AHMED CÂHİDΒNİN NASİHATNÂME VE TEVHİD-İ ZÂT ADLI RİSÂLELERİNİN TAHLÎLİ

 

ÇAMLICA, Orhan,  Ahmed Câhidî’nin Nasihatnâme ve Tevhid-i Zât Adlı Risâlelerinin Tahlîli, Marmara Ün. Sosyal Bilimler Enstitüsü, İlahiyat Anabilim Dalı Tasavvuf Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2006.

GİRİŞ

            Tez çalışmamız olan tarikat sahibi Edirne’li Şeyh Ahmed Câhidî Efendi’nin (h.1070/m.1659-60)  “Kitâbü’n-Nasîha” adlı eserinin çok sayıda nüshası bulunmaktadır.

1)   İst. Sül. Ktp. İbrahim Efendi Bl. nr:350 .

2)     İst. Sül. Ktp. Yazma Bağışlar Bl.nr: 2141.

3)     İst. Sül. Ktp. Uşşâkî Tekkesi nr:119;  292; 294; 334 ve 458’de kayıtlı beş nüsha.

4)  M.Ü.İlâhiyat Fakültesi Kütüphanesinde henüz kayıtlı olmayan, danışman hocam Prof. Dr. Mahmut  Erol KILIÇ Beyden temin ettiğim nüshadır.

Karşılaştırma yaptığımız nüsha ise; İst. Sül. Ktp. Yazma Bağışlar Bl. nr: 2141’dır. Bu nüshadan bire bir karşılaştırma yaparak, iki nüshayı sentez ettik. Kullandığımız M.Ü.İ.F. Ktp.’deki nüsha; kahverengi meşin kaplı, yazı; düz beyaz kâğıt üzerine siyah mürekkeple yazılmış, âyet, hadis ve bazı fasıllar kırmızı mürekkeple ve tâlik bir hatla yazılmıştır.  

Sayfa sayısı: 249

Ölçüleri:228x165mm.

Satır sayısı: 21

Müstensih: Muhammed EminTevfik’dir.

İstinsah Tarihi:  Hicrî 1206,  Rebîu’l-evvel, 11 Perşembe’dir.

              Bizim incelediğimiz bu nüsha Tevhîd-i zât ve Kitâbü’n-Nasîha olmak üzere iki risâleden oluşmaktadır, Kitâbü’n-Nasîha ve Tevhîd-i Zât’tır. Kanaatimce eser ismini bu nüshadan almıştır. “Kitâbü’n-Nasîha” ismi sâliklere çokça nasihat ettiğinden esere bu isim verilmiş olsa gerektir.

Kitâbü’n-Nasîha; san’at kaygısından uzak, halkın anlayabileceği sâde bir dille yazılmıştır. Dönemine nazaran genelde kullanılan kelimeler Türkçe olup, çok az sayıda Arapça ve Farsça terkipler vardır. Bazı konulara âyet ve hadislerle başlanmıştır. Konuyu müşahhas örnekler vererek anlaşılmasını daha da kolaylaştırmıştır. Konu başlıkları kullanılmamış, satırbaşı yapılmamıştır. Konular bir biri ardına sıralanmıştır. Biz bu çalışmamızda konu başlıkları ve paragraflar oluşturduk.

1-     en-Nasîha: (1-61sayfa)

            Câhidî Efendi’nin bu risâlesi 59 sayfadır. Konular toplu bir şekildedir. Fihrist olarak belirtilmemiştir. Bizim tespit ettiğimize göre konular şöyledir; İman ve küfür, Şükür, şükürde üç üsûl; amel-i sâlih, ilm-i nâfi’ ve hâl, Evliya düşmanları, Ehl-i dünyanın Yahûdî’lerden olduğu, Gaflet sekranlığı, Namaz, Cennetin isimleri,  Câhidî Efendi’ye âit şiir gibi konulardır.

2-     Tevhîd-i Zât: (61-249)

             Tevhîd-i Zât’ın konusu, toplu olarak risâlenin başında verilmiştir. Tevhîd-i Zât 17 fasıldan oluşup, yer alan konu başlıkları şunlardır: Tahâret, Abdest, Namazın farziyyeti, Zekât, Savm, Hacc, Gazâ, Kalbin terbiyesi, Rûhu tahliye, Şeyhe olan ihtiyaç, Mürîdin Şeyhe ihtiyâcı, Şeyhlik makãmı, şartları ve alâmetleri, Sâliklerin makamları, İrâdetin şartları ve a’dâbı, Mürîdin zikre ihtiyacı, Tarîkatın a’dâbı, Ulemânın sülûkü konuları yer almaktadır.

            Çalışmamızı dört bölüme ayırdık:

            Birinci bölümde, müellifimiz Ahmed Câhidî Efendi’nin hayatını inceledik. Ancak hayatı hakkında fazla bilgi olmadığından detayına inemedik. Hayatı hakkında klasik tasavvuf tarihi kaynakları ve TDİ. Ansiklopedisi  “Câhidî” maddesinden yararlandık. 

