GÜZEL AHLÂK

1.      (410)- Hüsn-i Huluk:

Hüsn-ü huluk, yalnız güzel muâmele değildir; yapılan eziyete tahammül etmektir.

2.      (593)- Basîret Sahibi Olan:

Basîretli olan; hakkı- bâtılı tefrîk edip, hakka ittibâ, bâtıldan ictinâb eder. Emri- nehyi, helâli-haramı bilip, meleği-şeytanı fark eder.

3.      (645)- Doğruyu Doğru Yerde Kullanmak:

Sıddîkler de, sıdkını yerinde kullanıp-kullanmadıklarından suâl olunacaklar.

4.      (649)- Korkunun Devam Üzere Olması:

Müminin havfı-haşyeti, devam üzere olacak. Yusuf (a.s.)’ın zindandaki hâli ne idiyse; saraya gelip, nimete gark olduktan sonra da öyle idi.

5.      (662)- Bir İstikâmet:

Kur’ân irşâdı altında bir istikâmet, bin kerâmetten daha üstündür.

6.      (2)- Dâima Müsbet Olmak:

Müsbet düşünelim, müsbet söyleyelim, müsbet hareket edelim.

7.       (3)- Söz Fayda Vermeyince Ne Demeli ?

Biz bilemeyiz, bir şey diyemeyiz.

8.       (4)- Kederden Kurtulmanın Yolu:

Men âmene bi’l-kader fekad emine mine’l-keder deyip, levi levlayı bırakalım.

9.       (5)- Mesleğimiz:

Bu fakir askerde nefer, sivil hayatta hiç imiş; mesleği ise gariplik, miskinlik imiş.

10.   (7)- Gençlik ve İhtiyarlık:

Kemâl-i îmân kesbedip, âmâl-i sâlihaya muvaffak          olmak şartıyla gençlik de güzel, ihtiyarlık da.

11.   (14)- Kalbe Gelen Şeyler:

 Kalbe kötü bir şey hutûr ederse: Allâhümme tahhir kalbî vağfir zenbî ve hassın cevârihî ani’l-harâm, deyip o kötülüğün kökünü daha bi’l- kuvve halinde iken kazıyıp atmalıdır. İşte bu, en güzel tevbedir.

12.   (15)- Kaza ve Kader Karşısında Edep:

Edep iktizâ eder ki, bir seyyie isâbet edince: Hâzâ kazâuhû ve hâzâ hatâî ; bir hasene isâbet edince de: hâzâ kazâuhû ve hâzâ atâuhû demeli, kendimizde bir hüner görmemeli.

13.   (18)- Güzel Ahlâk:

Güzel ahlâk ancak, kendisinde şuab-ı îmâniyyeyi ikmâl etmiş, kemâl-i îman sahibi bir müminde tasavvur olunabilir.

14.   (27)- Riyâ:

Riyâdan kurtulmak çok zordur Riyâdan ancak her şeyde rızây-ı ilâhîyi gözeterek kurtulunur.

15.   (33)- Hoşgörü:

Her olur olmaz şeyden mesele çıkarmamalı. Pişkinlik göstermek lâzım; müdârâ etmek lâzım. Bu da şerri def için olur.

16.   (34)- Müdârâ ve Müdâhene:

 İslâm’da müdârâ emredilmiş, müdâheneden nehyedilmiştir. Müdârâ güzel, müdâhene çirkindir.

17.   (58)- Hacının Çalışması:

“Hacı, terazi tutmaz” diye bir şey yoktur. Adaletle, hakkıyla terazi tutabilir.

18.   (60)- Nefsin Terbiyesi:

 Nefsin terbiyesi, Kur’an’ın emrine uymakla; nehyinden kaçınmakladır.

19.   (823)- Herkes Kendi Vazifesine Bakmalı!

Bizim vazifemiz, emrolunduğumuzu yapmaktır; ötesi bizim vazifemiz değildir. Herkes kendi mertebesini bilmeli ve kendi mertebesinde vazifesini yapmalıdır. Kapıcı müdürün; odacı şefin işine karışırsa, nizâm-ı âlem bozulur. İşte o zaman da kıyâmeti beklemeli!..

20.   (824)- Müslüman Olmayanlar İçin Nasıl Dua Edilir?

Biz, gayr-i müslimlerin ihtidâsına (İslâm yekûnu çoğalması için), fâsıkların ıslâhına ve müminlerin de terakkîlerine dua edeceğiz.

21.   (842)- Her İşte Sabır-Sebât:

Her işte sebât, sabır ve tahammül lâzım. Bir işe başlayınca artık o işte sebât etmek en güzelidir.

22.   (871)- Câmi Dışındaki Ahvâli Nazara Almamak:

Câminin dışında ne olursa olsun, câmiye giren herkese sâlih nazarıyla bak! Dışardaki ahvâli seni ilgilendirmesin.

