FUSÛSUL-HİKEMDE
KURANDAN İKTİBASLAR VE KURANDAN YARARLANMA METODLARI
Maden Gülhan, Fusûsul-Hikemde
Kurandan İktibaslar ve Kurandan
Yararlanma Metodları, Yüksek Lisans
Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlâhiyat
Anabilim Dalı Tefsir Bilim Dalı, Danışman: Doç. Dr. Nihat
Temel, İstanbul, 2006.
ÖNSÖZ
Kuran-ı Kerimin yorumu meselesi,
İslâmın doğuşundan günümüze kadar gelen süreç içerisinde
sadece müfessirlerin değil, hemen hemen her
İslâm âliminin ilgi alanına girmiştir. Tefsir, yani âyetlerin yorumu, işin içine insan unsuru girdiği
için subjektif olmaktan kurtulamamış;
yorumu yapan âlimin dünya görüşü, İslâmı
algılayışı ya da uzmanlaştığı alana
göre aynı âyet hakkında farklı tefsirler meydana
gelmiştir. Bunun pratiğe yansıması ise fıkhî,
tasavvufî, lugavî, ilmî, ictimâî
vb. tefsir çeşitlerinin ortaya çıkması şeklinde
olmuştur.
Bu tefsir çeşitlerinden biri olan tasavvufî tefsir, bir diğer
adıyla işârî tefsir, âyetlere
tasavvufî cepheden yaklaşılması ve ona göre
yorumlanması ile oluşan tefsirin adıdır ve İslâm ilim
tarihi boyunca bunun pek çok örnekleri verilmiştir. Kuran âyetlerini tasavvufî
bakış açısıyla ele alan ve zâhirî vechesinin
ardında bâtınî birtakım mânâlar taşıdığını savunan
mutasavvıflardan biri de Muhyiddin İbn Arabîdir. 63 ciltten
oluşan ve âyetleri zikredilen metoda göre tevil ettiği tefsiri günümüze ulaşmamasına
rağmen, başta el-Futûhâtul Mekkiyye ve Fusûsu'l-Hikem olmak üzere pek çok
eserinde, işârî tefsirin uç noktalara varan
örneklerini bulmak mümkündür.
Günümüzde işârî tefsir alanında
yapılan çalışmaların hemen hemen
hepsinde İbn Arabinin tevillerine
sık sık atıfta bulunulduğunu
görmekteyiz. Biz bu çalışma ile,
İbn Arabinin en temel eserlerinden biri kabul edilen Fusûsu'l-Hikemin
Kuran ve tefsir boyutunu ortaya koymaya
çalıştık. Böylece işârî
tefsir alanında yapılan çalışmalara bir yenisini daha
eklemiş olmanın yanısıra,
yapılan araştırmanın İbn Arabinin
günümüz bilim dünyasında doğru anlaşılmasına
katkıda bulunmasını ümid ediyoruz.
SONUÇ
Fusûsu'l-Hikemde Kurandan
İktibaslar ve Kurandan Yararlanma Metodları isimli bu çalışmamız, işârî tefsirin en önemli temsilcilerinden biri
kabul edilen Muhyiddin İbnu'l-Arabînin Fusûsu'l-Hikem
adlı eserinin Kurân boyutunu ve tefsir ilmi açısından
önemini ortaya koymaktadır.
Fusûsu'l-Hikemin Kurân boyutunu ortaya
koymak için öncelikle eserde yer alan âyetlerin
iktibas şekli üzerinde durulmuştur. İbn Arabînin, eserine Kurandan alıntı yaparken temelde iki metod kullandığı görülmüştür.
Bunlardan birincisini, âyet metnine sadık kalarak lâfzen
yaptığı iktibaslar; ki eserdeki
âyetlerin büyük çoğunluğu bu yöntemle iktibas edilmiştir
ikincisini ise, âyetin lafzını değil de mânâsını esas
alarak yapmış olduğu iktibaslar oluşturmaktadır.
Kullanmış olduğu bu iki metodun her ikisinde de, iktibas
ettiği ya da atıfta bulunduğu âyetlerin
birer alıntı olduğunu kimi zaman belirtmiş, kimi zaman ise
buna gerek duymamıştır.
Aynı şekilde eserinde yer verdiği âyetlerden pek çoğunu açıkça tefsir eden müellif,
kimi zaman ise sadece âyetin tefsirine ışık tutacak
birtakım açıklamalarla yetinmiştir. Hiç tefsir etmediği âyet sayısı ise oldukça azdır ve
bunların önemli bir kısmını teberrüken
aldığı âyetler oluşturmaktadır.
Eserdeki âyetlerin
iktibasının ana gayesi, yazarın kendi tasavvufî
düşüncelerini, İslâmın temel kaynağı olan Kurana dayandırarak desteklemek ve kuvvetlendirmek
olmakla beraber, kimi zaman bu ana gayeye ek olarak, kimi zaman ise müstakil
başka amaçların da olduğu görülür. Örneğin,
zikredilen gayeye mâtuf olarak almış
olduğu bir âyeti tefsir etmek için, Kuranın
başka bir âyetinden yararlandığı görülür ki, bu ikinci
âyetin iktibas edilmesinin iki sebebi vardır. Bunlardan ilk göze
çarpanı, başka bir âyeti tefsir etmektir.
