KELÂM EKOLLERİNİN ALLAH
TASAVVURUNDA İNSAN UNSURU
Nail Karagöz, Kelâm Ekollerinin Allah Tasavvurunda
İnsan Unsuru, Yüksek Lisans Tezi, Çukurova
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslâm Bilimleri
Anabilim Dalı, Danışman: Yrd. Doç.Dr. İsmail
YÖRÜK, Temmuz 2004, 138 s.
Bu çalışmada kelâm
ekollerinin Allah tasavvurunda insana verdikleri yer
tartışılmaya çalışılmıştır.
Şurası muhakkak ki Allah, kelâmın en önemli
konularından biridir. Hem Kuran hem de kelâmcılar Allahı
değişik usullerle tanıtmışlardır. İslâm
inancının merkezinde olan Allahın muhatap aldığı
tek varlık olan insanın konumu ve değerini ortaya koymak,
çalışmamızın esasını oluşturmaktadır.
Kuranda Allah, hem sonsuz gücü
olan-hem merhametli, hem ulaşılmaz-hem kullarına çok yakın,
hem insana yetki veren-hem de sorumluluklarını hatırlatan bir
yüce yaratıcı olarak tanıtılır. İnsanın bu
yüce yaratıcıya, kendisine ve evrene karşı olan
sorumluluklarının yer aldığı ayetler, Kuranın çok geniş bir
kısmını kapsar.
Kelâmcıların Allah
tasavvurları da Kuran paralelinde gelişmiştir. Ancak zamanla
onun kullanmadığı kavram ve yöntemler kelâmın
malzemeleri arasına girmiştir. İnsan ise kelâm için bir konu
olarak ancak Allah tasavvurları ile ilgili tartışmalar
sırasında ele alınmıştır. Bu noktada Kuran ile
kelâmın farkı ortaya çıkar. Zira Kuranda her ne kadar Allah, merkezi
bir yere sahipse de Onun muhatap aldığı varlık olma bakımından
insana yapılan vurgu kelâmdakinden daha belirgindir.
Konuyu, kelâmın ilahiyat ve
insanın fiilleri konuları çerçevesinde inceledik. Bu iki konudaki
düşüncelerin birbirlerini
nasıl etkilediklerini belirlemeğe çalıştık. Çalışma,
literatür taraması yoluyla, ekollerin liderlerinin görüşleri
çerçevesinde yürütülmüştür.
Anahtar Kelimeler: Kuran,
Allah, insan, kelâm ekolleri, yaratma.
AS AN ISSUE THE HUMAN
IN ALLAH CONCEPT OF ISLAMIC
THEOLOGY'S SCHOOLS
Nail KARAGÖZ, Master
Degree Thesis, Department of The Basic Islâmic Sciences, Supervisor:
Yrd.Doç.Dr. İsmail YÖRÜK, July 2004, 138 pages.
In this study, the site that
Islamic theology's schools in Allah concept give human had been tried to be
discussed. It is sure that, Allah is the one of the most important themes in
Islamic theology . Both Koran and the Islamic theologists had introduced Allah
in different ways. To stake the site and valve of human that is the only
creature Allah, in the centre of Islamic belief, has been subjected to brings
the basic of our study into existence.
Allah, in Koran is introduced as
both merciful and having infinite force both unaccessible and thet is very
clode to human beings, both giving authority to human and reminding their
responsibilities, is a great creative. The verses of Koran which tell about the
responsibilities of human to this great creative, to himself and to the
universe include a vast part of Koran.
Allah concepts of Islamic
theologists develop according to Koran. But by the time the notion and the
methods which it doesnt use, had become the materials of Islamic theology.
Human in Islamic theology as a subject is dealt with only during the
discussions concerning Allah conceps. The difference between Koran and Islamic
theology arises at this respect. Because, in Koran although Allah has a central
site, the importance which is given to human because of being the only creature
that Allah stakes is more obvious than in Islamic theology.
We had searched the subjects in
the aspects of views at verbs of human and Islamic theology. We had tried to
determine that how thoughts in these two subjects affected each other. This
study had been executed by scanning of literature according to the opinions of
Islamic theology leaders.
Keywords: Koran, God,
human, Islamic theology's schools, creation.
Yaratan-yaratılan
ilişkisi, bu ilişkinin boyutları ve sınırları
Kuranın insanlara yol gösterdiği ana konulardandır. Daha
çok imanla ilgili olan bu konular kelâm ilminin sahasına da girmektedir.
Dolayısıyla bu, konuyu hem Kuran, hem de kelâm yönünden
değerlendirme imkanı vermektedir.
