kaldırılması tartışmaları alevlendi. TBMM Başkanı Arınç, yaptığı açıklamada 301. Maddenin kaldırılması konusunda olumlu görüş sahibi olduğunu ifade etti. Meclis bu konuyu yeniden gündeme getirecek.
2- Milliyetçilere karşı psikolojik savaş
Celalettin Cerrah’ın ifadesiyle ‘Cinayet milliyetçi duygularla’ işlenmiş.
Demek ki bundan sonra milliyetçi duygulara sahip olanlar ve bunu gösterenler her olayda potansiyel suçlu ve zanlı olarak görülecek.
Türklüğe hakaret edene kimse müdahale etmeyecek, hakaret edenin başına bir şey gelirse milliyetçilerden bilinecek.
Şehit cenazelerinde ‘Nerede bu devlet’ demek suç, bölücü gösterilerde ’katil devlet ’demek demokratik hak sayılacak.
Bu sayede, Türkiye’de artmaya başlayan milli bilinç bastırılmış olacak ve dayatmalara karşı duran bir duvar yıkılmış olacak.
3- AB baskısı
AB baskısı, bir hafta öncesine oranla iki katına çıkacak, yaptırımlar ve dayatmalar daha da keskinleşecek. Fikir ve demokrasi özgürlüğünün Türkiye’de olmadığı bu olayda altı en çok çizilen konu. AB dayatmaları, demokratik hak ve özgürlükler konusunda daha da ileri bir noktaya taşınacak. Azınlık hakları, misyonerlik, ana dil konuları daha da tırmandırılacak ve AB görüşmelerinin ilerlemesi için istenen tavizlerin boyutu değiştirilecek.
4- Bölücü propagandasının önü açılacak.
‘Türküm’ diyen yargılanacak, hepimiz Ermeniyiz’ diyen demokratik hakkını kullanmış sayılacak. ’Hepimiz Ermeniyiz’diyen hakkını kullanmış olacak, ’Türküm’ diyen ırkçılık yapmış olacak. 301. Maddenin kaldırılması halinde ise, milliyetçilik suç sayılıp Türklüğe hakaret eden demokratik hakkını kullanmış olacak.

DÜNYA BASININDA NASIL YANKI BULDU?

BBC: TÜRK ERMENİ YAZARI ÖLDÜRÜLDÜ
İngiliz yayın kuruluşu BBC, “Türk-Ermeni yazarı, ateş edilmesi sonucu öldürüldü” sözleriyle haberi duyurdu.

DİNK: ‘BENDEN NEFRET EDİYORLAR’
Haberi son dakika olarak geçen AP ajansı, Dink’in AP’yle bir süre önce yaptığı bir röportajında aynı ülkede yaşadığı insanların kendisinden nefret ettiğini anlatırken ağladığını ve istenmediği bir ülkede kalamayacağını açıkladığını yazdı.

CNN: ‘ERMENİ TOPLULUĞUNUN ÖNDE GELEN İSMİ ÖLDÜRÜLDܒ
Suikasti son dakika haberi olarak duyuran CNN ise haberi ‘Türkiye’nin küçülen Ermeni topluluğunun önde gelen seslerinden olan Dink İstanbul’da öldürüldü’ şeklinde geçti.
Yeni Şafak gazetesi köşe yazarı Fehmi Koru’nun şu sözlerine yer verdi: ‘Bu cinayet, Türkiye’nin dengesini bozmaya yönelik bir saldırıdır. Onun kaybı, Türkiye’nin kaybıdır’.

ERMENİ DERNEKLERİ KOORDİNASYON KONSEYİ BAŞKANI ALEXIS GOVCIYAN: ‘SALDIRI TÜRKİYE İÇİN BÜYÜK DARBE’
Fransa Ermeni Dernekleri Koordinasyon Konseyi Başkanı Alexis Govciyan, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hırant Dink’in öldürülmesinin Fransa’da yaşayan Ermeni toplumunda derin bir üzüntü yarattığını söyledi. DHA’ya açıklamalarda bulunan Govciyan, saldırının Türkiye için de büyük bir darbe olduğunu, bazı çevrelerdeki bakış açısını gözler önüne serdiğini ifade etti. Fransa’daki Ermeni derneklerinin saldırıya verilecek tepki ile ilgili değerlendirmede bulunduğunu da belirten Govciyan, yazılı bir açıklama yapılacağını ya da bir protesto gösterisi düzenlenebileceğini söyledi. Olası bir gösterinin, Türkiye’nin Paris Büyükelçiliği önünde gerçekleşeceği öğrenildi.

Tarihte Ermeni gerçeği
Osmanlı, varlığı süresince Ermeni tebaasına özel bir önem vermişti. Osmanlı içinde çoğunlukta bulunan Türkler çiftçilik, askerlik ve esnaflık gibi işlerle meşgul olurken, Ermeni vatandaşlar vezirliğe, elçiliğe kadar yükselmişti.
Bu ilişki, Osmanlı’nın dağılma döneminde, bu topraklarda yaşayan bir kısım Ermeni’nin, Fransa ile işbirliği yaparak kendi devletine ihanet etmesiyle son bulmuştu.
Sadece Tanzimat’tan sonra Ermeni vatandaşlardan elçi olarak atananların bir kısmı ise şöyledir: Londra’ya Kalimaki Bey ve K. Mansurus Paşa, Atina’ya Kostaki Mansurus, Brüksel’e Kirkor Bey, Berlin’e Arastaki Bey, Lahey’e Yanko Karaca, Napoli’ye M. Spiçer, Atina’ya Fotyadi bey, Washington’a Blak bey, Roma’ya Serkiz bey, Viyana’ya Aleko Paşa.