23.   (872)- Yerine Göre Nasihat:

Temizliğine, tahâret ve nezâfetine dikkat ederek namazı kıldırırsın; yerine göre nasihat edersin.[1]

24.   (874)- Kemâle Karşı Fıtrattaki Aşk ve Şevk:

İnsanın mayasında, fıtratında, her kemâle karşı bir aşk vardır. Kemâle karşı olan bu aşkı tahakkümle, korku veyahut maddiyatla söndürmek mümkün değildir. Yine mâkûsen, mütenâsibiyle, kemalsizliğe karşı olan soğukluk ve nefreti de sevgi ve saygıya kalbetmek hususunda tahakküm ve milyonların sarfı beş para etmez. Zâhirden öyle görünse de kalp tam tersini söyler.

25.   (875)- Daima Güzel Tarafı Görmek:

İnsan her şeyin güzel ve iyi tarafını görmeye çalışmalıdır. Mümkün olduğu kadar kusur görmemeli ve takdîr etmelidir.

26.   (77)- Tecellînin Artması:

Tevazu arttıkça, tecellî de artar.

27.   (80)- Tüm Hakikatlerin İki Ana Esası:

Kâinatta ne kadar hakikat varsa, bu hakikatler sümbül verecek olsa şu iki esasta neticelenir:  a)- et-Ta’zîmü li emrillâh  b)- ve’ş-Şefekatü alâ halkıllâh:

Evâmîr-i İlâhiyye’ye ta’zîm, mahlûkâtına şefkat.

28.   (85)- İnsan Hakları:

 İnsan hakları diyorlar, insan sevgisi diyorlar; insan ve hayvanların helâkine çalışıyorlar. Bu mu insan hakları, insan sevgisi?!..

29.  (884)- Bereketsiz!

Şu zamandaki bereketsizliğin bir sebebi de, alanın ve satanın râzı olmamasıdır. Yani, alan râzı değil; satan râzı değil. Dolayısı ile de bereket olmuyor. Satanın, sattığı malda gözü kalıyor; alan da zoraki alıyor. Böyle alışverişte, terâzî (rızalaşmak) lâzım.

30.   (89)- Nesnaslar:

Helal-haram tanınmaya tanınmaya, nikâh- sifah bilinmeye bilinmeye, tevbe ve istiğfar edilmeye edilmeye hep nesnaslar[2] çoğalıyor.

31.   (93)- Düşmandan Emin Olmamak:

 Düşmandan emin olmak, gaflete dalmak helake sebeptir.

32.   (101)- Feyzin Kesilmesi:

Haram lokma feyzin kesilmesine sebeptir.

33.   (114)- Müminin İşi:

Müminin işi ya sabırdır ya da şükür. Sabrederse sâbir, şükrederse şâkirdir. Her iki halde kârdadır.

34.   (122)- Muhabbete Vesîle Olmak:

Muhabbete vesîle olan her şey güzeldir.

35.   (142)- Makam ve Mansıblar:

 Maddî olsun mânevî olsun, makam ve mansıblar da vehbîdir. Çalışmak, o istîdatların inkişâfına sebeptir.

36.   (154)- Tevekkül ve Tefvîz Makamları:

Tevekkül makamında kul tedbirini alır; tefvîz makamında tedbiri de terkeder. Tefvîz makamı tevekkülden üstündür.

37.   (155)- Makamların En Üstünü:

Makamların en üstünü rıza makamıdır. Bu makamda kul Rabbisinden, Rabbisi de kulundan razı olur.

38.   (156)- Makamın Artması:

Makam yükseldikçe kurbiyet ziyadeleşir. Cennetteki mertebesi de o nisbette artar. Bunun için “makam istemiyorum” demek doğru değildir.

39.   (169)- “Necisin?” Sorusunun Cevabı:

Bu zamanda sorulunca, ben şucuyum bucuyum değil, ben müslümanlardan biriyim demeli.

40.  (680)- Dürüst Ticaret Eden:

Aldatmayan, hileden, yalandan-dolandan sakınan sâdık tâcir, habibullahtır.[3] Sâdık tâcirin âhirette yüzü, ayın on dördü gibi parlayacak.

41.  (693)- At Üstünde Bile Gelse:

Sâil (dilenci) at üstünde de gelse gönlünü kırmamak lâzım, boş çevirmemeli.

42.  (701)- Sevgi Yoluyla İstifâde:

İnsan, muhabbet ve teveccüh yoluyla istifâde edebilir.

43.  (704)- İhtilâfın Kalkması Nasıl Olur?

Birbirimizin noksanını aramayıp, müsâmaha edince ihtilâf çıkmaz.

44.  (705)- Bütün Uzuvlar Kalbe Bağlı:

Göz, kulak, lisân… bütün âzâ kalbe bağlıdır.

45.  (721)- Müminin Söz Verme Durumu?

Mümin, kolay kolay söz vermez. Çünkü, sözünde duramayacağından korkar.

46.  (724)- Ölülere Karşı Tavrımız?

“Ölülerinizi hayırla yâdediniz” buyruldu. Bunun için, ölünün iyi halini bilirsek söyleyeceğiz; kötülüklerini söylemeyeceğiz. Ölünün kötülüklerini söylersek, akrabalarına ezâ etmiş oluruz.