Allah, Kuranın en merkezî
kavramıdır. Onda Allahın varlığı tabii bir
hadise olarak görülüp, düşünen her insanın bu sonuca
ulaşabileceği vurgulanır. Onun varlığı, düşünmek
isteyen kimseler için akıl dışı, anlamsız bir inanç
olmaktan öte, var oluşun sebebi olarak açıklanır. Bununla
birlikte, her tefekkürde mutlak bir tekliğin olduğu, her tefekkürün
sonunda tevhide ulaşılacağı, Onun varlığı
ve birliğinin, insanlar tarafından tabii olarak bilinip
benimseneceği kabul edilir. Kuranın her yerinde vurgulanan temel
özellikler, Allahın birliğinin yanında, Onun sürekli
yaratıcı ve sonsuz bir güce sahip oluşudur.
Allah, varlıklar içinde
muhatap kabul ettiği insana kendisini Kuran vasıtasıyla
tanıtmıştır. Bu tanıtım insanın Onu bilmesi
ve büyüklüğünü kabul etmesi için oldukça ölçülü ve insan
tabiatının kabul edebileceği bir tarzda olmuştur. Ancak,
Onu her haliyle anlayıp, kavramak insan idrakinin ötesindedir. Bu
bakımdan Allah, kendisini, insanın ihtiyacına göre ve
ihtiyacı kadar tanıtmıştır.
Ancak sevgiden yoksun,
soğuk, kaprisli ve zalim bir güç şeklindeki Allah
anlayışına Kuranda asla rastlanmaz. Onun fiillerinde rahmetle
yoğrulmuş bir adalet vardır.
Yaratıcılığı ve fiilleri bir gayeye yöneliktir ve
sünnetullah denilen sebeplilik kurallarına göre devam eder.
İnsanın değeri
ve tabiatının özellikleri Kuranın sıkça temas
ettiği konulardandır. Bütün yaratıklar içinde en büyük önem
insana verilmiş, onun, tercih yapabilen bir özellikte
yaratıldığı ve bundan dolayı bazı
yanlışlar yapabileceği belirtilmiştir. İnsanın özellikleri daha çok onun ruhi
durumunu, yaratılıştan getirdiği bir takım
huyları içermektedir. Onun yaratılış safhaları,
yapısı ve sorumlulukları Kuranın temel
konularıdır.
Yaratma eylemi Allah-insan
ilişkisinde çok önemli bir yere sahiptir. Burada genel manada Allah
ile tüm kainat arasında yaratan ve yaratılan ilişkisi söz
konusu iken özel olarak Allah ile insan arasında bir de mabud-abid
ilişkisi vardır. Bunun yanında
Allah, insanlarla değişik şekillerde iletişim kurar.
Ancak bu, Allahın belirlediği sınırlar içinde
gerçekleşir. İnsan ise kul olma yönünden Allaha vereceği
cevabın niteliğine göre ilişkiye katkıda bulunur.
Sürekli yaratma halinde olmak, insanların eylemlerine müdahale
anlamına gelir. Bu müdahale peygamber gönderme, duaya
karşılık verme durumlarında olduğu gibi çoğu
zaman rahmet içeren bir tarzdadır. Böylelikle Kuranı okuyan
insan Onun gücünden korkma yerine Ona sığınma isteği
duyar. Zira Kuranın ilgilendiği ve hedef edindiği konu
insanın kurtuluşudur.
Allah tasavvuru semavi dinlerde
bizzat kendisi tarafından ortaya konur. Kelâmcılar ise dini delillere
ve kendi kapasitelerine göre açıklamaya çalışırlar.
İnsan olma yönünden zaman-mekan gibi kendisinin
koymadığı bir takım kurallara bağlı bulunan bir
kelâmcının tanıtması
ile bizzat Allahın kendisini
tanıtması arasında fark bulunması tabiidir. Bu
manada kelâmda Allahı anlama ve açıklama çabası varken,
Kuranda Ona inanma ve pratik hayata bu inancı yansıtma
eğilimi vardır.
Allahın
aşkınlığına ve benzersizliğine vurgu yapan
Mutezilenin tenzih anlayışında, adeta isimsiz,
vasıfsız, ulaşılmaz bir Allah tasavvuru söz konusudur.
Bu, Kuranın anlatımlarına ve insan tabiatına uygun
görünmemektedir. Zira insan, böyle bir tasavvur
karşısında kendisini
yalnız ve çaresiz hisseder. Oysa ki tarihi süreçte Mutezile hep insana
önem veren ve bunu ön plana çıkartan bir ekol olarak
tanınmıştır. Ancak Mutezile bunu, insana verdiği
değerden dolayı değil; sahip olduğu Allah tasavvurundan
dolayı yapmıştır. Bu durum en başta kötü
fiillerin Allaha isnat edilmemesi için gösterdiği gayrette
görülür. Daha açık bir ifadeyle söylemek gerekirse Mutezile,
fiilleri insana isnat ederken onun değerini, otonomluğunu ön plana
çıkarma amacı gütmemiş, tersine Allahın birliğini
koruma ve adaletine gölge düşürmeme gayretiyle hareket etmiştir.