            İkinci bölümde, müellifimizin tasavvufî ve edebî şahsiyeti ile eserleri olmak üzere üç kısımda inceledik. Bu bölümde müellifimizin “en-Nasîha ve Tevhîd-i Zât” başta olmak üzere yine bu eserin diğer nüshaları ve “Divan”ından yararlandık. Ayrıca Osmanlı müelliflerinden bahseden kaynaklardan da yararlandık.

            Üçüncü bölümde, en-Nasîha ve Tevhîd-i Zât’ın tahlilini yaptık. Tahlilimizi dört ana başlık olarak tespit ettik. Birinci başlıkta, eserlerin genel özellikleri üzerinde durduk. İkinci başlıkta, eserin dili, edebî özellikleri üslûb ve tarzını ele aldık. Üçüncü başlıkta, eserlerin muhteviyâtı, konu başlıklarını verdik. Dördüncü ve son başlıkta ise, bu iki eserde geçen kavramları ve konuları vermeye çalıştık. Bu tahlili yaparken âyetlerden, hadislerden, tasavvuf terimleri lügatlerinden, klasik tasavvufî eserlerden ve bazı işârî tefsirlerden istifade ettik. Her bir kavramda ve konuda müellifimiz Ahmed Câhidî Efendi’nin bütün açıklamalarını aktarmaya çalıştık. Kavramların ve konuların bir bütün olması bakımından da diğer belirttiğimiz türdeki eserlerden yararlandık. Tahlil konusu olarak; Vücûd-ı Mutlak, Tevhid, Tevhidin mertebeleri, İlim ve çeşitleri şeriat ilmi, tarikat ilmi, hakikat ilmi, marifet ilmi ve tasavvuf ilmi, Şeriat, tarikat, hakikat ve marifet, Şeyh-Mürid ve aralarındaki münasebet, Müridin Şeyhe ihtiyacı, evliya düşmanları, Seyr u sülûk, Câhidî’nin sâliklere nasihatları, Sâliklerin makamları, Ulemanın sülûku, Nefs-i emmâre, Riyâzet-Mücâhede-Halvet-Uzlet, Zikir, Şükür, Tahâret ve abdest, Hacc ve Tavaf ve Namaz konularını işlemeye çalıştık.

            Dördüncü bölümde, eserlerin transkript edilmiş metnini verdik. En-Nasîha 59 sayfa, Tevhîd-i Zât ise 190 sayfadır. Bu bölümde geçen âyet ve hadislerin tahricini yaptık ve dipnotta gösterdik. Eserde çok sayıda hadis metinleri ve bazılarının da sadece mealleri bulunmaktadır. Ancak bazı hadislerin kaynaklarını tespit edemedik, bunu da dipnotta “Bulunamadı” olarak belirttik. Mealleri olmayan âyet metinlerinin meallerini ilave ettik. Âyet ve hadislerin meallerini, Arapça kavramları ve eserin sayfa numaralarını köşeli parantez içinde gösterdik. Sonuç değerlendirmesinden sonra da eserin Osmanlıca asıl nüshasından örnek sayfalar ilave yaptık.

            Cenâb-ı Hakk’ın müsâdesiyle bu çalışmamızı tamamlamış bulunuyoruz. Elimizden gelen gayreti göstermemize rağmen, bir takım eksikliklerden ve hatalardan uzak olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu haliyle de olsa Osmanlı kültürüne ve tasavvufî araştırmalara katkıda bulunacağımız ümit ve temennîsiyle, çalışmamı okuyucuların istifadesine arz ediyorum.

SONUÇ

            İnsanların manevî hayatına yön veren mistik hareketler her din ve her kültürde görülmektedir. Kabbala ve Hristiyan mistisizminin Yahudilik ve Hristiyanlık bilinmeden anlaşılamayacağı gibi, islam kültürünün kendine has bir ruh hali ve derûnî tecrübesi olan tasavvufun da islam kültürü tedkik edilmeden anlaşılamayacağı açıktır.

            Hz. Peygamber (sav) ve Hulafâ-i Râşidîn’den sonra islâmın ilk yüzyılında görülmeye başlayan siyasî, kültürel ve ekonomik değişmelere bir tepki mahiyetinde zühd hareketi olarak ortaya çıkan tasavvuf, IX.-X. yüzyıllarda bir disiplin altına alınarak sistemini kurmuş, XII. yüzyıldan itibaren kurumsallaşarak tarikatlar meydana gelmiştir.  

            XVII. yüzyılda yaşayan Edirneli Şeyh Ahmed Câhidî Efendi hakkındaki çalışmamızı bitirmiş bulunuyoruz. Bu çalışmamızdan çıkardığımız sonuçları da şöyle özetlemek mümkündür.