47.  (725)- Bir Mesele Meçhûlümüz Olursa?

Müminin ölüsü de dirisi de pâktır. Bir mesele meçhûlümüz olursa, hüsn-i zan tarafı iyidir. Müminin gizli halini tecessüs iyi değildir.

48.  (727)- Eşikte Oturmamalı:

Sahâbe-i kirâm, güneşle gölgenin birleştiği yerde durmayı hoş karşılamazlardı. Ya güneşte, ya da gölgede durulardı. Kapı eşiğinde oturmak da men edilmiştir, mekrûhtur.

49.  (686)- Kendi Kendine Hüsn-i Zan Olmaz!

Benim size; sizin de bana hüsn-i zannınız güzeldir. Ama kendi kendimize hüsn-i zan güzel değildir.

50.  (423)- Müminlerin Sanatı Takvâdır:

Müminin dârü’l-fünûnu takvâdır. Takvâ, emirlere uymak; nehiylerden sakınmaktadır. Bunun erbâbına müttakî derler. Takvâ, müminlerin sanatıdır.

51.  (429)- Takvâ Elbisesi:

Takvâ elbisesi, bu elbiseden daha üstündür. Bu elbise, bedenin ayıp yerlerini örter. Ama takvâ libâsı, kalbin, ruh ve nefsin ayıplarını örter.

52.  (430)- Kötülükte Ölçü:

Bir şeyin neticesi kötüyse, mukaddemâtı da kötüdür. Bunun için Allah Teâlâ Hazretleri, Kur’ân’ında, çirkin şeylerin mukaddemâtından da nehyetmektedir.

53.  (434)- Din Nasihattir:

Din nasihattir. Nasihatsiz din yoktur. Ağaç, kökünden sıvarıldığı gibi; insan da kulağından sıvarılır. Ashâb, kulaktan âlim oldular.

54.  (435)- Tevâzuun Hakikati:

Tevâzuun hakikati, kendini hiçbir makamda görmemektir. Tevâzu, yükselmeğe; kibir, alçalmağa sebeptir. Kibir, Hakk’ı kabul etmemektir.

55.  (799)- Değer:

Değer, cesâmete değil istîdâtlaradır. İnsan kendisinde bu istîdâtların olduğunu bildiği için emâneti yüklendi.[4] Peygamberler ve sıddîkîn, o emânetin hakkını bizâtihî edâ ettiklerinden haklarında zulüm ayn-ı adâlet; cehl ayn-ı ilim oldu. Ama kâfirler hakkında böyle olmadı. Onlar emânetin hakkını edâ edemediklerinden, hakîkaten zalûm (pek zâlim) ve hakîkaten cehûldurlar (pek câhildirler).

56.  (806)- Maddî ve Mânevî Engeller:

Bir hakikata ulaşmak için maddî-mânevî, nûrânî ve zulmânî çok engeller vardır. Onun için sabırlı olmak lâzımdır. Hedefi sonuna kadar takip etmeli, bırakmamalı, yılmamalı, usanmamalı. Men sebete nebete[5] buyrulmuştur.

57.  (392)- Müminin Üzüntüsü:

Müminin bir yerine diken batsa, ayağına bir şey takılsa, kalbine bir hüzün gelse, mükâfâtını görecek.

58.  (753)- Takvâdan Bahis!

7 âzâyı muhâfaza edip, 360 çeşit âfetten, günâhtan çekindikten sonra takvâdan bahsedilir! Bunlar: Göz, kulak, el, ayak, dil, mide ve nesil organlarıdır.

59.  (758)- Ebû Tâlib-i Mekkî Hazretleri:

Ebû Tâlib-i Mekkî Hazretleri, helâlden ekletmek için, ot yiye yiye vücûdu yemyeşil çıktı! Kûtu’l-Kulûb adlı eserini bundan sonra kaleme aldı.[6]

60.  (775)- Mâzereti Kabul:

Mümin-i kâmil, mâzereti kabul eder.

61.  (782)- Kelimeler Havada Şekillenir:

Kelime-i tayyibe de, kelime-i habîse de havada teşekkül eder; vein min şey’in illâ yusebbihu bi-hamdih âyetinin[7] sırrıyla Allah’ı tesbîh ederler.

62.  (787)- Dünyada Cennet Hayatı:

İnsan Cenâb-ı Hakk’a tevekkül eder, bütün işlerini O’na havâle ederse, dünyada cennet hayatı yaşamış olur. Yok eğer, bütün tedbirleri alayım, herşeyi ben yoluna koyayım, her istediğim olsun derse; üzerine yük üstüne yük almış olur. Allah ne takdîr ettiyse o olur.

63.  (789)- Böcekler ve Haşerât:

Böcekler, haşerât…cünûdullahtır. Öldürmek, üzerlerine fazla düşmek iyi değildir. Şerlerinden Allah’a sığınmalı. Zararlarından, onları yaratana, idâre edene sığınırsak onlardan korunmuş oluruz. Küllü mudırrın yuktel kâidesince, her zararlı öldürülür ama, zararı tahakkuk ettikten sonra öldürmeye izn-i şer’î vardır.

