FIKIH
İLMİNİN TARİHİ SÜRECİ*
FIKIH İLMİNİN GEÇİRDİĞİ GELİŞİM SAFHALARI
1- Hz. Peygamber
Dönemi (Fıkhın Doğuşu)
2- Sahabe dönemi
3- Tabiun Dönemi
4- Tebeü’t-Tâbiîn
Dönemi (Büyük Müctehid İmamlar Dönemi)
5- Taklid ve
Duraklama dönemi
6- Kanunlaştırma Dönemi
1-Hz. Peygamber Dönemi (Fıkhın Doğuşu)
Peygamber Efendimize
(s.a.v) dini ve hukuki konularda sorulan sorular ya vahiy yolu ile ya da bizzat
Hz. Peygamber’in ictihadı ile cevaplandırılıyordu. Bu soru ve cevapları Kur’an
ve hadis-i şeriflerde bulmak mümkündür.3
Kur’an-ı Kerim’de
“senden soruyorlar”, “senden fetva istiyorlar” gibi ifadelerin geçtiği yerlerde
Hz. Peygambere sorulup da Kur’an tarafından cevaplandırılan hususlar
bulunmaktadır. “Ey Muhammed! Sana hürmet
edilen ayı ve ondaki savaşı sorarlar, de ki: O ayda savaşmak büyük suçtur”
(Bakara, 217), “Ey Muhammed! Sana
kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar, deki: Size temiz olanlar helal
kılındı.” (Maide, 4) ayetleri bu özelliktedir.
Hadisler
incelendiğinde Hz.Peygamber’in kendi ictihadı ile de fetva verdiği
görülmektedir. Mesela deniz suyu ile abdest alınıp alınamayacağı sorulduğunda
Hz. Peygamber “Onun suyu temizdir ve
ölüsü de helaldir” diye cevap vermiştir. (Darimi, Sünen, I, 86)
Hz. Peygamber(s.a.v)
sahabilerine de icitihad etme yetkisi vermiş ve sahabiler gerekli olduğu zaman
bu yetkiyi kullanmışlardır. Hz. Ayşe, Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir, Hz. Osman, Hz.
Ali, Muaz b. Cebel, Zeyd b. Sabit ve Huzeyfe Hz. Peygamber zamanında fetva
veren sahabilerdendir.
Bu devir teşrîinin en
önemli vasfı kolaylığın ve tedriciliğin olmasıdır. “Allah size kolaylık diler, güçlük istemez” ayeti kolaylığı;
vahyin 23 yıl sürmesi ve şarabın yasaklanmasında olduğu gibi bazı hükümlerin
bir anda değil de zamanla tekevvün etmesi tedriciliği göstermektedir.
Asr-ı saadette
bilenler bilmeyenlerden fazla idi. O devirde bir kişi soru sorduğu zaman “Bu
konuda senin görüşün nedir?” diye sormuyor, “Bu konuda ayet veya hadis var mı?”
diye soruyordu. Din konusunda fazla bilgi sahibi olmayan kişiler
karşılaştıkları meselelerin çözümü için hep aynı müctehide sorma zorunluluğu
taşımıyorlar, bir konuyu bir müctehide sorarken diğer konuyu farklı bir
müctehide sorabiliyorlardı.
Bu devirde meseleyi çözerken kullanılacak olan
kaynağa ulaşma ve ulaşılan kaynaktaki bilgiyi anlama konusunda problem
çıkmıyordu. Kaynağa ulaşım hususunda problemin olmamasının sebepleri Kur’an
ayetlerinin iner inmez yazıya geçirilip sahabenin çoğu tarafından ezberlenmiş
olması, Hz.Peygamber (s.a.v) hayatta olduğu için her an O’na ulaşma imkanının
olması ve yaşanılan coğrafyanın sınırlarının fazla geniş olmamasıdır.
Bahsi geçen
sebeplerden dolayı asr-ı saadette iftâ usulü belirlenmemiş ve bu konu bir problem
olarak ortaya çıkmamıştır.