Câhidî Efendi, tasavvuf tarihi ve Türk edebiyatı bakımından önemli şahsiyetlerden biridir. Çünkü Câhidî Efendi, yapmış olduğu irşad görevi ile Çanakkale’de etkili olmuş, halifeleri vasıtasıyla da Bursa’ya kadar uzanmıştır. Türk milletinin manevî hayatında üç asrı geçen bir zamandan beri te’siri devam eden bir mürşid-i kâmildir. Câhidiyye mensubları XIX. yüzyılın başlarından itibaren Câhidî’nin takip ettiği Sunnî çizgiden uzaklaşarak Bektaşîleşmişler ve sayıları giderek azalmıştır. Bugün ise Câhidiyye mensubları yoktur, ama Ahmed Câhidî’nin Çanakkale’de te’siri hâlâ devam etmektedir.

İki eser veren Câhidî Efendi biri, bizim çalıştığımız “Kitâbü’n-Nasîha”, diğeri ise “Divan” dır. Kitabü’n-Nasîha’nın sekiz nüshası bulunmaktadır. Bu da çok okunan, değer verilen bir eser olduğunu ortaya koyuyor. Şâirlik bakımından ise Yûnus Emre’nin takipçisi olarak kabul edilmektedir. Gerçekten de Divan’ında Yûnus’un çok etkisi görülmektedir.

Şeriata bağlı ehli sünnet çizgisinde bir mutasavvıftır. Eserlerinde yer yer katı ehli sünnet savunuculuğu yapmıştır. Hatta zaman zaman çok sert ifadeler kullanarak kafirlik ithamında dahi bulunmaktadır. Bid’atlerden uzak sünnete tam bağlılık içerisinde tarikat anlayışına sahiptir. Tevhid konusunda tavizsiz, her türlü gafleti mülhidlik sayarak bu gibi kimseleri sert bir dille uyarmaktadır. Her fırsatta nasihatlarını sıralamaktadır. Zaten Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar Bl. nr.2141’de kayıtlı nüshasında Câhidî Efendi kitabın telif sebebini; “muvahhid ile mülhidi beyan etmek” olarak açıklamaktadır.

Kitâbü’n-Nasîha risâlesinde konular, bir bütünlük içerisinde işlenmemiştir. Konular eserin her tarafına yayılmış, belli bir sistem takip edilmemiştir. Bu yüzden olacak ki, konu başlıkları yok, paragraflar yapılmamıştır. Tevhîd-i Zât risâlesinde konular belirtilmiş, ama konudan konuya geçişler var, bir konu baştan sona tam işlenmemiştir. Eserde göze takılan bir diğer husus ise; tekrarların çok olmasıdır. Biz bu saydığımız durumları, konu başlıkları ve paragraflar yaparak eseri düzenlemeye çalıştık.

Câhidî Efendi, dünya sevgisini terk ile (özellikle Uzlet kavramını çok kullanır.) Allah’a yönelmeyi, dünyanın aldatıcı ve geçiciliği, şeriatı överek, insanların gafletten kurtulmaları, nefsî arzularını terk etmelerini, kibri bırakmayı ve bir şeyhe bağlanarak tarikata girip öbür dünyaya hazırlık içinde bulunulması gerektiğini nasihat etmektedir.

Hemen hemen bütün mutasavvıflarda görüldüğü gibi, Câhidî Efendi’ye göre de insan-ı kâmil peygamberlerin vârisleridir. Nâkısların ellerinden tutup Hakk’a ulaşmalarına vesile olan rehberdirler. Bunun içinde Hakk yoluna sülûk eden kimselerin mürşidine tam bir teslimiyet göstermesi, ehl-i dünyadan yüz çevirmesi ve mürşidinin söylediği her şeyi yapması şarttır. Câhidi Efendi, uzleti çeşitli şekillerde anlatmıştır ki, bazı açıklamalarında sanki, halktan uzaklaşmak, hiç halk arasına girmemek gibi anlaşılmamalıdır. Çünkü, Câhidî’nin başka açıklamalarına bakıldığında halka karışıp ama avam gibi olmamak, onlar gibi giyinmemek, yememek, fiillerinin dahi ehl-i hevalara benzetmemek olduğu anlaşılacaktır.

Dikkatimizi çeken bir husus da Şeyh Uşşâki ve Uşşâkiyye’nin alt kolu olan Câhidiyye’nin kurucusu olmasına rağmen, kendi tarikatından değil de, tarikatların, sâlikerin genel özelliklerinden bahsetmesi, bütün ehl-i tariklere nasihatlarda bulunmasıdır.

Aslında Edirne’li Şeyh Ahmed Câhidî Efendi, önemli bir mutasavvıf ve Tekke şâiridir. Bu kadar güzel eserleri olmasına rağmen bugüne kadar üzerinde ciddi çalışmalar yapılmaması gerçekten üzücüdür. Ancak son zamanlarda çalışmalar görülmeye başlanmıştır, bu da üzüntümüzü bir nebze olsun azaltmaktadır. Umarım bu çalışmamız onu ve eserlerini okuyucularımıza tanıtma hizmetini ifa ederse veya eserleri üzerinde çalışmaya sevk ederse, mutluluk sebebimiz olacaktır.