64.  (471)- Gizli Suç:      

Bir kimsenin suçunu senden başkası bilmiyorsa, onu setretmelidir.

65.  (483)- Bazı Edeb Öğütleri:

Bütün mahlûkâtı kendinden efdal bil; şefkat et. Edebimizi muhâfaza edelim; her kusuru kendimizde bilelim.

66.  (484)- Nezâketli Olmak:

Fitne uyandırmamak için nezâketli olmak da lâzım.

67.  (490)- Parası Şüpheli Olanların Haccı:

Eskiden, parası şüpheli olanlar karz-ı hasen (borç) alıp hacca öyle giderlermiş. Gelince de onu öderlermiş.

68.  (217)- Herkesin Bir Hudûdu Var:

Herkesin bir hudûdu vardır. Ondan dışarı çıkmamalı.

69.  (237)- Fukarâ:

İslâm’da fukarâya hakâret yoktur. Onların kalpleri münkesirdir. Fakirin başına kakmak, ezâ etmek yoktur. Bir şey vermeyecekse bile onu kavl-i leyyinle güzelce savmalı. Hakîki fakire hakâret edilse azâb yağar.

70.  (238)- Zenginler:

İslâm’da ağniyâya da hased etmek yoktur. Ağniyâya, Cenâb-ı Hakk’ın Ğaniyy (c.c.) ismine hürmeten saygı göstermek güzeldir. Başka türlü değil. Bir zengine malı için ta’zîm etmek, dinin üçte ikisini giderir.

71.  (294)- Azîz Olanlar:

İzzet Allah’ındır. İzzet Rasûlünündür. İzzet müminlerindir. Ama münâfıklar bilmez!

72.  (295)- Kemâle Ermek İçin:

Güneş gibi tevâzû, toprak gibi tahammül, nehir gibi sehâvet, dağ gibi sebât lâzım!

73.  (340)- Kusurları Söylemek:

Selef-i sâlihîn, birbirlerine hiç çekinmeden kusurlarını söylerler ve bundan dolayı da gayet memnun olurlardı.

74.  (540)-Nefsin Terbiyesi:

Nefsin terbiyesi, ifrât ve tefrîtten âzâde, mertebe-i iffette olmaktır.

75.  (541)- Şeytanın Sataşması:

Şeytanın nefse tasallutu terakkî içindir. İnsanın terakkîsi, mücâhedâtı nisbetindedir.

76.  (542)- İnsanın Kıymeti:

İnsanın mârifetullah kesbi yoksa, ihlâs kazanmamışsa, ahlâk-ı hamîde kesbetmemişse, duası da yoksa, hiçbir kıymeti yoktur.

77.  (772)- Tâûn, Vebâ ve Musîbet Ateşleri:

Tâûn, vebâ gibi ateşli hastalıklar; belâ ve musîbet ateşleri, müminin cehennemden nasîbidir.

78.  (754)- Has Müminlerin Özellikleri?

a)- Yeryüzünde vakarla yürürler.

b)- Câhillerle karşılaşınca: “Selâmetle size” derler.

c)- Mâlâ yânîye rast geldiklerinde oyalanmazlar.

d)- İnfâk ettiklerinde, israf etmekten ve bahillikten sakınırlar, vasat yolu seçerler.

e)- Geceleri, kâh kıyamda, kâh rukûda, kâh sücûd halindedirler, yani teheccüd namazı kılarlar. Namazları hudû ve huşû ile kılarlar.

79.  (298)- Müdârâ ve Müdâhene:

Müdâhene çirkin; fakat müdârâ güzeldir.

80.  (296)- Kişiyi Yüzüne Övmemek:

Kişiyi yüzüne methetmek, kılıçla kesmek gibidir. Meddâhlar, riyâkâr olur. Bunun için hadîs-i şerîfte: “Meddâhların yüzüne toprak saçınız!” buyuruldu.

81.  (311)- Çok Çok Vaadde Bulunmak:

Müslüman çok çok vaadde bulunmaz. Çünkü, yerine getirememekten korkar.

82.  (334)- Kula Gereken:

Kula lâzım olan, edep tutmaktır. Muvaffâkiyeti Hakk’a; kusuru ve hatayı kendine izâfe etmek lâzım.

83.  (343)- Mümin Basîretli Olur:

Mümin basîretli olur; gözü açılmadık köpek yavruları gibi olmaz.

84.  (348)- Kemâlât Sevdası:

Kendi kendimize ne zaman kemâlât sevdasına yeltenirsek helâk oluruz.

85.  (566)- Beşâret ve Hasâret:

Hasâret kâfirlere; beşâret müminlere!...

86.  (521)- Tevekkül ve Atâlet:

Tevekkül güzeldir, atâlet çirkindir. İslâm tevekkülü emretti; atâletten nehyetti.