2- Sahabe Dönemi
Bu devreye Hulefa-i
Raşidin devri de denir. Hz. Peygamberin vefatı ile başlar hicri 40 senesine
kadar devam eder. Bu dönemde fetihlerle İslam ülkesinin toprakları genişlemiş,
farklı kültürden insanlar müslüman olmuş bunun neticesi olarak daha önce
karşılaşılmayan sorulara cevap verilmesi gerekliliği doğmuştur.
Ashab içersinde
yüzotuz küsür şahıs fetva verecek salahiyete sahipti. Meselelerin çözümünde
önce Kur’an-ı Kerim’e sonra da hadislere başvuruluyordu. Bu iki kaynak ile
sonuca varılamayınca rey ictihadına başvuruluyordu. Rey ictihadı ile
kastedilen, nasların açıklamadığı hükümleri nasların ve İslami prensiplerin
ışığı altında hükme bağlamaktı. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer en doğru hükme
ulaşabilmek için şura ictihadına başvurmuşlardır.
Ashap arasında fetva
verme hususunda ihtisaslaşma söz konusu olmuştur. Hz. Ömer bir konuşmasında “Kim Kur’an hakkında soru sormak istiyorsa
Ubey b. Ka’b’a sorsun, feraiz hakkında soru sormak isteyenler Zeyd b. Sabit’e
sorsun. Fıkıh meselelerini sormak isteyenler Muaz b. Cebel’e gitsinler. Mali
konularda sorusu olanlar bana sorsunlar. Çünkü Allah beni hazineci ve kâsım
kıldı.” demiştir.4
Bu devirde, farklı
bölgelerde yaşama, farklı bilgi, kabiliyet ve düşünceye sahip olma gibi
etkenler sebebiyle Medine ekolü, Mekke ekolü ve Kufe ekolü gibi değişik fıkıh
ekolleri ortaya çıkmıştır.5 Nazari
fıkıh ile meşgul olunmamış, sadece meydana gelmiş olayların hükümleri
araştırılmıştır.
Kur’an, Hz. Ebu Bekir
zamanında mushaf haline getirildi ve Hz.Osman zamanında çoğaltılarak büyük
şehir merkezlerine birer nüsha gönderildi. Bu devirde hadislerin bir kısmı
yazılı bir kısmı ise şifahi halde bulunuyordu. Hadislerin ezberlenmesine de
önem veriliyor, hadis uydurma faaliyetine rastlanmıyordu. Fetva verenler, Hz.
Peygamber’in eğitiminden geçmiş, Arap kültür ve edebiyatını çok iyi bilen ve
ayetlerin nüzul, hadislerin de vürud sebeplerine vakıf kişiler idi. Bu
sebeplerden dolayı hem iftâ kaynağına ulaşma, hem de ulaşılan iftâ kaynaklarını
anlama hususunda bu dönemde de fazla problem yaşanmamıştır. Bu sebeple sahabe
döneminde iftâ usulünü belirlemek için bir çaba sarfedilmemiştir.
Çeşitli vazifeler
sebebi ile Medine’den uzakta bulunan
sahabelerin kendileri yok iken vahyedilen nasları bilmemeleri ve hadisin
sağlam bir kaynaktan elde edilememesi gibi sebepler kaynağa ulaşma bakımından
birtakım problemler doğursa da, iftâ kaynağına ulaşma konusunda sonraki
dönemlerde ortaya çıkan engellerle karşılaştırıldığında fazla önem
taşımamaktadır.
Sahabe döneminde
farklı fıkıh ekolleri ortaya çıkmış olmakla birlikte henüz mezhepler
kurulmamıştı. Bilgisi az olan sahabi, kendisinden daha bilgili kabul ettiği
kişiden karşılaştığı meselenin çözümünü delili ile birlikte öğreniyor ve ona
göre dini hayatını yaşıyordu. Delil ön planda tutulduğu için yapılan bu
faaliyet taklid değil ittiba niteliği taşımaktadır.6
3- Tabiun Dönemi
Bu devir, hicri 40
yılında başlar (Emevi Devletinin kuruluşu), hicri 132 yılına kadar devam eder.