Bunun sonucunda insanı bu fiilleri yapabilen bir fail olarak
görmüştür. Eğer tersi
olsaydı ünlü beş esasından ayırıcı niteliğe
sahip tevhid ve adalet ilkeleri, Allahla değil, insanla ilgili olurdu.
Sıfatçılık
anlayışının aşırıya
vardırılmış hali olarak kabul edilen Müşebbihe ve
Mücessimenin Allah hakkındaki görüşleri de Kuranın
anlatımlarına ve insan tabiatına uygun değildir. Zira bunda
da Allahın yaratılmışlardan farkı kalmamaktadır.
Her ne kadar bazı ayetlerde Allah kişileştirilerek
anlatılmışsa da, Onun bambaşkalığına vurgu
yapıp hiçbir şeye benzemediğinin söylenmesi, teşbih
anlayışının geçersizliğini ortaya koymaktadır.
Kuranda insan, Allahın
varlığını ve birliğini bilmekten sorumlu tutulurken
Onun hakikatini araştırmak ve öğrenmekten sorumlu
tutulmamıştır. Bu bakımdan insan, kapasitesini aşan ve
sonuca ulaşmanın mümkün olmadığı konuları
tartışmak yerine, çözüm
üretebileceği ve kendisine fayda sağlayacak konuları
tartışması ilahi hikmete daha uygun olsa gerektir. Aslında
başta İbn Küllab olmak üzere Ehl-i Sünnetin sıfatların,
Allahın ne aynı ne gayrı olduğunu söylemeleri de bu
gerçeği kabullenmenin itirafından başka bir şey
değildir.
Eşarî, mutlak ve sonsuz bir
güce sahip Allah tasavvuruna sahiptir. İlahi irade ve kudreti öne
çıkaran bu anlayışta insana yeterince değer
verilmemiştir. Bu bakımdan
-kesb teorisinde olduğu gibi- bazı durumlarda onun,
görüşlerini temellendirirken zorlandığı
gözlenmektedir. Bu durum, reddetmek zorunda olduğunu hissettiği
Mutezile anlayışıyla,
Allahı daima egemen, tek hakim olarak tanıtan Kuranın
anlatımları arasında kalmasından
kaynaklanmıştır.
Maturidî, diğerlerine
göre meseleye daha isabetli yaklaşmış ve Kurana daha uygun bir tavır
takınmıştır. Zira o, Allahın isim ve
sıfatlarını kabul etmekle beraber, bunların diğer varlıkların
özelliklerini andıracak şekilde kullanılmasını
benimsememiş ve Allahın sıfatlarından söz ederken bu
duruma dikkat etmiştir. Onun aynı yaklaşımı
insanı değerlendirirken de gösterdiğini görmekteyiz.
İnsanla ilgili konularda zaman zaman Mutezile ve Eşarî
arasında bir görüşe sahip olması bundan dolayı olsa
gerektir.
Kelâmda Allahın zatı
ve sıfatlarını açıklamak temel hedeftir. Bu bakımdan
Kuran ve kelâmın meseleye aynı paralelde
yaklaştığını söylemek güç görünmektedir.
Kuran, Allahı kelâma göre daha kapsamlı ve çok yönlü
olarak tanıtmaktadır. Genel anlamda kelâmın Allah tasavvuru ise
düşünce boyutunda kalmakta ve zihinlerden öteye gidememektedir.
Böyle bir tasavvurun, insanın ruh dünyasını
etkileyeceğini ve duygularını harekete geçireceğini
söylemek mümkün değildir. Kelâmda Allahın sıfatlarının
neliği açıklanmaya çalışılmış, bunlar
Zat-sıfat ilişkisi bakımından ele
alınmıştır. Hatta
Allahın insanla ilişkili isim ve sıfatları konu
dahi edilmemiştir. Oysa ki Kuran, bunların pratik hayata
yansımalarına dikkat çekmiş, ne olduklarından çok
insanları hangi yönden ilgilendirdiklerini
anlatmıştır. Bu bakımdan Allahın insanı ve
diğer varlıkları ilgilendiren
isim ve sıfatları, kelâmın konuları arasına
dahil edilmeli, Allah hakkında yapılan tartışmalar insanlara
daha faydalı hale getirilmelidir. Bu sayede Kuranın
tanıttığı merhametli Allah, kelâm
aracılığı ile insanlara daha yakından
hissettirilebilir ve kısır tartışmaların konusu
olmaktan çıkarılarak günlük hayata doğru bir şekilde dahil
edilebilir.