87.  (526)- Evliyâ Vasıfları:

Letâfet-i lisân, hüsn-i huluk, güler yüzlülük, sehâvet-i nefs, her olur-olmaz şeye itiraz etmemek (kıllet-i itiraz), mazereti kabul ve âmme-i mahlûkâta şefkat...evliyâ vasıflarındandır.

88.  (534)- Hangi Sevgi İle Yaşayalım?

Muhabbetullah, muhabbet-i nebeviyye ve muhabbet-i ulemâ ile yaşayalım.

89.  (537)- Rabbimizden Ne İsteyelim?

Rabbimizden, korunmamızı isteyeceğiz. “Yâ Rabbi, inâyetini kesip de bizi bir lâhza bile nefsimize uydurma!” diyeceğiz.

90.  (538)- En Büyük Kerâmet:

Sehl İbn Abdillah hazretleri, en büyük kerâmetin, insanın, nefsindeki kötü bir ahlâkı iyi bir ahlâka tebdîl etmesi olduğunu söylüyor.

91.  (539)- Sebât:

Sebatta kerâmet vardır. Men sebete nebete denmiştir.

92.  (543)- Yaratılışın Neticesi:

Hilkatin neticesi ubûdiyyet; ubûdiyyetin neticesi duadır.

93.  (546)- Edebin Artması:

Kurbiyet ziyâdeleştikçe, edeb de ziyâdeleşir.

94.  (552)- Hayâ ve İman:

Hayâ, iman nisbetindedir. Hayâ yoksa iman da yoktur. Bunun için enbiyâda ve evliyâda hayâ herkesten daha ziyâde bulunur.

95.  (554)- İlâhî Tâlim:

İlâhî tâlimin dâru’l-fünûnu  takvâdır.

96.  (556)- Huzura Nasıl Girilir?

Gaflet cenâbetliğinden temizlenmedikçe huzûra girilmez. Hefevâtından tevbe etmemiş bir kimse de hakâik-ı esrâra muttalî olamaz.

97.  (562)- Fezâilin Kısımları:

Ahmed-i Fârûkî kâide koymuş; Fezâil-i cüz’iyede ileri olmak, fezâil-i külliyede ileri olmayı îcâb ettirmez.

98.  (567)- İnâyetin Kesilmesi:

Hakk’ın inâyetinin kuldan kesilmesine hizlân denir. Bunun için Hak Teâlâ’dan inâyetin devamını isteyeceğiz.

99.  (568)- Hak’dan Hakk’a Firâr:

Hak’dan, Hakk’a firâr etmek; celâlinden cemâline, azâbından affına, hizlânından inâyetine sığınmaktır.

100.                (569)- Hacda Şeytanın Taşlanmasındaki Anlam:

Hacda şeytana atılan yedi taş; kalpte yedi başlı ejderhaya işaret eden kibir, haset, riyâ, ucub, hubb-i câh, hubb-i riyâset, dünya muhabbetini söküp atmak manasınadır.

101.                (570)- Bir Dua:

Yâ Rabbi! Kalbimizde fenalığa meyil halketme!.. Âmin...

102.                (577)- Tecrübe Etmeden!

Rasûlullah (s.a.) Efendimizin emrettiği şeylere karşı duygu ve iştiyakla itaat edeceğiz; tecrübe etmeye kalkışmayacağız!

103.                (579)- Tedâvi ve Sebeplere Yapışmak:

Tedâvi, tevekküle mâni değildir. Esbâbı terzîl etmek, hiçe saymak doğru değildir. Yalnız, hakîkî müessir görmemeli; şifâyı Hakk’dan bilmeliyiz.

104.                (583)- Hasta Ziyareti:

Hasta ziyaretinde âdâb: Hastanın baş tarafında oturulur. Alnına el konulur. Hal-hatır sorulur. Kuvve-i mâneviyye verilerek  tesellî edilir. Yüzüne sık sık bakılmaz. Kalben himmet edilir.

105.                (589)- İbtilâya Uğrayınca:

İbtilâya mâruz kalınca istircâ[8] edeceğiz. İstircâ bu ümmetin hasâisindendir.

106.                (590)- Cenâb-ı Hakk’ın Verdiği Sabır:

Geçmiş zamana ve geleceğe dağıtmazsak Cenâb-ı Hakk’ın bu günkü halimize verdiği sabır kâfîdir.

107.                (591)- Kerâmet İzhârı:

Mezûn olmadan kerâmet izhârı güzel değildir.

108.                (531)- Nikâh ve Zinâ:

Dinimiz nikâhı helâl; sifâhı haram kıldı. Nikâh-ı sahîhten gelen nesil, anasına-babasına, cemiyete, millete, vatana ve beşeriyete fayda verir. Sifâhtan gelenler, emîn değildirler, sır tutamazlar, hayâsız ve yalancı olurlar.

109.                (594)- Kazanma ve Kaybetmede Ölçü:

Kim ne kazanmışsa, edeple kazanmıştır. Kim ne kaybetmişse, edebe riâyet etmemekle kaybetmiştir.

110.                (614)- İyilik Arayan Ne Yapar?