Bu devirde İslam
ülkesinin sınırları batıda Atlas Okyanusu, doğuda Çin kıyıları ve Afganistan,
kuzeyde kısmen Küçük Asya ve İspanya’ya kadar genişlemişti.7
Hz. Osman’ın şehid
edilmesi ile başlayan ihtilaflar Ehl-i sünnet, şia ve havaric fırkalarının
doğmasına sebep olmuştur.8 Bu
dönemde çıkan bölünmeler, siyasi olaylar ve isyanlar teşri faaliyetini
etkilemiştir.
Tabiun döneminin
önemli özellikleri şunlardır.
a- İslam alimleri
çeşitli şehirlere dağılmıştır.
b- Hadis uydurma
hareketi başlamıştır. Bu durum Iraklı alimleri, hadisleri kabul konusunda daha
titiz olmaya sevketmiştir.
c- Hadisleri toplama
faaliyeti başlamış, Emevi halifesi Ömer b. Abdülaziz hadislerin tedvini için
Zühri ile Ebu Bekir Muhammed b. Amr b. Hazm’ı görevlendirmiştir.
d- Fıkıh sahasında
tedvin hareketi başlamıştır.
e- Fıkıh sahasında
ihtilaflar artarak devam etmiştir. Hadisleri sahih kabul etme şartları ile
örf-adet farklılığı ihtilafların temel sebebini oluşturmuştur.
f- Üstad, muhit ve
malumat farkına dayalı olarak Hicaz ve ırak medresesi ortaya çıkmıştır.
g- Nazari fıkıh
çalışmaları başlamıştır.
h- Arap olmayan bir
çok İslam alimi yetişmiştir.9
Hulefa-i Raşidin’den
sonra saltanat dönemi geldi. Bu saltanatın, bir siyaseti ve bu siyaset
istikametinde dine müdahalesi vardı. Alimlerin ya onların istediği gibi
konuşmaları ya da susmaları gerekiyordu. Yanlış, gayr-i meşru işlerle
karşılaşınca tepki gösterme imkanları yoktu. Ashabın merkezden çevrelere
yayılma sebeplerinden birisi de budur.
Bu devirde hem yeni
müslüman olan bazı Arapların dillerinin Mekke ve Medine’de konuşulan Arapça’dan
farklı olması, hem de başka dilleri konuşan insanların İslam’a girmesi
sebebiyle iftâ için ulaşılan kaynaktaki bilgiyi anlama problemi çıkmıştır.
Hadis uydurma
faaliyetinin başlaması ve alimlerin merkezden uzaklaşmaları da iftâ için
kullanılacak malzemeyi elde etme hususunda problemlerin yaşanmasına sebep
olmuştur.
Bu iki problemin
ortaya çıkması bilen ile bilmeyen arasındaki seviye farkını artırmıştır.10 Seviye farkının artması, müsteftilerin
fetva isterken hükmün delilini göz ardı edip sadece ulaşılan sonuçla
ilgilenmelerine sebep olmuştur.
Fıkıh bu devirde tam
manasıyla tedvin ve tertip edilmediği için henüz müctehidler için ışık tutacak
kaideler ve kurallar oluşmamış, buna bağlı olarak iftâ usulü konusu da yeteri
kadar işlenmemiştir.
4- Tebeü’t-Tâbiîn (Müctehid İmamlar Devri)
Bu devir hicri 132
yılında başlar, hicri dördüncü asrın ortalarına kadar devam eder. Bu devir
“Fıkhın yükseliş devri”, “Tedvin devri” diye de isimlendirilir. Ebu Hanife,
İdris eş-Şafii Malik b. Enes, Evzai, Süfyanü’s-Sevri, Davud ez-Zahiri, Ahmed b.
Hanbel gibi mezhep imamları bu dönemde yetişmiştir.
Bu dönemin fıkhın
altın çağı olmasını sağlayan başlıca etkenler şunlardır:
a- Ülkeyi Yöneten
Abbasi Halifelerinin Din İlimlerine ve Alimlere Yakın İlgi Göstermesi
b- İslam Ülkesinin
Genişlemesi: İslam ülkesinin toprakları İspanya’dan Çin’e kadar uzanıyordu. Bu
da çok farklı kültürlere sahip insanların İslam ile tanışmasına sebep olmuştur.