Fakat asıl amaç, önceki âyetle desteklemeye
çalıştığı düşüncesini daha da kuvvetlendirmektir.
Fass (bölüm
başlığı) ile ilgili olduğundan dolayı iktibas
edilen âyetler için de aynı durum söz
konusudur. Zira, tasavvufî düşüncelerini, Kuranda adı geçen peygamberlerle irtibatlandırıp,
her birine nisbet ettiği değişik
hikmetleri 27 bölümde açıklayan müellif, fassa
adını veren peygamberle ilgili bazı âyetler zikretmektedir.
İşte bu âyetlerin iktibasının
gözüken amacı, başlıkla alakalı olmasıdır.
Fakat başlığın da, başlığa adını
veren peygamberin de, İbn Arabînin görüşlerini oturtmak için
seçilmiş birer dayanak olduğu göz önünde
bulundurulduğunda, bu âyetlerin de, ilgili
görüş ve düşüncelere destek olması için seçilmiş ve
alınmış olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bütün bunların dışında bazı âyetler vardır ki, bunların iktibasında,
yazarın kendi doktrinini açıklayıp kuvvetlendirmeye yönelik
bir amaç tespit edebilmek oldukça güçtür. Örneğin, bazı yerlerde
müellif, kendi cümlesi içinde, cümlesinin devamı izlenimi verecek
şekilde bir âyetin lafzını
zikretmektedir. Âyetle ilgili herhangi bir yorum
ya da tefsire rastlanmayan böyle durumlarda, âyetin teberrüken
alındığı düşünülmekte, müellifin bunu da delil
amaçlı iktibas ettiğini düşünmek zorlaşmaktadır. Fakat
âyetin geçtiği ifade tahlil edilip de, bu
ifadenin, müellifin önemli bir düşüncesini
yansıttığı fark edildiğinde durum
değişmektedir. Zira bu durumda müellif, kendi zihnindeki mânâyı âyet lafzına dökerek ifade etmekte ve
âyete o mânâyı yüklemektedir. Dolayısıyla yine aynı ana
gayeyle âyeti zikrettiği ortaya çıkmaktadır.
Fusûsu'l-Hikemde yer alan âyetlerden
pek çoğunu tefsir eden müellif, özellikle yapmış
olduğu işârî tefsir ve yorumlarla dikkati
çekmekte ve bu yöndeki tevillere
ağırlık vermektedir. Bunu yaparken ise, Arap dilinin
inceliklerinden zaman zaman yararlanmakta ve dil
kaidelerini zorlamaktadır. Fakat sonuçta, o âyetle
ilgili genelde kabul edilen dil kurallarına aykırı olmakla
birlikte farklı bir ihtimali
değerlendirerek farklı sonuçlara ulaşmayı
başarmaktadır. Eserin genelini oluşturan işârî
tefsir ve yorumlar dışında, zaman zaman,
diğer tefsirlerde görmeye alışık olduğumuz
şekilde zâhirî tefsirlere rastlamak da mümkündür.
İbn Arabînin, eserine aldığı âyetlere bakışında ortak bir nokta
vardır ki o da, onun bu âyetlere bir tefsirci gözüyle değil, mutasavvıf
gözüyle bakması ve her bir âyete vahdet-i vücûd
merkezli yaklaşmasıdır. Bu tutum, âyetlerin
anlaşılmasına ve yorumlanmasına yön vermekte; bu da,
hem tefsirin şeklini, hem de muhtevasını etkilemektedir. Nitekim
eserdeki âyetlerin tefsirinde, herhangi bir düzenden
söz etmek mümkün değildir. Kimi zaman âyetin
tamamı alınıp sonrasında tefsir edilmekte, kimi zaman
alınan âyet kısımlara ayrılıp ara ara
tefsir edilmektedir. Hatta iktibas öncesinde açıklama yapıp,
sonrasında âyeti zikrettiği ve iktibas sonrasında
ise başka bir konuya geçtiği durumlar da mevcuttur.
Eserdeki iktibas metodlarından en ilginci ise hiç
şüphesiz, birer bölümü alınan iki farklı âyetin
birbiri peşi sıra, birbirinin devamı imiş gibi
zikredilmesidir. Böyle bir durumda, bunların iki farklı âyet olduğunu hissettirecek herhangi bir ipucu da
verilmemektedir. Benzer şekilde, iktibas olunan bir âyetin,
mânâyı değiştirmeyecek ufak değişikliklerle
sunulması da, eserin müellifinin bir müfessir değil, mutasavvıf
olmasından ve eserin kendisinin de bir tefsir değil, tasavvuf
kitabı olmasından kaynaklanmaktadır.