İyiliği arayan evvelâ ona bir zemin hazırlamalı.

111.                (622)- Allah (c.c.) İçin Ziyaret:

Uhuvvet-i İslâm nâmına ziyaret yapılırsa güzeldir. Ziyaret olunan zât, liyâkât dâvâsında olmamak lâzımdır; yoksa tehlikelidir.

112.                (623)- Aldatma Türleri:

Aldatmak yalnız ticârî şekilde olmaz; mâneviyatta da aldatmak vardır. Rasûlullah (s.a.) Efendimiz: “Bizi aldatan, bizden değildir” buyurdular. İnsân, mâhiyetini bildirmezse, hilekârdır, hâindir.

113.                (624)- Konuşmak Daha Tehlikeli:

Konuşmak, dinlemekten daha tehlikelidir.[9]

114.                (625)- Garazlı Söz Etmemeli:

Söz garazlı ise, kesâfetli ve zulmânîdir. Esas söz, kalptedir. Söz, kalpten bir kisve giyer; öyle çıkar. Söz ihlâslı olursa nûrânî; garazlı olursa zulmânîdir.

115.                (631)- Yoksa Âhenk Bozulur!

Herkesin bir hudûdu vardır; onu tecâvüz etmemeli. Yoksa âhenk bozulur.

116.                (633)- Bir Tek Farkımız Var:

Ehl-i dünya ile aramızda, dünyalık açısından bir tek fark var: Onlar, dünyanın peşinden gidiyor; benim ise peşimden geldi.

117.                (646)- Ağızdan Girene de Çıkana da Dikkat Etmek:

Ağzımızdan girene dikkat ettiğimiz gibi, çıkana da dikkat edeceğiz. Zira, insanı ağzından giren de öldürür, çıkan da.

118.                (638)- Adâlet:

Her hak sahibinin hakkını vermek adâlettir.

119.                (655)- Bir de Şerh-i Sadr Nuru!

Cenâb-ı Hak has müminlere evvelâ imanı nefislerine sevdirdi. Kalplerini imanla zînetlendirdi. Bir de lutf-i kereminden şerh-i sadr nuru ihsân ediverirse ne âlâ!..

120.                (651)- Haram Sel Gibi Akıyor!

Bu zamanda haram sel gibi akıyor. Helâl ise, katre katre. Evvelâ helâl lokma lâzım.

121.                (653)- Takvâ Giysisi Daha Kıymetlidir:

Zâhirî kire ehemmiyet verip de, bâtınî kire ehemmiyet vermemek olmaz. Sadece dışı zînetlendirmek kâfî gelmiyor. Bu elbise, cesedi zînetlendiriyor. Takvâ ise, kalbi zînetlendiriyor. Takvâ libâsı daha kıymetlidir.

122.                (656)- Takvâsı Olan:

Takvâsı olan her mümin veliyyullahtır.

123.                (463)- Cennetin Sekiz Kapısından Birden Girmek:

Mümin-i kâmil, kemâl-i letâfetten cennete sekiz ayrı kapıdan birden girecek.

124.                (469)- Dinde Zorluk Çıkaran:

Bir kimse dinde bir güçlük çıkarırsa, en evvel o güçlüğe kendisi giriftâr olur.

125.                (470)- Tecessüs Haramdır:

Bir kimse câmiye girdi mi, ona sâlih nazarıyla bakılır. Dinimizde tecessüs haramdır.

126.                (479)- Allah (c.c.) Derecesini Yüceltir:

Kim, Allah (c.c.) için tevâzu ederse, Cenâb-ı Hak onun derecesini maddî ve mânevî yükseltir.

127.                (485)- Altmış Yaşından Sonra:

Ölümü istemek güzeldir ama, Rasûlullah (a.s.) Efendimize hürmeten altmış yaşından sonra yaşama iştihâsı kalmamalı.

128.                (486)- Kâbe-i Muazzama’nın Yanında:

Eğer bi-hakkın âdâba riâyet edemeyecekse, Harem’de fazla durup lâubâlî olmamalı; vazifesini bitirip çekilmelidir. Fakat âdâba riâyet edebilirse, istediği kadar kalsın; Kâbe’ye nazar eylesin... Çünkü, Kâbe’ye nazar ibâdettir. İmkân buldukça fazla fazla tavâf etmek daha güzeldir.

129.                (489)- İmanın Kaynağı:

İman, çok bilgiyle, çok mâlûmatla değildir. Teslîmiyetle; Rasûlullah (s.a.) Efendimize muhabbetledir.

130.                (500)- Münâfıklardan Sakınmak:

Münâfıklardan korkmamak lâzım; sakınmak lâzım.

131.                (512)- Hz. Peygamber’e Salavât Nasıl Olmalı?

Her mümin, Rasûlullah (s.a.) Efendimizin şemâilini bilmeli. Hayalinde bu şemâili canlandırarak salât ve selâmını ona hitâben getirmelidir.

132.                (668)- Tedâvi Olmak:           

Tedâvi, tevekküle mâni değildir. Cenâb-ı Hak, ilaçlarda hasiyet halketti.