Değişik örfler, değişik ictihadlara sebep olmuş böylelikle de fıkıh kültürü
zenginleşmiştir
c- Kabiliyetli
Kişilerin Fıkıh İlmiyle Meşgul Olması
d- Fikir ve İctihad
Hürriyetinin Olması: Bu devirde hem müftüler, hem de hakimler belli bir kanuna
veya mezhebe bağlı değillerdi. Müctehid olmayanlar, istedikleri alimden fetva
istiyorlar, herhangi bir müctehide bağlanma mecburiyeti taşımıyorlardı.
e-Tefsir, Hadis,
Kıraat, Fıkıh, Fıkıh Usulü Gibi İslami İlimlerin Tedvin Edilmesi
f- İlmi Seyahatlerin
Yapılması
g- Fıkıh
Mezheplerinin Ortaya Çıkışı
h- Fıkhi Istılahların
Doğuşu: Farz, vacip, mendup, haram, illet, sebep, batıl ,fasit vb. ıstılahlar
alimler tarafından kullanılmaya başlamıştır.
h- İlmi Münazaraların
Yapılması11
Istılah birliğinin
sağlanamaması, hadisleri kabul etme hususunda farklı ölçülerin esas alınması,
yaşanılan bölgenin ve o bölgenin kültürünün fıkha tesiri, sünnetin teşri değeri
konusunda farklı değerlendirilmelerin yapılması... gibi sebepler önceki devirlere
nispetle bu dönemde fıkhi ihtilafların artmasına neden olmuştur. Ancak yukarda
da belirtildiği gibi müctehid imamlar devrinde fikir ve ictihad hürriyeti
olduğu için farklı ictihadlar müslümanlar arasında bölünmeye yol açmamış,
ictihad farklılıkları ümmete rahmet olarak telakki edilmiştir. İctihada gücü
olmayan bir kimse karşılaştığı meseleyi istediği bir müctehide sormuş ve dini
hayatını ona göre düzenlemiştir.
İctihadın ehil
kimseler tarafından yapılması, ictihad hürriyetinin olması, mezhep taassubunun
olmaması ve ictihadlar arası tercih yapmanın tabiî karşılanması iftâ usulünün
bir problem olarak kabul edilmesine engel olmuştur. Bu sebeple iftâ usulü
konusu bu dönemde de fazla inceleme ve araştırma konusu olmamış sadece fıkıh
usulü kitaplarında genel hatları ile ele alınmıştır.
5- Taklid ve Duraklama Dönemi
Bu devir hicri
dördüncü asrın yarısında başlar, Mecellenin tedvin edilmeye başlandığı hicri
1286 yılına kadar devam eder.
Daha önceki
dönemlerde ictihada ehliyeti olanlar ictihad ederek, ictihada gücü yetmeyenler
de istedikleri alime sorup öğrenerek dini hayatlarını yaşıyorlardı. Bu dönemde
ise taklid ruhu hakim oldu. Hem alimler, hem de halk imam kabul ettikleri bir
müctehide ve onun mezhebine bağlandı. Hiçbir fıkıhçı imamının verdiği fetvaya
muhalif bir şey söylemeyi kendisi için caiz görmüyordu.12
Kerhi’nin (v.340) şu
sözü o devirde hakim olan zihniyeti çok iyi göstermektedir. “Bizim fakihlerimizin vermiş oldukları
fetvalara aykırı düşen ayetler ya mensuhtur ya da tevile muhtaçtır. Aynı
şekilde bu durumda olan hadisler de ya mensuhtur ya da tevil edilmelidir.” 13
Hocalara aşırı saygı,
mezheplere bağlı kişilerin kadı tayin edilmesi, mezhep hükümlerinin tedvin
edilmesi, devlet adamlarının bir mezhebi desteklemeleri ve bazı mezheplere
vakıfların tahsis edilmesi toplumda taklidin yaygınlaşmasına ve mezhep
taassubunun ortaya çıkmasına sebep olmuştur.14
Taklit ve taassup
ictihad faaliyetinin durmasına, ictihad kapısının kapatıldığı iddiasının İslam
dünyasında yerleşmesine etki etmiştir.
Taklid devrinde mezhep
taassubu ortaya çıktığı için, alimler kendi mezheplerinin daha tutarlı ve
teşrîin ruhuna daha uygun olduğunu ispatlamak üzere fıkıh usulü kitapları
kaleme almışlardır. Fıkıh usulü yazılırken iftâ usulüne dair olan konular
önceki dönemlere göre daha teferruatlı işlenmeye başlamıştır.
Bu devri önceki
devirlerden ayıran en büyük özellik bilen ile bilmeyen arasındaki ilmi seviye
farkının artması, müctehid imamların yanılmaz otorite kabul edilmesi,
hükümlerin delilleri ile değil sadece sonuçları ile ilgilenilmesi buna bağlı
olarak fetva kitaplarının derlenmeye başlanması ve ictihadın artık ulaşılması
mümkün olmayan bir değer olarak görülmesidir.
Yukarıda sayılanlara
ilave olarak, ehliyeti olmayan insanların fetva vermeye başlaması, herkesin
dilediği ictihadı almasının doğru olmadığı anlayışının hakim olması, mezhep
taassubunun başlaması, toplumda Allah’ın hükmünü en doğru anlayan ve en doğru
aktaran kimseyi tespit edip içi rahat bir şekilde ona uyma arzusunun ortaya
çıkması iftâ usulü kitapları yazılmasına sebep olmuştur.
İftâ usulü kitapları,
ehl-i mukallidin fıkhi hükmü naklederken başvurması gereken usulleri bildirir.
Bu kitaplar ehl-i tahric ve ehl-i ictihad için yazılmamıştır. Bu kitaplar
müctehidler tarafından değil, mukallitler tarafından yazılmıştır.15
6- Kanunlaştırma Dönemi
Mecellenin tedvini
ile başlayıp günümüze kadar devam eden bu dönemde, fıkhi özellik olarak şu hususlar önem arz etmektedir.
a- İslam ülkelerinde
kanunlaştırma hareketleri başlamıştır.
b-İctihadın önemi
günden güne artmış, ictihad melekesini güçlendiren eserler yayınlanmaya
başlamıştır.
c- Bazı İslam
ülkelerinde fıkıh ansiklopedileri hazırlanmıştır.
d- İslam hukuku ile
ilgili mukayeseli çalışmalar yapılmıştır.
e- Hem usul, hem furu
konularında ictihada dayalı tezler ortaya konulmuştur.
* Yakup Gündüzalp, İstanbul, 2000.
3 Fahrettin Atar, M.Ü.İ.F.Dergisi, “İftâ Teşkilatının
Ortaya Çıkışı”, Sayı: 3, sayfa:21-22, İstanbul 1985
4 İbn Kayım, İ’lâmü’l-muvakkıin, I, 17.
5 Fahreddin Atar, M.U.İ.F. Dergisi, “ İftâ
Teşkilatının Ortaya Çıkışı”, sayı 3, s.26
6 Hayreddin Karaman, İslam Hukuk Tarihi, İstanbul
1989, s. 115.
7 Karaman, İslam Hukuk Tarihi, s.162.
8 Muhammed el-Hudarî, İslam Hukuku Tarihi,
terc. Haydar Hatipoğlu, İstanbul 1987, s.159.
9 Hudarî, İslam Hukuku Tarihi, terc. Haydar Hatipoğlu,
s.159-169; Karaman, İslam Hukuk Tarihi, s.161-167; Fahreddin Atar, Fıkıh Usulü,
s.355-359
10 Hayreddin Karaman, Ders Notları, s.45
11 Karaman, İslam Hukuk Tarihi, s.170-171;
Atar, Fıkıh Usulü, s.361-362
12 Atar, M.U.İ.F. Dergisi, “İftâ Teşkilatının
Ortaya Çıkışı”, sayı:3, s.30
13 Hudarî, İslam Hukuku Tarihi (terc. Haydar
Hatipoğlu), s.320
14 Atar, Fıkıh Usulü, s..365-366.
15 Karaman, Ders Notları, s. 17.