133.                (672)- Yumuşaklıkla ve Isındıra Isındıra İrşâd Etmek:

Ben yapamam dedirtinceye kadar güçleştirmemek, zorlaştırmamak lâzım. Nasihati, irşâdı, ısındıra ısındıra, okşaya okşaya, ünsiyet ettire ettire, rıfk ile, tekâmül-i tedrîcî düsturuna riâyetle yapmalıdır.

134.                (681)- Sanat ve Ticaret Erbâbı:

Sanat ve ticaret üzerine nafakasını temin edenler, evvelâ niyetlerini tashih etmeleri lâzım. İnsanlara menfaat verme kastıyla yapacaklar. Zira, insanların hayırlısı insanlara menfaat verendir. İnsanların şerlisi insanlara zararı dokunandır.

135.                (711)- Dinimizde Fakir ve Zengin:

Dinimiz, zenginin, fukarânın, kölenin ve kadının haklarına riâyet ediyor. Ne ağniyâya gınâsından dolayı; ne de fukarâya fakrından dolayı hakâret olunmaz. Ağniyâya, Ğanîy isminin tecellîsine mazhar oldukları için saygı; fukarâya da, münkesiru’l-kulûb oldukları için ikrâm ve taltîf lâzımdır.

136.                (717)- Basîret Nûruna Erişme:

İnsan takvâ nisbetinde; kalbinde fehim, gözünde basîret nûruna erişir ve ilâhî tâlime mazhar olur. Müminin dâru’l-funûnu takvâdır.

137.                (718)- Sahte Sevgilerden Uzaklaşmak:

Kalbimizi; muhabbetullah, muhabbet-i nebeviyye, enbiyâ, evliyâ ve sulehâ muhabbeti istilâ etsin; tâ sahte muhabbetlere yer kalmasın.

138.                (720)- Kalbin Takvâsındandır:

Mukaddesât-ı dînîyyeye, şeâir-i İslâmiyye’ye ihtirâm, kalbin takvâsındandır.

139.                (730)- Kusursuz Kul Olmaz:

Kusursuz kul olmaz. Bir kusur işlersek tevbe ve nedâmet edeceğiz. Sevap işlersek, şükredeceğiz.

140.                (735)- Müminin Âhiretteki Nurları:

Bu âlemde müminin nuru gizlidir. Âhirette ise müminin nurları tecessüm edecek; his derecesinde görülecek. Sağında, solunda, önünde, arkasında koşacak.

141.                (743)- Ölüme Hazır Olmak:

Ölümü istemek güzel değildir; ölüme hazır olmak güzeldir.

142.                (744)- Gözleri Arkada Olarak Diriltilenler?

Gözleri arkada kaldığı için; âhirette ehl-i dünyanın gözleri, kafalarının arkasında olduğu halde haşrolacak.

143.                (774)- Yemede ve Giyimde Orta Yol?

Ne fukarâyı gıpta ettirecek, haset ettirecek kadar şatafatlı giyinmeli; ne de eski-püskü, çapaçul giyinmeli. Bazen katıklı, bazen de katıksız yemek yemeli.

144.                (776)- Üç Esas:

Her şeyin aslı-esası şu üç şeydedir:

a)- Sünnet-i Rasûlillaha (s.a.) ittibâ etmek.

b)- Helâlden yiyip-içmek.

c)- Amelleri ihlâs ile yapmak.

145.                (788)- Örümceğin Tevekkülü:

Örümcek mütevekkil bir varlıktır. Ağını kurar, başında bekler; sinek gelir ağa takılır. Örümcek de gider avını alır. Mütevekkil bir mahluk olduğu için avını aramaya çıkmaz; avı onun ayağına gelir.

146.                (809)- Kalbin İlâhî Sırlara Mâkes Olabilmesi:

Kalbin temizlenmesi için önce Şeriat’ın zâhirî ahkâmını bi-hakkın yerine getirmeli, ibâdetleri kusursuz ve ihlâsla yapmalı, helâl ve harâmı gözetmeli. Sonra kalbin temizlenmesi gelir. Bütün bunlardan sonra kalp, ilâhî sırlara mâkes olabilir.

147.                (223)- Kemâl:

Kâmilin kemâli, Rasûlullah (s.a.) Efendimize kesret-i ittibâ iledir; etbâın çokluğuyla değildir.

148.                (233)- Dünya Hissi-Âhiret Hissi:

Hiss-i dünyâ, bu âlemdeki fânî, hasîs şeylere erişmek için bir merdivendir. Hiss-i dînî ise ebedî âlemdeki ulvî şeylere ulaşmak için bir merdivendir. Kim neyi isterse, merdivenini oraya dayasın. Bu hisleri birbirine karıştırmasın...

149.                (239)- Rızk İçin Çalışmak:

Rızk maksûmdur. Onu helâlden izzetle talep edeceğiz. Rızk bizim mi ayağımıza gelecek, yoksa biz mi onun ayağına gideceğiz? Bilmiyoruz. Onun için ulemâmız çalışmayı, kâr-u kesbi teşvik ettiler.

150.                (243)- Sadakalar Nereye Gider?

Verilen sadaka, daha fakirin eline ulaşmadan Yedullâh’a ulaşıyor, Yed-i Münfık’a teslim olunuyor. Cenâb-ı Hakk’ın Yed-i Şerîf’i, Yed-i Ulyâ’dır. Kulun eli, yed-i süflâdır. Yed-i Ulyâ’dan murâd, Yed-i Münfık’dır. Yed-i Münfık, Cenâb-ı Hakk’ın Yedi’dir. 

151.                (244)- Sadakanın İptâli:

Sadakayı verirken, sitem ederse, başa kakarsa, bunlar sadakayı iptâl eder.[10] Sadakayı verirken, fukarânın kalbi incinmeyecek. Selef-i sâlihîn, fukarâyı taltîf ederlermiş. Onlara minnettarlıklarını arz ederlermiş. Sadaka olarak verecekleri şeyi en iyisinden ayırırlar; verecekleri sadaka para cinsinden ise, üzerine güzel kokular sürerlermiş. Allah onlardan râzı olsun, sa’ylerini meşkûr eylesin... Âmin.

152.                (247)- Minâre Şerefesi:

Bütün ehl-i ilmi minâre şerefesinde görüyorum; müdahale edemem. Ben kuyu dibindeyim.

153.                (248)- Güzel Görmek:

Her şeyin güzel tarafını görmek, her şeyi güzel mütâlaa etmek, güzel ahlâktandır.

154.                (249)- Hayattan Gaye Ne?

İnsanın hayattan ve yaşamaktan bir gayesi olmalı. Gayesiz bir hayat makbul değildir.

155.                (250)- Dinde İstikâmet ve Âfiyet:

Helâlı-harâmı, emri-nehyi, meleği-şeytanı, nikâhı-sifâhı, hayrı-şerri, hakkı-bâtılı bilip, öğrenip tefrîk ederek yaşamak dinde istikâmettir, âfiyettir.

156.                (255)- Muhabbet Mesleği:

Müminlerin mesleği muhabbettir. Muhabbet bağı devam ettikçe korkmamalı. Dînimiz, muhabbete vesîle olan her şeyi emretti, tavsiye etti. Selâmı yaymak, yemek yedirmek, hediyeleşmek, gece namazı, gıyâben duâ...hep muhabbete vesîle olan şeylerdir.

Muhabbeti zedeleyen her şeyi dînimiz harâm etti, yasak etti.

157.                (267)- Elde Olan, Sadece Bu Gündür:

Hep söyledim; “dünkü gün” elimizden çıktı. Bir daha geri gelmez. Yarına çıkmağa da elde ferman yok! Elde olan sadece bu gündür. Öyle ise, onun kıymetini bilmeye çalışalım.

158.                (277)- Nimetlerin Sayılması:

Cenâbı Hakk’ın nimetlerini ta’dâd etmek, meddahlığını yapmak da bir nevî şükürdür.

159.                (403)- En Büyük Nimet:

Nimet, şükür ister. Şükredildikçe, nimet ziyâdeleşir. En büyük nimet, iman nimeti, İslâmiyet nimetidir.

160.                (408)- Hakkı Tavsiye:

Herkes, iktidarı dâhilinde hakkı tavsiye edecek.

161.                (438)- Sabır Çeşitlidir:

Sabrın envâı vardır:

                               ü         İbtilaya sabır: Hastalıklara, musibetlere.

                               ü         Mâsiyetten sabır: Günâhlardan.

                               ü         Tâatte sabır: İbâdette sabır.

Günâhlardan uzak durmak, ibâdetlere devam etmek, sabırla olur. Sabrın sevâbı, on, yüz, yedi yüz, hatta bi-ğayri hisâb hadsiz ve nihâyetsizdir.

162.                (439)- Verilen Sadaka Nereye Gider?

Verilen sadaka, daha fukarânın eline ulaşmadan yedullaha; Hakk’ın yedine ulaşıyor.

163.                (674)- Kimlere Buğz Edilmez?

Mümine, âlime, ulemâya buğz câiz değildir.

 



[1] Efendi Hazretleri bu tavsiyesini, imâmet görevi alan bir kimseye yapmıştır.

[2] Nesnas: Rûhen hayvanlaşmış, insan görüntüsündeki haylaz, yaramaz ve zararlı tipler.

[3] Allah’ın sevdiği bir kimsedir.

[4] Ahzâb sûresinin 72. âyetine işâret ediyorlar.

[5] Sabreden, sebât gösteren kazanır,gelişir ve kemâle erer.

[6] İhyâu Ulûmiddîn’in temelini oluşturan bu kitap, tasavvufta çok önemli bir kaynak eserdir. Efendi Hazretleri bu kitaba çok değer verirlerdi.

[7] İsrâ, 17/44.

[8] İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn demektir.

[9] Dînî sorumluluk açısından.

[10] Yani, sadakanın sevâbını iptâl eder; aslını değil.